<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Elif Ören Acar Archives - Malta Haber</title>
	<atom:link href="https://www.maltahaber.com/yazarlar/elif-oren-acar-yazarlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link></link>
	<description>Malta&#039;nın Türkçe Sesi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Oct 2026 19:02:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/04/favicon.ico</url>
	<title>Elif Ören Acar Archives - Malta Haber</title>
	<link></link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Malta’daki Türk İzleri: Ċamur, Bildiğimiz Çamur</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-camur-bildigimiz-camur/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-camur-bildigimiz-camur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2026 13:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elif Ören Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Çamur]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Etimolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Gozo]]></category>
		<category><![CDATA[malta tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[maltaca]]></category>
		<category><![CDATA[Maltaca-Türkçe ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk esirler]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Valletta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-camur-bildigimiz-camur/</guid>

					<description><![CDATA[<p>On birinci yazı. Yabancı bir dilde kendi dilinden bir kelimeye rastlamak insanı heyecanlandırıyor, hiç inkâr edemem. Hele gündelik hayatta kullandığın, duyunca dönüp sözlüğe bakmayacağın bir kelimeyse. Bu seriye başlarken aklımda dönüp duran sorulardan biri de buydu: Türkçeden Maltacaya doğrudan geçmiş bir kelime var mı? Ortak kelimeler buluyorum. Ama ortak olması başka, Türkçeden geçmiş olması başka. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-camur-bildigimiz-camur/">Malta’daki Türk İzleri: Ċamur, Bildiğimiz Çamur</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>On birinci yazı.</p>
<p>Yabancı bir dilde kendi dilinden bir kelimeye rastlamak insanı heyecanlandırıyor, hiç inkâr edemem. Hele gündelik hayatta kullandığın, duyunca dönüp sözlüğe bakmayacağın bir kelimeyse.</p>
<p>Bu seriye başlarken aklımda dönüp duran sorulardan biri de buydu: Türkçeden Maltacaya doğrudan geçmiş bir kelime var mı?</p>
<p>Ortak kelimeler buluyorum. Ama ortak olması başka, Türkçeden geçmiş olması başka. Arapçadan ya da İtalyancadan iki dile de girmiş bir kelimeyi bulup “İşte Türkçe!” demek istemiyorum. Benim aradığım, araya başka bir dil girmeden Türkçeden Maltacaya ulaşmış olabilecek bir kelime. Araştırırken en çok burada duraksıyorum. Birbirine benzeyen iki kelimeyi yan yana koymak kolay da birinin ötekine nasıl geçtiğini göstermek o kadar kolay değil.</p>
<p>İşte <em>ċamur</em> da tam böyle bir didikleme sırasında karşıma çıktı.</p>
<p>Evet, bildiğimiz çamur. Maltacada kullanıldığı yer ise daha dar: Yeni döşenmiş çimento karolar parlatıldıktan sonra yerde kalan o yapışkan, ıslak tortu.</p>
<p>Gozolu yazar ve folklor araştırmacısı<em> Anton F. Attard, 2015’te The Gozo Observer</em>’da yayımlanan <em>“The Lore of Turkish Raids on Gozo” </em>başlıklı yazısının sonunda ċamura ve ċamur olarak iki farklı kullanımını kayda geçirmiş. Anlamını da az önce bahsettiğim gibi harç artığı olarak verip, kelimenin Türkçedeki <em>&#8220;mud&#8221;</em> (çamur) ile bağını kuruyor. Hatta, Maltacada doğrudan Türkçeden geçtiğini saptayabildiği tek kelimenin bu olduğunu ekliyor.</p>
<p>İnsanın hoşuna gidiyor tabii. Bunca hikâyenin, deyimin, korkutmanın ardından bu kez karşımızda doğrudan Türkçeye bağlanan bir kelime var. Yalnız, Attard’ın “bulabildiğim tek kelime” demesi, dilde başka örnek bulunamayacağı anlamına gelmiyor; kendi taramasının sınırını çiziyor.</p>
<p>Times of Malta’daki <em>“Etymology of two words” </em>başlıklı yazıda da aynı kelimeye rastlıyoruz. Yazının verdiği bilgiye göre <em>ċamur</em>, Malta’ya kıyasla Gozo’da daha yaygın. Aquilina’nın Maltaca-İngilizce sözlüğünden aktarılan anlamı da Attard’ın verdiğiyle örtüşüyor: Yeni döşenmiş çimento karoların parlatılmasından sonra biriken artık. Yazının yazarı da kelimenin Türkçeden geldiğini söylüyor.</p>
<p>Aynı yazıda <em>ċamura</em> biçiminin de kelimenin çoğulu gibi duran yerel bir kullanım olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Türkçe köken açıklamasını buldum ama kelimenin Malta’ya nasıl geldiğini hâlâ bilmiyorum. Eski metinlerde ne zamandan beri kullanıldığını bulabilsem belki biraz ilerleyebilirim. Bir ustanın dilinden mi yayıldı, başka bir yoldan mı geldi?</p>
<p>Tam bunları düşünürken dört beş yıl önce okuduğum bir kitaptaki altını çizdiğim bölüm aklıma geldi.</p>
<p><em>Joseph C. Camilleri, A Taste of Maltese Folklore: Tradition and Heritage</em> adlı kitabının 85. sayfasında, Maltalı mimarların ve taş ustalarının İtalyan mimarisini kitaplardan veya bizzat Roma’ya giderek öğrendiklerini anlatıyor. Hemen ardından da Valletta’daki ahşap balkonlara geliyor konu.</p>
<p>Yazıyı toparlarken eşimle bu bölümü konuştuk. “Muhakkak eklemelisin,” dedi. Yazı bitti bitecek derken bir gün daha bekletip o ihtimalin zihnimde biraz demlenmesine izin verdim. Zira parçalar tuhaf bir şekilde örtüşüyordu. Kitaptaki bölüm şöyle; Türkçesiyle birlikte aktarıyorum:</p>
<p>“1650’den sonra Valletta’da ahşap balkonlar kullanılmaya başlandı ve bunlar bina cephelerini daha da güzelleştirdi. Bu balkonların büyük bir kısmı, o dönemde Malta’da yaşayan çok sayıdaki Türk esir tarafından yapılmıştır.” <em>(After 1650, timber balconies were introduced in Valletta and these further enhanced the façades. These balconies were mostly made by a great number of Turkish slaves living in Malta at the time.)</em></p>
<p>Kitap ayrıca bu insanların çeşitli zanaatlarda, özellikle marangozlukta maharetli olduklarını da vurguluyor.</p>
<p>Balkon meselesi bence başlı başına çok kıymetli. Ama asıl mantık yürütmek istediğim yer burası işte. Roma’dan dönen Maltalı mimarların ve taş ustalarının işi sadece balkon kurmak değildi; evler, binalar, koca bir ada imar ediliyordu. Ellerinde zanaattan anlayan, alet edevat tutmasını bilen bunca esir varken, onları sadece balkon tahtası rendelemekle sınırlamış olmaları hayatın olağan akışına pek uymaz. O şantiyelerin tozuna, harcına, sıvasına muhakkak bu adamların eli değdi.</p>
<p>Buradan yola çıkarak bir tez kuruyorum: Acaba <em>ċamur</em>, şantiyede, inşaatta çalışan Türkçe konuşan bir esirin dilinden yayılmış olabilir mi? Yerdeki o ıslak, yapışkan artığı gösterip “çamur bu” demiştir de birlikte çalıştığı Maltalı ustaların lügatine öyle mi yerleşmiştir?</p>
<p>Elbette Camilleri’nin kitabında ċamur kelimesi geçmiyor. Marangozlukla çimento karoların artığı da birebir aynı zanaat kolu değil. Üstelik kelimenin adada ilk ne zaman kayda geçtiğini de henüz bilmiyorum. Dolayısıyla balkonlar üzerinden kurduğum bu mantığı kesinleşmiş bir delil değil, makul bir ihtimal olarak masaya koyuyorum.</p>
<p>Şimdilik elimde <em>ċamurun</em> Türkçe kökenli olduğunu söyleyen Attard’ın tespiti ve Times of Malta yazısı var. Kelimenin sesiyle anlamı uyuyor. Eksik olan, adaya ayak basışının kesin hikâyesi.</p>
<p>Çamuru bulduk diye sevindim, doğrusu. Ama hangi şantiyede, kimin ağzından duyulup Maltacaya yerleştiğini hâlâ merak ediyorum.</p>
<p><em><strong>Kaynaklar</strong></em><br />
&#8211; Anton F. Attard, “The Lore of Turkish Raids on Gozo”, The Gozo Observer, sayı 32, Yaz 2015, s. 27.<br />
&#8211; “Etymology of two words”, Times of Malta. Aquilina’nın sözlüğündeki anlam aktarımı, Türkçe köken açıklaması ve ċamura biçimine ilişkin değerlendirme.<br />
&#8211; Joseph C. Camilleri, A Taste of Maltese Folklore: Tradition and Heritage, “The Houses and Dress” bölümü, s. 85. Valletta’daki ahşap balkonlar ve Türk esirlerin zanaatkârlığına ilişkin anlatı.</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-camur-bildigimiz-camur/">Malta’daki Türk İzleri: Ċamur, Bildiğimiz Çamur</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-camur-bildigimiz-camur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malta’daki Türk İzleri: Sensafidi: Adı Geçmeyen Türk</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-sensafidi-adi-gecmeyen-turk/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-sensafidi-adi-gecmeyen-turk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Sep 2026 13:30:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elif Ören Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[dil ve tarih]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[malta]]></category>
		<category><![CDATA[maltaca]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Morana]]></category>
		<category><![CDATA[sensafidi]]></category>
		<category><![CDATA[Temi Zammit]]></category>
		<category><![CDATA[Türk esirler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-sensafidi-adi-gecmeyen-turk/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Onuncu yazı. Malta&#8217;da bir anahtar kaybolduğu için değil, biz yüzünden imansız. Bir anahtar kayboluyor. Aranıyor, bulunmuyor, bir daha aranıyor. Temi Zammit&#8217;in Il-Għali jkun imsiefer öyküsünde anahtarın başına bir de sıfat konuyor: sensafidi. Aşağı yukarı, Türkçede &#8220;şu mendebur anahtar&#8221; derken hissettiğimiz şey. Anahtarın inancı olmaz tabii. Ama bu kelimenin geçmişinde din var, esirler var. Onu sonra [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-sensafidi-adi-gecmeyen-turk/">Malta’daki Türk İzleri: Sensafidi: Adı Geçmeyen Türk</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Onuncu yazı.</p>
<blockquote class="wp-block-quote"><p>Malta&#8217;da bir anahtar kaybolduğu için değil, biz yüzünden imansız.</p></blockquote>
<p>Bir anahtar kayboluyor. Aranıyor, bulunmuyor, bir daha aranıyor. <em>Temi Zammit&#8217;in Il-Għali jkun imsiefer</em> öyküsünde anahtarın başına bir de sıfat konuyor: sensafidi. Aşağı yukarı, Türkçede &#8220;şu mendebur anahtar&#8221; derken hissettiğimiz şey.</p>
<p>Anahtarın inancı olmaz tabii. Ama bu kelimenin geçmişinde din var, esirler var. Onu sonra anlatacağım; önce şunu söylemem lazım: bu kez peşine düştüğüm kelimede Tork geçmiyor. Dokuz yazı boyunca hep &#8220;Türk&#8221; yazan bir şeyin peşindeydim. Bu yüzden Zammit&#8217;in cümlesindeki Türk&#8217;ü kendi başıma bulamazdım. Beni oraya<em> Martin Morana&#8217;nın Kliem u Storja </em>sitesindeki ansiklopedik sözlükte yer alan <em>sansafidi / sensafidi </em>maddesi götürdü.</p>
<p>Morana, kelimenin söz dinlemeyen, bildiğini okuyan, dik başlı biri için kullanıldığını yazıyor. Kökenini İtalyanca senza fedeye bağlıyor: inançsız. Buraya kadar tamam. Sonra Joseph Aquilina&#8217;ya dayanarak ekliyor: bu ad, kendi inançlarında inatçı görülen Türk esirlere verilmiş.</p>
<p>Kendi inancında inatçı olan birine &#8220;inançsız&#8221; demek.</p>
<p>Söz, esirlerin neye inandığını anlatmıyor; söyleyenin, kendi inancından olmayana ne ad verdiğini anlatıyor. <em>Twieled Tork </em>yazısında vaftiz edilmemiş çocuk için <em>għadha Tork</em> deniyordu, hatırlarsınız. Orada sınır &#8220;Türk&#8221; kelimesiyle çiziliyordu. Burada kelime yok, sınır aynı.</p>
<p>Morana&#8217;nın Malta&#8217;daki hakaret sözlerini topladığı yazısında <em>sensafidi / senzafidi</em> bir kez daha geçiyor. Hiçbir şeye inanmayan biri için söyleniyor, başka dinden birine, mesela bir Müslümana da söyleniyor; zamanla da sırf sövmek için kullanılır olmuş.</p>
<p>Zammit&#8217;in anahtarı işte bu son aşamanın örneği:</p>
<p><em><strong>&#8220;fittex u erġa&#8217; fittex u dan is-sensafidi ta&#8217; muftieħ ma nstabx&#8221; </strong></em><br />
<em>(okunuşu: fittéş u érca fittéş u dan is-sensafídi ta muftíh ma nstabş)</em><br />
<em><strong>&#8220;Aradı, bir daha aradı; bu sensafidi anahtar bulunmadı.&#8221;</strong></em></p>
<p>1932&#8217;te yazılmış bir öyküde kelime artık bir eşyaya söylenebiliyor. Kimsenin dinini sormaya gerek yok; anahtar ortaya çıkmadığı için suçlu.</p>
<p>Şimdi frene basıyorum, çünkü buradan kolayca düz bir hikâye çıkarılabilir: önce Türk esirlere söylendi, sonra Müslümanlara, sonra herkese, en sonunda anahtara. Güzel duruyor ama elimde bunu kanıtlayan bir şey yok. Türk esirlerden söz eden bilgi Aquilina&#8217;nın kendi metninden değil, Morana&#8217;nın aktarımından geliyor; Aquilina&#8217;yı bu yazı için ayrıca açıp bakmadım. Kelimenin ilk kez onlara söylendiğini de bu maddelerden çıkaramıyorum. Bildiğim iki şey var: Türk esirlere bu adın verildiğini söyleyen bir kaynak, bir de kayıp anahtara kadar uzanan bir kullanım. Arası boş. Boş kalsın.</p>
<p>Gene de anahtar aklımda. Merdivendeki taş Türk&#8217;ün bir yüzü vardı, tarladaki saman Türk&#8217;ün hiç değilse bir gövdesi. Burada ne yüz var ne ad. Sadece bir anahtar var, kayıp.<br />
Malta&#8217;da bir anahtar kaybolduğu için değil, biz yüzünden imansız. Dört yüz yıl önce düşman bellenen adamların imanı, bugün bir çekmecenin dibinde duruyor.</p>
<p>Okunuş için birkaç not:<br />
ġ → Türkçe c (erġa&#8217; → &#8220;erca&#8221;)<br />
x → Türkçe ş (fittex → &#8220;fitteş&#8221;, nstabx → &#8220;nstabş&#8221;)<br />
ħ → gırtlaktan, sert bir h (muftieħ → &#8220;muftíh&#8221;; ie uzun, kapalı bir i gibi okunur)<br />
&#8216; (erġa&#8217;, ta&#8217;) → eski bir gırtlak sesinin kalıntısı, bugün okunmaz; önceki ünlü hafifçe uzar<br />
u → &#8220;ve&#8221; anlamında, Türkçedeki &#8220;u&#8221; gibi</p>
<p>Kelime kelime:<br />
Maltaca Türkçe<br />
fittex: aradı<br />
u: ve<br />
erġa&#8217; fittex: yine aradı, bir daha aradı<br />
u dan: ve bu<br />
is-sensafidi ta&#8217; muftieħ: (şu) sensafidi anahtar — kelimesi kelimesine &#8220;anahtardan sensafidi&#8221;<br />
ma nstabx: bulunmadı</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong><br />
&#8211; Martin Morana, Kliem u Storja (kliemustorja.com), &#8220;Sansafidi / Sensafidi&#8221; maddesi. Zammit&#8217;in anahtar cümlesi ve Aquilina&#8217;ya yapılan atıf bu maddeden. https://kliemustorja.com/s/<br />
&#8211; Martin Morana, &#8220;Għajjartu b&#8217;li Kellu&#8221;, &#8220;Sensafidi / Senzafidi&#8221; bölümü. https://kliemustorja.com/2024/03/07/ghajjarti-bli-kellu/<br />
&#8211; Öykü: https://www.um.edu.mt/library/oar/bitstream/123456789/48381/3/Il-G%C4%A7ali%20jkun%20Imsiefer.pdf</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-sensafidi-adi-gecmeyen-turk/">Malta’daki Türk İzleri: Sensafidi: Adı Geçmeyen Türk</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-sensafidi-adi-gecmeyen-turk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınırların Zarafeti ve Sahici Yakınlık Üzerine</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/sinirlarin-zarafeti-ve-sahici-yakinlik-uzerine/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/sinirlarin-zarafeti-ve-sahici-yakinlik-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 21:45:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elif Ören Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[aidiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat toplulukları]]></category>
		<category><![CDATA[İçsel huzur]]></category>
		<category><![CDATA[insan ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel sınırlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nezaket]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhsal denge]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay yakınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/sinirlarin-zarafeti-ve-sahici-yakinlik-uzerine/</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan ilişkileri, görünmez ama bir o kadar da hissedilir ince ipek bağlarla örülür. Bazen hayatın telaşı içinde karşılaştığımız bazı sesler ve üsluplar, ruhumuzun dingin sularında beklenmedik dalgalanmalara sebep olabilir. Bu dalgalanmaların kaynağına şefkatle, adil bir yerden ama bir o kadar da net bakabilmek, kendimizi ve sınırlarımızı tanımanın en zarif yoludur. Zamanla ve doğallıkla yeşermeyen, henüz [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/sinirlarin-zarafeti-ve-sahici-yakinlik-uzerine/">Sınırların Zarafeti ve Sahici Yakınlık Üzerine</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan ilişkileri, görünmez ama bir o kadar da hissedilir ince ipek bağlarla örülür. Bazen hayatın telaşı içinde karşılaştığımız bazı sesler ve üsluplar, ruhumuzun dingin sularında beklenmedik dalgalanmalara sebep olabilir. Bu dalgalanmaların kaynağına şefkatle, adil bir yerden ama bir o kadar da net bakabilmek, kendimizi ve sınırlarımızı tanımanın en zarif yoludur.</p>
<p>Zamanla ve doğallıkla yeşermeyen, henüz bir yaşanmışlık barındırmayan ilişkilerde erkenden takınılan mesafesiz hitaplar, kalpte karşılık bulan bir sıcaklıktan ziyade, görünmez bir hiyerarşinin ve yukarıdan bakan bir tebessümün habercisi gibidir. Sahici bir mesafe, altı doldurulmamış yapay bir yakınlıktan her zaman daha güvenilir ve hürmete layıktır. Çünkü nezaket, insanın hamurunda sükûnetle demlenmediğinde, dışarıdan iliştirilmiş eğreti bir süs gibi durur ve ruhu yorar.</p>
<p>Birlikte üretmek ya da paylaşmak adına kurulan topluluklarda sıklıkla rastlanan &#8220;içeridekiler ve dışarıdakiler&#8221; ayrımı, incelikten uzaklaşıldığında kelimelerin rengini bir anda değiştirir. Bir grubun kendini &#8220;seçilmişler&#8221;, &#8220;süzülmüşler&#8221; üzerinden tanımlama refleksi, bir davetten ziyade sessiz ve kibirli bir sınama barındırır içinde. Kendini ya da ait olduğu çevreyi sürekli bir üstünlük üzerinden kanıtlama çabası, ne yazık ki en çok o topluluğun samimiyetine zarar verir. Oysa edebiyatın, sanatın ve düşüncenin etrafında toplanan ruhlar; birbirlerine rütbelerle, örtük sınavlarla ya da ayrıcalık alanlarıyla değil, aynı satırları okurken hissettikleri eşit ve telaşsız bir heyecanla yaklaşmalıdır.</p>
<p>Kitaplar, zihnimizi dinlendirmek, dünyevi telaşlardan sıyrılıp eşit bir zeminde insanlık hallerini paylaşmak için sığındığımız limanlardır. Böyle bir alanın, örtük bir denetim mekanizmasına ya da entelektüel bir gövde gösterisine dönüşmesi, o ferahlatıcı sohbetleri nefes kesen, ağır bir havaya büründürür.</p>
<p>Fakat tüm bunlar olurken, insanın kendi içsel dengesini bozmasına, yorucu savunmaların ya da açıklama çabalarının içine girmesine gerek yoktur. Bazen en büyük zarafet; hiç kimseyi incitmeden, tartışmaların yıpratıcı girdabına kapılmadan, sükûnetle bir adım geriye çekilebilmektir. Herkesin yaşam ritmi, aradığı yakınlık ve var olmak istediği iklim başkadır. Bu uyumsuzluğu olgunlukla kabul edip enerjimizi kendi ruhumuzu besleyecek alanlara saklamak, kendimize sunabileceğimiz en adil iyiliktir.</p>
<p>Nazik, kısa ve sınırları şefkatle çizen bir duruş, tüketilen onlarca kelimeden çok daha tesirlidir. İnsanın kendi huzuruna ve içsel alanına duyduğu saygı, hayat pusulasının en kıymetli yönüdür. Bırakalım, zorlama iklimlerin değil, o dingin ve berrak bahçelerin ferahlığı ruhumuzu beslesin…</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/sinirlarin-zarafeti-ve-sahici-yakinlik-uzerine/">Sınırların Zarafeti ve Sahici Yakınlık Üzerine</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/sinirlarin-zarafeti-ve-sahici-yakinlik-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malta’daki Türk İzleri: Almanzor u Marija</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-almanzor-u-marija/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-almanzor-u-marija/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 23:18:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elif Ören Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Almanzor u Marija]]></category>
		<category><![CDATA[din ve kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Giovanni Antonio Vassallo]]></category>
		<category><![CDATA[Malta edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[malta tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman imgesi]]></category>
		<category><![CDATA[önyargı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk imgesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-almanzor-u-marija/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düşman Denilen Âşık Dokuzuncu yazı. Sekiz yazıdır Malta’nın güneşte kavrulmuş sarı kireçtaşına sinmiş barut kokusunu, sokaklarda yankılanan bedduaları, tarlalara dikilmiş yüzsüz korkulukları, merdiven başında çocukların ödünü koparan kara gölgeleri anlatıp duruyorum. Arada korsan baskınları geçti, 1565’in bitmeyen gölgesi masanın başköşesine kuruldu. Tork kelimesi kimi zaman doğrudan Türk oldu, kimi zaman Osmanlı, kimi zaman da sadece [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-almanzor-u-marija/">Malta’daki Türk İzleri: Almanzor u Marija</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Düşman Denilen Âşık</strong></p>
<p><strong>Dokuzuncu yazı.</strong></p>
<p>Sekiz yazıdır Malta’nın güneşte kavrulmuş sarı kireçtaşına sinmiş barut kokusunu, sokaklarda yankılanan bedduaları, tarlalara dikilmiş yüzsüz korkulukları, merdiven başında çocukların ödünü koparan kara gölgeleri anlatıp duruyorum. Arada korsan baskınları geçti, 1565’in bitmeyen gölgesi masanın başköşesine kuruldu. <em>Tork</em> kelimesi kimi zaman doğrudan Türk oldu, kimi zaman Osmanlı, kimi zaman da sadece öfkeyle sıkılmış bir yumruğun ağızdan dökülen ilk hecesi. Bir yerden sonra insanın genzi yanıyor elbet. Yazanın da okuyanın da denize bakan bir pencereyi aralamaya ihtiyacı var.</p>
<p>Bu defa aradan bir aşk hikâyesi çıktı.</p>
<p>Adı <em>Almanzor u Marija.</em></p>
<p>On dokuzuncu yüzyıl Malta edebiyatının kurucu şairlerinden Giovanni Antonio Vassallo’nun bir baladı bu. Merkezinde, yan yana gelmeleri baştan tekinsiz sayılan iki kişi duruyor: Katolik Marija ile Suriye’den geldiği söylenen Müslüman Almanzor. Anlatı onu doğrudan “Türk” sayıyor. Gerçi serinin önceki duraklarından biliyoruz; o kelimeyi bugünün nüfus cüzdanı titizliğiyle okumamak gerek. Eski Maltacada <em>Tork</em>, yerine göre etnik Türk’tür, yerine göre Osmanlı tebaası, bazen Kuzey Afrikalı bir levent, bazen de sadece haçın karşısında duran bir Müslüman. Nihayetinde Almanzor Suriyeli, Müslüman ve Marija’nın ait olduğu dünyanın büsbütün dışında bir yabancı.</p>
<p>Üstelik âşık.</p>
<p>Hikâyenin en sahici tarafı da burada başlıyor. Vassallo bu sevdayı büyük bir meydan okumayla değil, gündelik bir sabah bekleyişiyle başlatır. Almanzor bir sabah Marija ayine giderken onu bir anlığına görebilmek, taş sokakta iki kelime konuşabilmek için yolun kuytusuna siner. Dikkat çekmemek için sırtına bir Hristiyan kisvesi geçirmiştir. Güneşin henüz sokakları ısıtmadığı, adanın o serin sabahında ayakkabı tıkırtılarının birbirine karıştığı bir an… Almanzor, eğreti elbisesiyle gözünü kilise yoluna dikmiş beklemektedir.</p>
<p>Marija köşeyi döner, Almanzor adımlarına yetişip aşkını söyler. Fakat aldığı karşılık bir aşk masalının yumuşaklığına hiç benzemez. Sekizinci yazının başlığındaki o eski sorunun yankısı, bu kez genç bir kadının ağzından duyulur:</p>
<p><em>“Xi trid minni, ja għadu? ja kiefer?”</em><br />
<em>(Şi trit minni, ya adu? ya kifer?)</em><br />
“Benden ne istiyorsun, ey düşman? Ey zalim?”</p>
<p>Almanzor’un o âna kadar ne yaptığına baksanız kayda değer bir kötülük bulamazsınız. Kıza el sürmemiş, kılıç çekmemiş, evine saldırmamıştır. Marija’nın bu ilk tepkisinde ne kadarı sahici bir korku, ne kadarı ailesinden çekinme, ne kadarı da adanın o ezberletilmiş sınırlarıdır, kestirmek zor. Fakat Marija, adamın söylediklerinden önce sırtındaki o emanet elbiseye ve gizlenemeyen yabancılığına cevap verir. <em>Għadu</em> (düşman) ve <em>kiefer </em>(zalim).</p>
<p>İki kelime; ardında ise koca bir adanın kederi ve tortusu. <em>Kiefer</em>, kökü itibarıyla Arapçadaki <em>k-f-r</em> kökünden gelir; dilimizdeki kâfir ve küfür kelimeleriyle aynı kaynaktan beslenir. Baladdaki doğrudan anlamı “zalim”dir; fakat Akdeniz’de tarafların birbirini dinî sınırın ötesine fırlatırken kullandığı o eski damgayı da içinde taşır.</p>
<p>Korsan teknelerinin sabaha karşı sahile bıraktığı dehşet, esir pazarları, çanların yabancı bir yelken görüldüğünde telaşla çalınışı… Bugün Valletta surlarından baktığınızda aşağıda gezi tekneleri ağır ağır köpük çıkarıyor, bir kafede fincanlar şıngırdıyor, arsız martılar masalardan bir şeyler kapmanın derdinde. Marija’nın ağzından çıkan o iki kelime ise bambaşka bir denize bakıyor. O kelimelerin içinde Almanzor’dan çok daha eski adamlar var.</p>
<p>Almanzor dönüp gitmez; Marija da sırtını büsbütün dönmez. Önüne katı bir hudut çizer: Dinini değiştirecek, vaftiz olacak, kilisenin suyundan geçecektir. Ancak ondan sonra konuşabilirler.</p>
<p>On dokuzuncu yüzyılın adasında oturup modern çağın uzlaşmacı hoşgörüsünü aramak beyhude. Almanzor şartı kabul eder. Başına su dökülür ve yeni bir isim alır: <em>Pawlu </em>(Pavlu).</p>
<p>Malta’da rastgele seçilecek en son isimdir bu. Havari Pavlus adanın taşında, toprağında, koy isimlerinde, kilise tavanlarındaki fresklerde her an hazır nazırdır. Suriye’den gelen adam, kilisenin kapısından adını da içeride bırakarak çıkar. Vaftizle düğün aynı gün yapılır, aile razı olur. Balad kendi hesabına mutlu sona ermiştir.</p>
<p>Arnold Cassola, erken dönem Malta şiirinde Müslüman imgesini incelerken bu baladı önemli bir basamak sayar; Türk’ün edebiyatta yavaş yavaş şeytani bir klişe olmaktan çıkıp insani bir çehreye kavuştuğunu, Vassallo’nun da bu dönüşümde öncü bir yerde durduğunu söyler. Haklı bir tarafı var elbet. Burada karşımızdaki figür artık tarlaya dikilmiş içi saman dolu bir korkuluk ya da merdiven karanlığında bekleyen öcü değil. Konuşan, arzulayan, bir kadının yolunu bekleyen ve seçim yapan bir insan.</p>
<p>Yine de metin o kadar kolay bir uzlaşma sunmuyor. Çünkü baladın bize anlattığı olay örgüsünde, Almanzor’a yöneltilen o “zalim” sıfatını doğrulayacak hiçbir davranış gösterilmez. Buna karşılık anlatının ona yakıştırdığı sıfatlar değişir. Önceden <em>għadu </em>(düşman) ve <em>kiefer </em>(zalim) olan adam, vaftizden sonra metnin ifadesiyle “<em>qdusija wera</em>”, yani “kutsallık sergileyen”, dolayısıyla artık cemaat için makbul birine dönüşüverir.</p>
<p>İşte hikâyenin asıl gerilimi burada. Kapı aralanmıştır aralanmasına, lakin eşikten Almanzor olarak geçmesine izin verilmemiştir.</p>
<p>Vassallo’nun kendi metinleri de zaten tek bir çizgide durmaz. Aynı yıl, 1843’te yayımlanan iki ayrı eserine bakmak bile bu zıtlığı görmeye yeter. 1775’teki din adamları ayaklanmasını anlattığı <em>Mannarino </em>şiirinde bambaşka bir vicdan konuşur; Rahip Mannarino’nun ağzından Şövalyelerin esir pazarlarında Müslüman Arapları satmasını eleştirir, insanın insan tarafından köle edilmesine karşı çıkar ve az önce bahsettiğimiz o <em>kefrin </em>(zalimler) sıfatını doğrudan Hristiyan Şövalyelerin üzerine çevirir. Fakat yine 1843 tarihli <em>Is-Sultan La Valette</em> destanına baktığınızda, Türkler yeniden surlara saldıran o mutlak, karanlık düşman kimliğiyle karşımıza çıkar.</p>
<p>İnsan, yazarları zihninde düz bir gelişim çizgisine yerleştirmeyi seviyor: Gençken önyargılıydı, sonra öğrendi, zamanla hoşgörülü oldu. Vassallo ise bu kadar kolay sınıflandırılmıyor. Bir metninde çağının koyu önyargılarını aşarken, başka bir metninde o bildik düşmanlık hafızasına geri dönebiliyor.</p>
<p>Almanzor’un hikâyesini akılda tutan da belki bu zıtlıklar.</p>
<p>Balad düğünle perdesini kapatıyor. Benim aklım ise hikâyenin o ilk sabahında. Marija kiliseye doğru adımlarını sıklaştırıyor, Almanzor sokağın dönemecinde bekliyor. Üzerinde başkasının kıyafeti var, fakat adı henüz Almanzor.</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-almanzor-u-marija/">Malta’daki Türk İzleri: Almanzor u Marija</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-almanzor-u-marija/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malta&#8217;daki Türk İzleri: Xi t-Torok trid?</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-xi-t-torok-trid/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-xi-t-torok-trid/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 15:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elif Ören Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[#çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[#Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Said]]></category>
		<category><![CDATA[Kurstin Gatt]]></category>
		<category><![CDATA[malta]]></category>
		<category><![CDATA[maltaca]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Spagnol]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-xi-t-torok-trid/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sekizinci yazı. Valletta&#8217;nın denize dik inen dar, sarı kireçtaşı sokaklarında yürürken rutubetli havayı yırtan tiz bir tartışmaya kulak misafiri olduğunuzu düşünün. Sabahın erken saatleri. Pastizzi fırınlarından sokağa sıcak hamur ve yağ kokusu yayılıyor, daracık yolu bir teslimat kamyonu tıkamış, esnaf kollarını iki yana açıp bağırıyor: Xi t-Torok trid? Şit-torok triit, diye okunuyor. Maltacada Xi trid? [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-xi-t-torok-trid/">Malta&#8217;daki Türk İzleri: Xi t-Torok trid?</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sekizinci yazı.</p>
<p>Valletta&#8217;nın denize dik inen dar, sarı kireçtaşı sokaklarında yürürken rutubetli havayı yırtan tiz bir tartışmaya kulak misafiri olduğunuzu düşünün. Sabahın erken saatleri. Pastizzi fırınlarından sokağa sıcak hamur ve yağ kokusu yayılıyor, daracık yolu bir teslimat kamyonu tıkamış, esnaf kollarını iki yana açıp bağırıyor:</p>
<p><em>Xi t-Torok trid?</em></p>
<p>Şit-torok triit, diye okunuyor.</p>
<p>Maltacada <em>Xi trid?</em> zaten &#8220;ne istiyorsun&#8221; demek. Düzgün, kısa, sıradan bir soru.</p>
<p>Buradaki <em>trid </em>ikinci tekil şahıs, yani &#8220;sen istiyorsun&#8221;. İfade doğrudan karşıdaki kişiye yöneliyor. Kamyoncuya, aynı şeyi yedinci kez isteyen çocuğa, kapıya üçüncü kez gelen adama. Havaya söylenmiyor, bozulan bir musluğa hiç söylenmiyor. Karşıda birisi var, o birisi bir şey istiyor.</p>
<p>Şimdi araya <em>t-Torok&#8217;</em>u sıkıştırın.</p>
<p>Anlam kımıldamıyor. Soru aynı soru, beklenen cevap aynı cevap. Yükselen tek şey ısı. Türkçede bağlama göre &#8220;ne cehennem istiyorsun&#8221;, &#8220;daha bela mı istiyorsun&#8221;, &#8220;ne var yani&#8221; gibi bir hiddete yaklaşıyor.</p>
<p>Kelimeyi cümleden çekip alsanız cümle ayakta kalıyor, bıraksanız hiçbir şey öğrenmiyorsunuz. Türkler orada bir şey istemiyor, bir şey yapmıyor. Yalnızca duruyorlar.</p>
<p>Bir tuhaflık daha var, dilbilgisi tarafında. T-Torok&#8217;un başındaki t-, Maltacanın belirlilik takısının T önünde aldığı biçim. Yani ifade çıplak Torok demiyor, t-Torok diyor. Belirli Türkler, bilinen Türkler. Oysa cümlede onların oturacağı bir yer yok. Özne değiller, nesne değiller, kimse onlardan bahsetmiyor. Adları belirli, kendileri yok.</p>
<p>İngiliz kızdığında cümlenin ortasına cehennemi sıkıştırıyor, İtalyan şeytanı koyuyor.</p>
<p>Maltalı Türkleri koyuyor.</p>
<p>Bu seride ilk defa çevirinin kendisi mesele oldu.</p>
<p>Kelimesi kelimesine çevirirsem elimde saçma bir şey kalıyor. Ne Türkler istiyorsun? Türkçede aynı işi gören ne varsa denedim. &#8220;Ne istiyorsun be&#8221; desem Türk düşüyor. &#8220;Ne halt istiyorsun&#8221; desem yine düşüyor. Türk&#8217;ü cümlede zorla tutmaya kalksam bu sefer Türkçe okuyan biri hakaret işitiyor; oysa Maltacada kimse Türk&#8217;e bir şey demiş olmuyor, bağıran esnafın aklından bir tek Türk geçmiyor.</p>
<p>İnternette dilden dile dolaşan, kaynağı belirsiz bu ifadeyi hakkıyla yazıya geçirmiş birini ararken Michael Spagnol&#8217;u buldum.</p>
<p>Spagnol dilbilimci, Malta Üniversitesi&#8217;nin Maltaca Bölümü&#8217;nü yıllarca yönetmiş. Bunun yanında Kelma Kelma diye bir iş yapıyor. 2013&#8217;te bir Facebook sayfası olarak başlamış, Maltacanın tuhaflıklarını halka anlatıyor.</p>
<p>Orada 2019 tarihli, <em>Dawra mad-dinja</em> başlıklı kısa bir yazısı var. Dünya turu.</p>
<p>Tezi eğlenceli. Maltalılar konuşurken, farkında bile olmadan, durmadan başka milletlerin adını anıyor.</p>
<p>Bahçede İngiliz çimi var, salonda İran halısı. Baba Fransız ekmeği seviyor, anne pandispanya tercih ediyor. Yazar da bir dilim <em>ħelwa tat-Tork </em>karşısında dayanamıyor. Türk tatlısı, bizim helvamız.</p>
<p>Sonra öfke faslına geliyor ve iki ifadeyi yan yana koyuyor, <em>Ħaqq għat-Torok</em> ile <em>xi t-Torok trid</em>. Meğer ikisi aynı rafta duruyormuş.</p>
<p>Spagnol&#8217;un listesi Türklerde bitmiyor.</p>
<p>Anlamadığınız bir şey söyleyene Maltalı &#8220;bana Rumca konuşuyorsun&#8221; diyor, ya da Japonca. Bir işi ters yapana &#8220;Araplar gibi yapıyorsun&#8221; diyor. İşi biter bitmez kalkıp gidene &#8220;Gozolular gibi&#8221; diyor, çünkü Gozolunun vapur yetiştirmesi gerekir. Parayı savurana Amerikalı diyor. Geç kalana, İngiliz dakikliğine göndermeyle, &#8220;sende de İngiliz saati var&#8221; diyor.</p>
<p>Sonra ölçek küçülüyor, sıra Malta&#8217;nın kendi köylerine geliyor. Başını ağrıtan birine &#8220;git Marsa&#8217;nın marulunu sula&#8221; deniyor. Qormili kadın için övgü var, Msidalı kadın için hiç yok, Rabatlılar cimrilikle anılıyor.</p>
<p>Burada gülünecek bir taraf var elbette. Bir de şu var, madem dil bütün komşularına birer isim yapıştırmış, Türk&#8217;ün o listede bulunması özel bir kinin delili sayılmaz. Türk kalabalık bir kataloğun bir maddesi yalnızca.</p>
<p>Fakat bir farkla.</p>
<p>Rumca hâlâ Rumcadır. &#8220;Bana Rumca konuşuyorsun&#8221; diyen adam anlamadığı bir dilden bahseder, Yunanlar o cümlede bir iş görür. Arap bir işi ters yapmakla suçlanır, haksızdır, ama hiç değilse bir şeyle suçlanmıştır. Amerikalı para harcar, Gozolu vapura koşar, İngiliz vaktinde gelir. Hepsinin bir rolü vardır.</p>
<p><em>Xi t-Torok trid?</em> cümlesindeki Türklerin rolü yoktur.<br />
Bu cümlenin peşinde olan tek kişi ben değilmişim.</p>
<p>Kurstin Gatt, 2025&#8217;te yayımlanan çalışmasına aynı cümleyi başlık yapmış. *Xi t-Torok trid?** Il-barranin fil-qwiel u l-idjomi Maltin*. Yani, Maltaca atasözleri ve deyimlerinde yabancılar.</p>
<p>Özetine göre çalışma üç iş yapıyor. Maltacada yabancılara gönderme yapan atasözlerini ve deyimleri topluyor, hem dışarıdakileri, Türkler, İngilizler, Araplar, hem içeridekileri, Gozolular ve şu ya da bu yerden olanlar. Sonra Arap ülkelerinde Malta, Maltaca ve Maltalılar için söylenenleri topluyor. Sonuncusu, bütün bu birikimi Edward Said&#8217;in Oryantalizm&#8217;i üzerinden okuyor.</p>
<p>Spagnol&#8217;un listesindeki ikiye ayrılma, dışarıdaki milletlerle içerideki köyler, demek ki bana özgü bir yanılsama değilmiş.</p>
<p>Çalışmanın tam metni Malta Üniversitesi arşivinde erişime kapalı. O yüzden Gatt&#8217;ın<em> Xi t-Torok trid?</em> hakkında ne dediğini bilmiyorum ve ona ait olmayan bir sonuç çıkarmayacağım. Şu kadarı ortada. İfade uydurma değil, kayda geçmiş ve bir makaleye başlık olacak kadar dikkat çekmiş.</p>
<p>Türk tek başına anıldığında ortada hep bir resim var. Bir Türk doğuyor, bir Türk vaftiz oluyor, biri Türk gibi kara sayılıyor, merdivende bir Türk oturuyor, tarlada bir Türk nöbet tutuyor. Hepsi tekil, hepsinin bir sûreti var, gözünüzün önüne getirebiliyorsunuz.</p>
<p>Öfke çoğula geçiyor. <em>Ħaqq għat-Torok.</em> Ve <em>xi t-Torok trid.</em></p>
<p>Tek Türk bir resimdir. Türkler ise kalabalık. İnsanın aklına filo geliyor, ufukta beliren kadırgalar geliyor. Bunun dilin tarihsel hafızasıyla gerçekten bir ilgisi var mı, bilmiyorum. Belki de bu ifadeleri art arda okuyunca benim gördüğüm bir desen.</p>
<p>Bu ifadenin tuhaf bir tarafı var. Cevaplanamıyor.</p>
<p>Duyan ne istediğini söyler, Türkleri olduğu yerde bırakır. Cümlede o kadar uzun durmuşlar ki çıkarınca eksik geliyor, bırakınca hiçbir şey anlatmıyor.</p>
<p>Sesinde bile bu var aslında. <em>Xi trid</em> deyince düz bir soru çıkıyor ortaya. Araya <em>t-Torok</em> girince hece kabarıyor, öfke bir perde yukarı çıkıyor, kulak neredeyse köpürdüğünü duyuyor.</p>
<p>Ama bunu söyleyen de duyan da Maltalı. Bu satırları yazan da okuyan da Türk.</p>
<p>Esnafın aklında biz yokuz. Sayfada en çok biz varız.</p>
<p><em><strong>Merak edenler için kaynaklar</strong></em></p>
<ul>
<li>Michael Spagnol, Dawra mad-dinja, Kelma Kelma, 2019.</li>
<li>Kurstin Gatt, Xi t-Torok trid? Il-barranin fil-qwiel u l-idjomi Maltin, Leħen il-Malti, sayı 44, 2025, s. 123-143. Yayıncı Għaqda tal-Malti (Università). Malta Üniversitesi açık erişim arşivinde künyesi kayıtlı, tam metni erişime kapalı.</li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-xi-t-torok-trid/">Malta&#8217;daki Türk İzleri: Xi t-Torok trid?</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-xi-t-torok-trid/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1565: Zaferin Öbür Yüzünden</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/1565-zaferin-obur-yuzunden/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/1565-zaferin-obur-yuzunden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2026 14:34:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elif Ören Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[#tarih]]></category>
		<category><![CDATA[1565 Büyük Kuşatma]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Jum il-Vitorja]]></category>
		<category><![CDATA[Lepanto]]></category>
		<category><![CDATA[Malta Kuşatması]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[St Elmo]]></category>
		<category><![CDATA[Turgut reis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/1565-zaferin-obur-yuzunden/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün 8 Eylül. Tam şu an bulunduğum yerde, Malta&#8217;da, sokaklarda şenlikler, havai fişekler ve anma törenleri var. Adalılar bugün Jum il-Vitorja&#8217;yı, Zafer Günü&#8217;nü kutluyor. Ben bu zafere bir de öbür taraftan bakmak istiyorum, çünkü kutlanan zaferin öbür tarafında duran hikâye bana hiçbir zaman tam anlatılmamış gibi gelir. Gün Malta tarihinde birkaç farklı zaferi birlikte anıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/1565-zaferin-obur-yuzunden/">1565: Zaferin Öbür Yüzünden</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün 8 Eylül. Tam şu an bulunduğum yerde, Malta&#8217;da, sokaklarda şenlikler, havai fişekler ve anma törenleri var. Adalılar bugün Jum il-Vitorja&#8217;yı, Zafer Günü&#8217;nü kutluyor. Ben bu zafere bir de öbür taraftan bakmak istiyorum, çünkü kutlanan zaferin öbür tarafında duran hikâye bana hiçbir zaman tam anlatılmamış gibi gelir. Gün Malta tarihinde birkaç farklı zaferi birlikte anıyor ama bunların en meşhuru, kuşkusuz 1565 Büyük Kuşatması&#8217;nın sona erişi; yani Osmanlı donanmasının adadan çekilişinin yıl dönümü.</p>
<p>Kutlamalara, abartılı kahramanlık heykellerine ve yüzyıllardır Avrupa muhayyilesini süsleyen o görkemli resimlere bakınca, insanın aklına ister istemez o meşhur sinematografik efsane geliyor: <em>&#8220;Kanuni Sultan Süleyman haremdeki kadınların mallarını taşıyan bir kalyonun şövalyeler tarafından ele geçirilmesine öfkelenir, bir kriz geçirir ve 40 bin kişilik devasa ordusunu, topu topu 500 şövalyenin savunduğu Malta&#8217;nın üzerine salar…&#8221;</em></p>
<p>Güzel hikâye. Sinemaya da yakışır. Ama Osmanlı mühimme defterleri ve tarihsel gerçekler o kadar hevesli değil.</p>
<p>Evet, ortada bir gemi meselesi vardı. 1564&#8217;te Hospitalier şövalyelerinin en namlı deniz akıncılarından biri olan Romegas, içinde saray çevresine ait malların ve önemli esirlerin bulunduğu büyük bir Osmanlı kalyonunu ele geçirmişti. Bu baskın İstanbul&#8217;da bardağı taşıran damlaydı ama sebebin tamamı değildi. Hazır duran dosyanın üstüne konmuş son derece kullanışlı bir kâğıttı sadece.</p>
<p>Çünkü Malta, Osmanlı yönetiminin gözünden bakıldığında romantik bir şövalye adası değil; Kuzey Afrika ile Doğu Akdeniz arasındaki deniz trafiğine, Müslüman hacılara ve tüccarlara yıllardır musallat olmuş silahlı bir ileri karakol, dev bir korsan üssüydü. Üstelik Osmanlı belgelerinin gösterdiği üzere, ani bir &#8220;öfke nöbetiyle&#8221; değil; barutundan peksimetine, top yuvarlağından atlısına kadar aylar öncesinden ince ince hesaplanmış bir devlet bürokrasisiyle yola çıkılmıştı.</p>
<p>Devasa ordunun o küçücük St. Elmo kalesi önünde haftalarca çakılıp kalmasına gelince&#8230; <em>&#8220;40 bin Türk, 500 şövalyeye karşı&#8221; </em>cümlesi tarih değil, tiyatrodur. Bir tarafta bütün Osmanlı kuvvetini sayıp öbür tarafta yalnızca şövalyeleri bırakırsanız, elbette ortaya böyle bir sahne çıkar. Sayılar Batı kaynaklarında bile tutmaz, savunmanın tamamı da 500 kişiden ibaret değildir. Asıl mesele, Osmanlı&#8217;nın yaptığı o meşhur &#8220;stratejik hata&#8221; hikayesinde gizlidir.</p>
<p>Bugün bile pek çok popüler tarih kitabı, Donanma Komutanı Piyale Paşa ile Kara Ordusu Serdarı Mustafa Paşa&#8217;nın inatlaşmasını ve ana kaleler dururken ufacık St. Elmo kalesine saldırılmasını ahmakça bir hata olarak anlatır. Oysa ortada denizciliğin dayattığı buz gibi bir mecburiyet vardı, üstelik bu mecburiyeti savunan da bizzat Piyale Paşa&#8217;ydı; Mustafa Paşa ise önce adanın içindeki savunmasız Mdina&#8217;ya yürüyüp St. Elmo&#8217;yu tamamen atlamayı öneriyordu, sonunda Piyale&#8217;nin ısrarına razı oldu. Koca ahşap donanma, açık ve güvensiz bir demir yerinde aylarca bekletilemezdi. Gemileri güvenli Marsamxett limanına sokmanın tek yolu, o limanın ağzını tutan St. Elmo&#8217;yu susturmaktı.</p>
<p>Karar askerî açıdan mantıksız değildi; faturası yanlış hesaplandı. Malta toprağı yumuşak değildi, yekpare kalker kayaydı. Kazmanın altında toprak değil kaya vardı; siper ve tahkimat için gerekli toprağı bulmak bile başlı başına bir işe dönüştü. Üç günde düşmesi beklenen o küçük burç, bir aydan fazla direndi. Bütün seferin takvimi o kayanın üzerinde bozuldu. Osmanlı denizciliğinin beyni, efsanevi Turgut Reis de St. Elmo önündeki siperlerde, bir gülle atışının savurduğu taş parçasıyla ağır yaralandı; birkaç gün sonra öldü.</p>
<p>Sonrası&#8230; Zaman. İkmal. Dizanteri. Kavurucu yaz sıcağı ve eylül başında Sicilya&#8217;dan gelen İspanyol destek kuvveti. Yıpranmış Osmanlı ordusu 8 Eylül&#8217;de kuşatmayı kaldırdı ve birkaç gün içinde adayı terk etti.</p>
<p>Bugün Malta sokaklarında kutlanan şey, işte bu çekilmedir. Avrupa&#8217;da bu zafer kısa sürede Osmanlı&#8217;nın durdurulabileceğinin büyük sembollerinden birine dönüştü. Sonraki yüzyıllarda dilden dile, fırçadan fırçaya büyütülerek devasa bir mitolojiye çevrildi.</p>
<p>Bütün bu anlatının sonunda <em>&#8220;Osmanlı Akdeniz&#8217;de bitti&#8221;</em> veya <em>&#8220;çöküş başladı&#8221; </em>gibi büyük laflar etmeye kalkarsanız, tarih orada hemen itiraz eder.</p>
<p>Ertesi yıl Piyale Paşa gidip Sakız Adası&#8217;nı aldı. Birkaç yıl sonra Kıbrıs fethedildi. Evet, 1571&#8217;de İnebahtı&#8217;da (Lepanto) Osmanlı donanması Malta&#8217;da yaşadığından çok daha ağır bir yenilgi aldı; filosunun büyük bölümü imha edildi veya ele geçirildi. Ama ertesi kış, tersaneler altı ay içinde 134 yeni gemi inşa etti; onarılan ve elde kalan gemilerle birlikte Osmanlı donanması ertesi sefer mevsiminde yeniden yüzlerce gemiyle denize çıktı. 1574&#8217;te Tunus kalıcı olarak İspanyollardan alındı.</p>
<p>Dolayısıyla 1565 Malta Kuşatması, Osmanlı deniz gücünün &#8220;bittiği gün&#8221; değildir. İmparatorluğun Akdeniz siyasetindeki hedeflerinden birinin sekteye uğramasıdır. Kötü yönetilmiş, faturası ağır, can sıkıcı, prestij sarsıcı ve çok pahalı bir başarısızlıktır. Fakat nihai bir son da değildir.</p>
<p>Malta alınamadı, doğru.</p>
<p>Ama Osmanlı da Akdeniz&#8217;den gitmedi.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong><br />
&#8211; Arnold Cassola, The 1565 Ottoman &#8220;Malta Campaign Register&#8221;, San Gwann: P.E.G., 1998.<br />
&#8211; Arnold Cassola, The 1565 Great Siege of Malta and Hipolito Sans&#8217;s &#8220;La Maltea&#8221;, San Gwann: P.E.G., 1999.<br />
&#8211; Francisco Balbi di Correggio, The Siege of Malta, 1565, çev. Ernle Bradford, Londra, 1965.<br />
&#8211; Giacomo Bosio, Dell&#8217;istoria della sacra religione et ill.ma militia di San Giovanni Gierosolimitano, Roma: Stamperia Apostolica Vaticana, 1594.<br />
&#8211; Kate Fleet, &#8220;How Important Was the Battle of Lepanto?&#8221;, History Today.<br />
&#8211; &#8220;Ottoman Military and Naval Power in Comparative Perspective: Before and After Lepanto&#8221;, Turkish Journal of History (İstanbul Üniversitesi Yayınları).</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/1565-zaferin-obur-yuzunden/">1565: Zaferin Öbür Yüzünden</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/1565-zaferin-obur-yuzunden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malta&#8217;daki Türk İzleri: Tork it-Tiben, Tarladaki Türk</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-tork-it-tiben-tarladaki-turk/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-tork-it-tiben-tarladaki-turk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Sep 2026 14:52:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elif Ören Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Gozo]]></category>
		<category><![CDATA[It-Tork tat-Taraġ]]></category>
		<category><![CDATA[korkuluklar]]></category>
		<category><![CDATA[malta]]></category>
		<category><![CDATA[Malta folkloru]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı akınları]]></category>
		<category><![CDATA[Tork it-Tiben]]></category>
		<category><![CDATA[Türk İzleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-tork-it-tiben-tarladaki-turk/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yedinci yazı. Geçen hafta bir Malta evinin merdiven boşluğunda, basamağın dibinde oturan taş adamın peşindeydik: It-Tork tat-Taraġ, yani Merdivendeki Türk. Sarıklı, koyu yüzlü, yüzyıllardır aynı yerde bekleyen bir figür. Kalkıp çocuğun peşinden koşacak hâli yok; taş nihayetinde. Ama merdiveni çıkan küçük bir çocuğun aklına düşürdüğü cümle belli: fazla uzaklaşma, dikkatli ol, yoksa Türk gelir, seni [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-tork-it-tiben-tarladaki-turk/">Malta&#8217;daki Türk İzleri: Tork it-Tiben, Tarladaki Türk</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yedinci yazı.</em></p>
<p>Geçen hafta bir Malta evinin merdiven boşluğunda, basamağın dibinde oturan taş adamın peşindeydik: <em>It-Tork tat-Taraġ</em>, yani Merdivendeki Türk. Sarıklı, koyu yüzlü, yüzyıllardır aynı yerde bekleyen bir figür. Kalkıp çocuğun peşinden koşacak hâli yok; taş nihayetinde. Ama merdiveni çıkan küçük bir çocuğun aklına düşürdüğü cümle belli: fazla uzaklaşma, dikkatli ol, yoksa Türk gelir, seni alır, Berberi kıyılarına götürür.</p>
<p>Anton F. Attard&#8217;ın <em>The Lore of Turkish Raids on Gozo</em> makalesinde bu anlatının hemen ardından başka bir Türk çıkıyor karşımıza.</p>
<p>Meğer merdivende kalmamış.</p>
<p>Evden çıkmış, tarlaya gitmiş.</p>
<p>Attard&#8217;ın kaydı sade: Malta ve Gozo&#8217;daki çiftçiler tarlalarına diktikleri korkulukları bir Türk&#8217;e benzeyecek biçimde yapar, bunlara <em>Tork it-Tiben</em> dermiş.</p>
<p>Kelimesi kelimesine: Samandan Türk.</p>
<p>Yani korkuluk.</p>
<p><em>Tiben</em> Maltacada saman demek; Arapça <em>tibn</em>&#8216;den geliyor, sesi de neredeyse olduğu gibi kalmış. Harman bittikten sonra geriye kalan şey: buğday alınmış, tane ayrılmış, işe yarayan içeri taşınmış, sap avluda yığılmış.</p>
<p>Türk de o artıktan yapılmış.</p>
<p>İşin cilvesi biraz burada başlıyor. Katolik bir Malta çiftçisi, Arapça kökenli bir kelimeyle andığı malzemeden insan sûreti yapıyor, sonra o sûrete Türk adını veriyor.</p>
<p>İlk okuduğumda güldüm, yalan yok. Altı yazıdır Maltacanın içinden Türk çıkarıyorum ve mesele artık benim de kestiremediğim yerlere sapıyor. Bir zaman dilimi Türklerle anılıyor, bir Türk doğuyor, hatta bazen vaftiz ediliyor, öfkelenen adam Türk&#8217;e beddua ediyor, teni koyu olan Türk gibi kara sayılıyor, merdivende taştan bir Türk beliriyor.</p>
<p>Şimdi de tarlanın ortasında, sırığa geçirilmiş eski bir gömlekle nöbet tutuyor.</p>
<p>Üstelik bu sıralamayı ben kurmadım. Attard&#8217;ın makalesinde figürler gerçekten art arda geliyor. Önce çocukları korkutan Merdivendeki Türk anlatılıyor, hemen ardından çiftçilerin Türk sûretinde yaptığı korkuluklardan söz ediliyor. Aynı paragrafta bir Türk daha var: kuyulara ve mahzenlere fazla sokulan çocuklara söylenen o tehdit:</p>
<p><em>għax jiġi Tork għalik, jieħdok u jagħmlek lakumja.</em></p>
<p>Türk gelir seni alır, lokuma çevirir seni.</p>
<p>Tek sayfaya üç ayrı Türk sığıyor böylece. Biri kuyunun başına fazla sokulan çocuğun kulağında bir tehdit olarak dolaşıyor; biri merdivende, taştan. Öteki tarlada, saman doldurulmuş bir gömleğin içinde. Karşılarında da iki çocuk var, bir de ekinin üstüne konan serçe.</p>
<p>İlk açıklama insanın aklına pek kolay geliyor: Türk korkutucuydu, demek ki korkuluğu da ona benzetmişler.</p>
<p>Olabilir.</p>
<p>Fakat kaynak burada susuyor. Attard, çiftçilerin korkulukları bir Türk&#8217;e benzettiğini ve onlara <em>Tork it-Tiben</em> dediğini kaydediyor; nasıl giydirildiklerini anlatmıyor. Başlarında sarık mı vardı, yüzleri karaya mı boyanıyordu, belli bir kıyafet kullanılıyor muydu?</p>
<p>Bilmiyoruz.</p>
<p>Bilmiyorsak bilmiyoruz.</p>
<p>Boşluğu görünce insan doldurmak istiyor. Oysa elimizdeki bilgi şu kadar: çiftçi insan biçiminde bir korkuluk yapıyor, onu Türk&#8217;e benzetiyor, adına <em>Tork it-Tiben</em> diyor. Gerisi karanlıkta.</p>
<p>Ama bildiğimiz taraf da pek az değil.</p>
<p>Çünkü bugün Malta tarlası deyince gözümüzün önüne gelen yerle birkaç yüzyıl önce insanların baktığı tarla aynı yer değil.</p>
<p>Bugün kuru taş duvarlar görürüz. İncir ağacı, toprak rengi, uzakta bir kilise kubbesi. Öğleden sonra güneşinde iyice sararan taşlar. Arabayı kenara çekip fotoğrafını çekseniz Malta turizm broşürüne girer, o cinsten bir manzara.</p>
<p>Akınlar döneminde ise tarla, insanın kapıldığı yerdi.</p>
<p>Attard&#8217;ın derlediği anlatılardan birinde Xagħra&#8217;da Indri adında, Lindju lakaplı bir adamdan söz edilir. Kendi harman yerinde, yani <em>l-andar</em>&#8216;ında bulunduğu sırada Türkler tarafından kaçırılır ve çok uzakta olmayan Għajn Barrani&#8217;de demirlemiş bir kadırgaya bindirilir. Marsalforn Sokağı&#8217;ndaki Meleklerin Meryemi nişini onun yaptırdığı söylenir; belli ki bir şekilde geri dönmüştür.</p>
<p>Samanın çıktığı yer harman.</p>
<p>Lindju&#8217;nun kaçırıldığı yer de harman.</p>
<p>Yıllar sonra belki başka bir çiftçi o harmanın artığını dolduruyor bir gömleğin içine, iki kol yapıyor, başını konduruyor ve tarlaya diktiği o adama Türk diyor.</p>
<p>Roller değişmiş yalnızca.</p>
<p>Makaledeki başka bir anlatı, bu korkunun gündelik hayatta neye karşılık geldiğini daha açık gösteriyor.</p>
<p>Gozo Mġarr yakınlarına bir kadırga demirliyor. Türkler su almak için karaya çıkınca çevredeki tarlalarda çalışan Gozolular yakındaki bir mağaraya sığınıyor. Girişi kuru taşlarla örüyor, gemi çekilip gidene kadar içeride beklemeye karar veriyorlar.</p>
<p>Fakat köpeklerini dışarıda unutuyorlar.</p>
<p>Hayvan sahibini aramaya çıkıyor, gelip duvarın dibinde havlamaya başlıyor. Sesi duyan Türkler yaklaşıyor ve taşların arkasında insanların saklandığını anlıyor.</p>
<p>Hepsi kadırgaya bindiriliyor.</p>
<p>Bu anlatının akılda kalan tarafı biraz da sadeliği. Kahraman yok, son anda yetişen biri yok. Sahibini arayan bir köpek var, bir de onu dışarıda bırakmış olmanın bedeli.</p>
<p>Korkuluk işte böyle bir tarlada duruyor. Şakası pek olmayan bir toprağın ortasında.</p>
<p>Bir korkuluğun işi zaten tuhaf. Hakikatte hiçbir şey yapamıyor; kuşun ardından koşacak bacağı yok, onu kovalayacak iradesi hiç yok. Gücünü yalnızca uzaktan nasıl göründüğünden alıyor. Kuş bir an için orada insan var sansın, yeter.</p>
<p>Merdivendeki Türk de böyleydi. Çocuk onun neyi temsil ettiğini biliyorsa taşın kımıldamasına gerek kalmıyor.</p>
<p>Eski Malta anlatılarında Türk&#8217;ün her defasında gerçekten gelmesi gerekmiyor. Bazen gelme ihtimali yetiyor. Taş o ihtimali merdivende tutuyor, saman tarlada.</p>
<p>Bir çocuğa yıllarca “Türk gelir seni götürür” denirse merdivenin dibindeki koyu yüzlü heykel bir müddet sonra ev süsü olmaktan çıkar. Akınlar, kaçırılmalar, kadırgalar kuşaklar boyunca anlatıldıkça Türk kelimesi de gerçek bir insandan kopup başka şeylerin üzerine yapışmaya başlar.</p>
<p>Fakat iş burada biraz karışıyor.</p>
<p>Maltacada sıradan korkuluğun zaten başka bir adı mevcut: <em>raġel tat-tiben</em>, yani saman adam.</p>
<p>Üstelik öyle kenarda kalmış, kimsenin bilmediği bir tabir değil. <em>Oz Büyücüsü</em>&#8216;nün Maltaca çevirisindeki Korkuluk da bu adla anılıyor. Dorothy mısır tarlasının kenarında ona bakıyor; sırığa geçirilmiş gövdeyi, çuvaldan kafayı, çizilmiş gözleri görüyor ve sonra o gözlerden birinin kendisine kırpıldığını fark ediyor.</p>
<p>Yani her korkuluk Türk değil.</p>
<p>Maltalı folklorcu Ġużi Gatt, adanın unutulmaya yüz tutmuş hayal figürlerini sıralarken <em>ir-Raġel tat-Tiben</em>&#8216;i de başlı başına bir karakter olarak sayıyor. Etrafındaki kadro hayli renkli: <em>il-Ħares</em>, yani evin ruhu; <em>l-Għafrit</em>, ifrit; kuyuya yaklaşan çocuğu içine çeken <em>il-Belliegħa</em>; <em>il-Gawgaw</em>; yedi başlı yılan <em>is-Serp tas-Seba&#8217; Rjus</em>&#8230;</p>
<p>Bir de bizim tanıdığımız <em>It-Tork tat-Taraġ</em>.</p>
<p>Demek ki saman adam Malta&#8217;nın hayal dünyasında zaten kendi başına yaşıyor. Türk olmasına ihtiyacı yok. Dilde de sürüyor: <em>nar tat-tiben</em>, samandan ateş; bir anda parlayıp hemen sönen şey için.</p>
<p>Bu yüzden bazı korkuluklara ayrıca <em>Tork it-Tiben</em> denmiş olması daha da dikkat çekici.</p>
<p>Adam demek yetmemiş.</p>
<p>Türk denmiş.</p>
<p>Kıyafet işi ise tarlada bitmiyor.</p>
<p>2020&#8217;de Ġużi Gatt ve çalışma arkadaşları bu eski figürlere sabit bir görsel kimlik kazandırmaya karar veriyor. Kaybolup gitmesinler, çizilsinler; çocuklar da onları tanıyabilsin.</p>
<p>Derken küçük bir problem çıkıyor.</p>
<p><em>Ħares</em>, yani evin ruhu, eski anlatılarda zaman zaman “Türk kılığında” görülüyor. Merdivendeki heykel de zaten Türk. İkisini aynı kıyafetle çizerseniz bu kez folklorun gardırobu birbirine giriyor.</p>
<p>Gatt&#8217;ın çözümü, Türk kıyafetini yalnızca <em>It-Tork tat-Taraġ</em>&#8216;a bırakmak ve <em>Ħares</em>&#8216;e <em>kabozza</em> giydirmek olmuş; Mağrip giysilerini andıran, başlıklı geleneksel Malta paltosunu.</p>
<p>Yirmi birinci yüzyılda bir masanın çevresinde oturan insanlar, Türk kıyafetini hangi hayalî varlığın giyeceğine karar vermek zorunda kalmış.</p>
<p>O kıyafet yüzyıllardır ortalıkta dolaşıyor zaten. Ev ruhunun üzerinde görülmüş, merdivendeki taş adama geçirilmiş, tarladaki korkuluğa kadar varmış. Hiçbirinin bedeni gerçek bir Türk&#8217;e ait değil.</p>
<p>Attard, makalesinin başlarında Gozo&#8217;nun eski savunma düzenini de anlatıyor. Şövalyeler 1530&#8217;da adaya gelmeden önce Gozo&#8217;nun kendi <em>Dejma</em> sistemi varmış; kıyılar belirli noktalardan sürekli gözetleniyor, burunlarda ve tepelerde nöbet tutuluyormuş. Bu gözetleme yerlerine <em>l-Għassa tal-Maħraġ</em> deniyor.</p>
<p>Yer adlarının bir kısmı hâlâ yaşıyor: Il-Wardija, Tal-Għassa.</p>
<p>Adanın güneybatısındaki Ras il-Wardija&#8217;da kayanın üzerinde küçük bir oda ve yanında bir sarnıç bulunduğu aktarılıyor. Nöbetçi orada gece gündüz kalabilsin, su içebilsin, denizi gözlesin diye.</p>
<p>Yüzyıllar boyunca Malta&#8217;nın ve Gozo&#8217;nun kayalıklarına adam dikilmiş yani. Ufukta bir kadırga belirdiğinde haber versinler diye bekleyen adamlar.</p>
<p>Sonra çiftçi kendi tarlasının ortasına bir Türk dikiyor ve nöbeti bu defa ona veriyor.</p>
<p>Yeni nöbetçinin karşısındaki düşman kadırga değil artık.</p>
<p>Serçe.</p>
<p>Kadırgalar ortadan kalkıyor, akınlar bitiyor, kıyıda bekleyen nöbetçiler gidiyor. Akını haber veren çanlar artık çalmıyor. Fakat bazı görüntüler kolay ölmüyor; küçülüyorlar daha çok. Bir kelimenin içine giriyorlar, bir deyimin kenarında kalıyorlar, merdivenin dibinde taşa dönüşüyorlar, tarlanın ortasında birkaç avuç samanla yeniden kuruluyorlar.</p>
<p>Bir zamanlar denizden gelmesinden korkulan Türk, sonunda bostanda kuş bekliyor.</p>
<p>Korkuluk zaten insanın kendi kötü yapılmış taklidi: eski bir gömlek, sırık, baş yerine bir şey. İnsan onu kendi yerine tarlada nöbete bırakıyor.</p>
<p>Malta çiftçisi ise o taklide kendi yüzünü değil, Türk&#8217;ün yüzünü vermiş.</p>
<p>Gerçek Türk denizin öte yanında.</p>
<p>Saman Türk tarlada.</p>
<p>Kuşların Osmanlı tarihi konusunda pek derin malumatı olduğu söylenemez elbette. Mesele serçenin ne düşündüğü değil zaten; korkuluğu yapan insanın, korkutucu bir insan sûreti ararken hangi sûreti hazır bulduğu.</p>
<p>Merdivendeki Türk de bize Türkleri anlatmıyordu; Türk kelimesinin Maltalıların zihninde nereye düştüğünü gösteriyordu.</p>
<p><em>Tork it-Tiben</em> de aynı yere çıkıyor.</p>
<p>Serinin başından beri peşinde olduğum Türk, çok erken bir tarihte gerçek bir insandan uzaklaşmaya başlamış gibi görünüyor. Kaynaklarda ve dilde karşıma çıktıkça başka bir şekle giriyor.</p>
<p>Bir zaman olmuş, <em>fi żmien it-Torok</em>; bir hava olayının içine karışmış, <em>twieled Tork</em>. Öfkenin adresi olmuş, <em>ħaqq għat-Torok</em>; bir rengin ölçüsü, <em>iswed qisu Tork</em>.</p>
<p>Sonra taşa oyulmuş:</p>
<p><em>It-Tork tat-Taraġ</em>.</p>
<p>Şimdi de saman doldurulmuş eski bir gömleğin içine girmiş:</p>
<p><em>Tork it-Tiben</em>.</p>
<p>Her seferinde başka bir işe koşuluyor. Kelime aynı kalıyor.</p>
<p>Geçen hafta merdivendeydik. Bu hafta evin kapısından çıkıp biraz yürüdük.</p>
<p>Aynı Türk ileride hâlâ nöbette. Bu kez çocuk değil, kuş bekliyor.</p>
<p>Gerçek Türk çoktan gitmiş.</p>
<p>Nöbetçi kalmış.</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-tork-it-tiben-tarladaki-turk/">Malta&#8217;daki Türk İzleri: Tork it-Tiben, Tarladaki Türk</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-tork-it-tiben-tarladaki-turk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yarısını Okudum, Yarısını Okuyacağım</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/yarisini-okudum-yarisini-okuyacagim/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/yarisini-okudum-yarisini-okuyacagim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Aug 2026 15:16:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elif Ören Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital çağ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat dağınıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap okuma]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[malta]]></category>
		<category><![CDATA[okuma alışkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk İzleri]]></category>
		<category><![CDATA[yavaşlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/yarisini-okudum-yarisini-okuyacagim/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sekiz. En geç sekiz buçuk. Bebek yıkandı, doyuruldu, yatırıldı ve ev o kısa mucizesini yaşıyor: sessizlik. Hava temizleyici uğulduyor, Rakı koltuğun kolunda yer değiştirirken yaşlı bir adam gibi iç geçiriyor, Mahir&#8217;in akşamı yeni başlıyor. Çoğu evde akşam zaten o saatte başlar; sofra toplanır, koltuğa oturulur, bir şey açılır. Ben o saatte masaya koşuyorum. Koşuyorum kelimesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/yarisini-okudum-yarisini-okuyacagim/">Yarısını Okudum, Yarısını Okuyacağım</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sekiz. En geç sekiz buçuk. Bebek yıkandı, doyuruldu, yatırıldı ve ev o kısa mucizesini yaşıyor: sessizlik. Hava temizleyici uğulduyor, Rakı koltuğun kolunda yer değiştirirken yaşlı bir adam gibi iç geçiriyor, Mahir&#8217;in akşamı yeni başlıyor. Çoğu evde akşam zaten o saatte başlar; sofra toplanır, koltuğa oturulur, bir şey açılır. Ben o saatte masaya koşuyorum. Koşuyorum kelimesi süs değil; o masaya oturma ihtimali günde bir kere doğuyor, gecikirsem kaçıyor, kaçarsa bir gün daha hiçbir şey yazılmamış oluyor. Gözlerim kapanana kadar orada kalıyorum.</p>
<blockquote class="wp-block-quote"><p>Ekran bizden hiçbir şey istemiyor. Kitap istiyor.</p></blockquote>
<p>Aylardır böyle. Bunu şikâyet olsun diye anlatmıyorum (şikâyet etsem de kimsenin umurunda olmaz, herkesin listesi kendi listesinden uzundur). Anlatıyorum çünkü bir şeyin bedelini söylemeden değerinden bahsetmek bana ayıp geliyor.</p>
<p>O masada bir arşiv var. Malta ile Türkiye arasında kalmış her şeyin izini sürüyorum: folklordan dile, deyimlerden halk anlatılarına, tarihî metinlerden gündelik konuşmanın içinde farkında olmadan taşınmış küçücük izlere kadar. Araştırdıkça konu genişliyor, dallanıyor, her kapı başka bir kapı açıyor. Bir kelimenin peşinden başka bir kitaba gidiyorum, tek bir dipnot için saatler harcıyorum. Şimdiden, sadece elimdekiyle, birkaç ciltlik bir çalışma çıkar. Ve en komik kısmı şu: henüz tek bir kütüphane rafına dokunmadım, tek bir saha gününe çıkmadım. Hepsi masa başı, hepsi gece yarısı. Yani asıl iş daha başlamadı bile.</p>
<p>Başlayacak. Üç ay mı sürer, üç yıl mı, daha fazla mı bilmiyorum. Ama bir kere başladım.</p>
<p>Her hafta &#8220;Malta&#8217;daki Türk İzleri&#8221; de bu masadan çıkıyor. Bir cümlenin altında üç kaynak varsa üçünü görmeden yazmıyorum. Okunuyor da: mesajlar geliyor, insanlar şaşırıyor, yeni bir şey öğrendiğini söylüyor. Bundan daha güzel bir karşılık düşünemem.</p>
<p>Ama bir cümle var ki son zamanlarda üstünde çok düşünüyorum:</p>
<p>&#8220;Biraz uzunmuş. Yarısını okudum, kalanını da okuyacağım.&#8221;</p>
<p>Okuyacak. Ne kadar nazik bir cümle, değil mi? Bitirilmemiş bir yazının en zarif cenaze töreni.</p>
<p>Geçen yazıyı bunu düşünerek neredeyse yarı yarıya kırptım meselâ. Uzun hâli hâlâ arşivimde duruyor, öksüz. Bu sefer de kemik okurlardan mesaj geldi: &#8220;Biraz kısa mı olmuş? Sanki bir şey eksik.&#8221; Güldüm, tam hâlini onlara özelden yolladım. Yani şu anda bir köşe yazısının sansürsüz nüshası elden ele, mesaj kutusundan mesaj kutusuna dolaşıyor. Bir yazının ulaşabileceği en romantik kader olsa gerek. Bu yazı da ne uzun olacak ne kısa; yani ikinizi de memnun etmeyecek.</p>
<p>Ne oldu bize?</p>
<p>Artık çevremde o kadar çok insandan aynı şeyi duyuyorum ki. &#8220;Eskiden kitap okurdum, artık okuyamıyorum.&#8221; &#8220;Bir paragrafın içinde kayboluyorum.&#8221; &#8220;Aynı cümleyi iki üç kere okumadan anlamıyorum.&#8221; Hepsi zeki, hepsi meraklı, hiçbiri tembel değil. Yorulmuşlar.</p>
<p>Uyaran mı çok fazla? Hıza mı alıştık? Yoksa parmağımız kaydırmayı öğrendi de gözümüz durmayı mı unuttu? Maltalıların o güzel lafı var ya, <em>bil-mod, bil-mod</em>: yavaş yavaş. Kimse yavaş yavaş yapmıyor artık hiçbir şeyi. Yavaşlık bir erdem olmaktan çıkıp bir arıza sayılalı çok oldu.</p>
<p>Artık bir yazının ilk üç cümlede bizi yakalamasını, bir videonun ilk iki saniyede şaşırtmasını, bir kitabın daha ilk sayfalarda ödülünü vermesini bekliyoruz. Ama sanırım mesele metnin uzunluğu değil, istediği şey. Ekran bizden hiçbir şey istemiyor. Kitap istiyor. Sabır istiyor, dönüp bakmak istiyor, &#8220;dur bir daha okuyayım&#8221; dedirtiyor. Biz de hiçbir şey istemeyenin yanına kaçıyoruz, çünkü gün boyu zaten herkes bizden bir şey istedi.</p>
<p>İnsanlık tarihinde bilgiye ulaşmanın belki de hiç bu kadar kolay olmadığı bir çağdayız. Dünyanın neredeyse bütün kütüphaneleri cebimize kadar geldi. Buna rağmen nasıl bu kadar az şey bildiğimizi ileride birileri araştıracak. Tarihçiler bu çağa bir isim koyacak, antropologlar sebebini arayacak, arkeologlar kazacak. Katman katman inecekler, her katmanda bir ekran bulacaklar. Hepsi açık. Hiçbiri okunmamış.</p>
<p>Sevgiyle…</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/yarisini-okudum-yarisini-okuyacagim/">Yarısını Okudum, Yarısını Okuyacağım</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/yarisini-okudum-yarisini-okuyacagim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malta&#8217;daki Türk İzleri: It-Tork tat-Taraġ, Merdivendeki Türk</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-it-tork-tat-tarag-merdivendeki-turk/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-it-tork-tat-tarag-merdivendeki-turk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2026 17:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elif Ören Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[halk inanışları]]></category>
		<category><![CDATA[It-Tork tat-Taraġ]]></category>
		<category><![CDATA[kölelik tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[malta]]></category>
		<category><![CDATA[Malta mimarisi]]></category>
		<category><![CDATA[maltaca]]></category>
		<category><![CDATA[Türk imgesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=59737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Altıncı yazı. &#8220;Türk gelir seni alır, seni lokuma çevirir!&#8221; Bu dizi beni ziyadesiyle heyecanlandırıyor. Hem tam zamanlı çalışıyorum hem de küçük bir bebeğim var, ama akşam olup ev sessizleşince muhakkak okuyorum, not alıyorum, yazıyorum. Öyle heyecanlanıyorum ki yakın arkadaşlarımı sürekli yeni buluş mesajlarıyla taciz ediyorum. Bir de komşularım var tabii. Hepsi Maltalı, hem de &#8220;ben [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-it-tork-tat-tarag-merdivendeki-turk/">Malta&#8217;daki Türk İzleri: It-Tork tat-Taraġ, Merdivendeki Türk</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Altıncı yazı.</p>
<blockquote class="wp-block-quote"><p>&#8220;Türk gelir seni alır, seni lokuma çevirir!&#8221;</p></blockquote>
<p>Bu dizi beni ziyadesiyle heyecanlandırıyor. Hem tam zamanlı çalışıyorum hem de küçük bir bebeğim var, ama akşam olup ev sessizleşince muhakkak okuyorum, not alıyorum, yazıyorum. Öyle heyecanlanıyorum ki yakın arkadaşlarımı sürekli yeni buluş mesajlarıyla taciz ediyorum.</p>
<p>Bir de komşularım var tabii. Hepsi Maltalı, hem de &#8220;ben bu evde doğdum, babam da, dedem de burada doğdu&#8221; diyenlerden. Hangisini kapının önünde yakalarsam anlatmaya koyuluyorum, sonra öğrendiğim Maltaca ifadeleri deniyorum üzerlerinde. <em><strong>Ħaqq għat-Torok</strong></em> diyorum mesela, gülüyorlar, ben de gülüyorum.</p>
<p>Maltaca şaka da yapabiliyormuşum, <em>mela</em>!</p>
<p>Yan komşum Mary ile konuşuyorduk geçenlerde, dedi ki: &#8220;<em>It-Tork tat-Taraġ&#8217;ı</em> da yazsana. Merdivendeki Türk. Siyah olur, kırk elli santimlik küçük bir heykel. Tam senin araştırmana göre.&#8221;</p>
<p>Zaten bildiğim, çoktan araştırıp notlarıma aldığım bir konuydu.</p>
<p>Eski bir Malta evine girdiğinizi düşünün. Kapı ağırdır, taş serindir, dışarının bembeyaz ışığından içeri girince birkaç saniye hiçbir şey seçemezsiniz. Gözünüz karanlığa alışır.</p>
<p>Ve alışır alışmaz onu görürsünüz.</p>
<p>Merdivenin dibinde duruyor. Daha tek bir basamak bile çıkmadınız. Koyu tenli, kıpırtısız, sırtını korkuluğun en alt taşına dayamış. Mensola deniyor o taşa, ve merdivenin bütün ağırlığı onun üstüne biniyor.</p>
<p><em>Ġużi Gatt&#8217;ın Il-Miklem&#8217;de</em> yayımladığı yazıya göre bu heykellerin göze en çok çarpanları, korkuluğun yapısal bir parçası olan büyük taş olanlarmış. Çoğu zaman da elinde bir fener taşırmış, ya da üstüne fener konacak bir kaide, böylece karanlık merdiven boşluğu biraz aydınlanırmış.</p>
<p>İşe bakın, korkulan şey aynı zamanda yolu aydınlatan şey.</p>
<p>Nereden geldiğine ve neden ona Türk dendiğine bir bakalım.</p>
<p>Gatt&#8217;ın anlattığına göre on sekizinci yüzyılın başında, Venedik yakınlarında <em>Andrea Brustolon</em> adlı bir heykeltıraş zenginlere mobilya yapıyor, masaların ayaklarını koyu tenli insan figürleri biçiminde oyuyor. O yıllar, beyaz adamın Sahra&#8217;nın güneyinden binlerce insanı zincirleyip Amerika&#8217;ya taşıdığı yıllar. Siyah figür önce mobilyanın ahşabına giriyor, sonra taştan alçıdan heykellere geçiyor, ve moda bütün İtalya&#8217;ya, oradan Batı&#8217;ya yayılıyor.</p>
<p>Malta&#8217;ya da geliyor tabii.</p>
<p>Adının nereden geldiğini <em>Gatt </em>tek cümlede söylüyor: Maltalıların siyah, çirkin ya da tuhaf olan herkese &#8220;<em><strong>Tork</strong></em>&#8221; deme huyu varmış.</p>
<p>Yani heykelin Türklerle bir alakası yok. Bir Venedik mobilya modasından doğmuş, Atlantik köle ticaretinin gölgesinde biçimlenmiş, İtalya üzerinden buraya gelmiş. Sonra Maltalı ona bakmış, koyu tenli bulmuş, tuhaf bulmuş, ve elinin altındaki tek kelimeyi yapıştırmış.</p>
<p><em><strong>Tork</strong></em>.</p>
<p>Kelime yine taşıyamayacağı kadar çok insanı sırtına almış.</p>
<p>Beşinci yazıda <em><strong>iswed qisu Tork</strong></em> için konuşmuştuk bunu. Aquilina sözlüğünde ifadeyi kaydediyor ama &#8220;Türk&#8221;ün burada doğru karşılık olmadığını, aslında Berberi denmesi gerektiğini de not ediyor. Anton Attard da İkinci Dünya Savaşı öncesine kadar Kuzey Afrika&#8217;dan gelip yer bademi ve hasır satan Araplara halk arasında &#8220;Türk&#8221; dendiğini yazıyor.</p>
<p>Aynı huy. Bir deyimde, bir seyyar satıcıda, bir merdiven heykelinde.</p>
<p>Ad yapıştıktan sonra kendi hikâyesini de üretmiş üstelik. Anne babalar çocuklara <em>Tork tat-Taraġ&#8217;ın</em> yaramazları beklediğini, onları çuvala atıp mahzene indireceğini söylermiş. Mahzenin kapısı da çoğu zaman merdivenin altındaymış.</p>
<p>Şimdi mimariye bakın. Heykel merdivenin dibinde. Mahzen kapısı merdivenin altında. Tehdit aşağıyı gösteriyor, ve gösterdiği yer gerçekten orada.</p>
<p>Attard&#8217;ın makalesinde de bir korkutma sözü var. Gozolu anne babalar çocuklarını kuyulardan, mahzenlerden uzak tutmak için söylermiş:</p>
<p><em><strong>&#8220;Għax jiġi Tork għalik, jieħdok u jagħmlek lakumja!&#8221; </strong></em></p>
<p><em>Yani &#8220;Türk gelir seni alır, seni lokuma çevirir!&#8221; </em></p>
<p>Bizim çocukluğumuzdaki öcü misali. Yalnız Malta&#8217;nın öcüsünün bir dönem sarığı varmış.</p>
<p>Sarık demişken, orada da bir tuhaflık var.</p>
<p><em>Kliem u Storja</em> heykeli sarıklı diye tarif ediyor. Ama <em>Gatt </em>onu resmetmeye oturduğunda sarık koymuyor: kafası tıraşlı, tepede tek tutam saç, karnı dışarıda, boynunda halka. Yani kadırga kölesi kılığı.</p>
<p>Elimizde kökeni Venedik mobilya modası olan, Türklerle hiçbir ilgisi bulunmayan bir figür var, ve bunu en iyi bilen kişi <em>Gatt</em>, çünkü bizzat kendisi yazıyor. Ama çizdiği şey bir Osmanlı esiri oluyor.</p>
<p>Kelime işini bir kez daha görmüş. Üç yüz yıl sonra, hem de nasıl boşaldığını en iyi bilen elin altında.</p>
<p>Büyük eski evler hâlâ Malta&#8217;da. Merdivenler yerli yerinde, korkulukların oturduğu taşlar da öyle. Ama girdiğim hiçbir evde o köşe dolu değildi.</p>
<p>Ben de karakteristik bir tarihî evde oturuyorum, hem de ikinci kez. Bu yazıyı yazarken kendi merdivenimin dibine indim, korkuluğun oturduğu taşa baktım. Heykel yok elbette. Ama o köşeye bir daha aynı gözle bakamıyorum.</p>
<p>Evinizde varsa, dedenizin ninenizin evinde hatırlıyorsanız, bir antikacıda gördüyseniz, bir müzenin deposunda karşınıza çıktıysa, ya da yalnızca &#8220;Bizim ailede bundan söz edilirdi&#8221; diyebileceğiniz küçücük bir hatıranız bile varsa, yorumlarınızı beklerim.</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-it-tork-tat-tarag-merdivendeki-turk/">Malta&#8217;daki Türk İzleri: It-Tork tat-Taraġ, Merdivendeki Türk</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-it-tork-tat-tarag-merdivendeki-turk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5- Malta&#8217;daki Türk İzleri: Iswed qisu Tork, Maltalının Zihnindeki Türk</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/5-maltadaki-turk-izleri-iswed-qisu-tork-maltalinin-zihnindeki-turk/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/5-maltadaki-turk-izleri-iswed-qisu-tork-maltalinin-zihnindeki-turk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2026 13:01:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elif Ören Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[1565 Malta Kuşatması]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey afrika]]></category>
		<category><![CDATA[malta]]></category>
		<category><![CDATA[maltaca]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-Malta ilişkileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/5-maltadaki-turk-izleri-iswed-qisu-tork-maltalinin-zihnindeki-turk/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen yazıda Türk&#8217;ü bir Maltalının öfkesinde aramıştık: tabak elden kayıyor, ayak eşiğe çarpıyor ve yüzyıllar öncesinden kalma o kelime yine cümlenin ortasına düşüveriyordu, kimse çağırmadığı hâlde, Ħaqq għat-Torok, yani &#8220;Kahrolsun Türkler.&#8221; Bu hafta aynı kelimeyi hiç ummadığım bir yerde buldum, bir insanın yüzünde. Oğlumu kreşe yazdırmaya gitmiştik. Müdüre hanım okulu gezdirdi, sonra ofisine geçip oturduk. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/5-maltadaki-turk-izleri-iswed-qisu-tork-maltalinin-zihnindeki-turk/">5- Malta&#8217;daki Türk İzleri: Iswed qisu Tork, Maltalının Zihnindeki Türk</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yazıda Türk&#8217;ü bir Maltalının öfkesinde aramıştık: tabak elden kayıyor, ayak eşiğe çarpıyor ve yüzyıllar öncesinden kalma o kelime yine cümlenin ortasına düşüveriyordu, kimse çağırmadığı hâlde, <em><strong>Ħaqq għat-Torok,</strong></em> yani <em><strong>&#8220;Kahrolsun Türkler.&#8221;</strong></em></p>
<p>Bu hafta aynı kelimeyi hiç ummadığım bir yerde buldum, bir insanın yüzünde.</p>
<p>Oğlumu kreşe yazdırmaya gitmiştik. Müdüre hanım okulu gezdirdi, sonra ofisine geçip oturduk. Baturalp kucağımdaydı, pamuk gibi bembeyaz, sapsarı saçlı bir bebek. Kadın ona uzun uzun baktı, sonra bana dönüp dedi ki, biz eskiden Türkleri siyah sanardık, hâlâ şaşırıyorum Türklerin beyaz olmasına.</p>
<p>Ben sadece gülümsedim. Alınmadım, çünkü alınacak bir şey yoktu ortada; ne kırıcılık vardı kadının sesinde ne art niyet, çok eski bir şeyi sabah kahvesinden bahseder gibi söylüyordu sadece.</p>
<p>Sonra anlattım: Osmanlı Kuzey Afrika&#8217;ya kadar uzanıyordu, Maltalıların yüzyıllarca karşılaştığı insanların çoğu belki oralıydı ama hepsine birden Türk deniyordu, üstelik denizciler aylarca güneşin altında kalıyordu. Sonra kucağımdaki bebeği gösterdim, <em>biz Anadolu Türküyüz dedim, Türk tam olarak böyle olur. </em></p>
<p>Konu orada kapandı, kayıt işine döndük. Ama benimle eve geldi o cümle, çünkü onu ilk kez duymuyordum, kitapların içinde görmüştüm, hem de neredeyse tıpatıp bu hâliyle.</p>
<p>Maltacada birinin çok koyu tenli olduğunu anlatmak için kullanılan bir kalıp var: <em><strong>iswed Tork</strong></em>, halk dilinde <em><strong>iswed qisu Tork</strong></em>, yani <em><strong>&#8220;Türk gibi kapkara.&#8221;</strong></em> Yüzyıllarca aynı denizin iki ucunda birbirini görmüş, savaşmış, esir etmiş, arada bir de ticaret yapmış iki toplum; sonunda birinin dilinde bir renk olarak kalmış ötekinin adı.</p>
<p>İşin beni asıl çeken tarafı da burası. Bu kalıp bize Türklerin neye benzediğini değil, Maltalıların yüzyıllar boyunca <em><strong>&#8220;Türk&#8221; </strong></em>derken kimi kastettiğini anlatıyor ve ikisi hiç aynı şey değil.</p>
<p><em>Joseph Aquilina&#8217;nın</em> o devasa <em>Maltese-English Dictionary</em>&#8216;sini açıyorum, ikinci cilt, 1466. sayfa, <em><strong>Tork </strong></em>maddesi: kalıp orada, olduğu gibi kayıtlı. Ama sözlükçü hemen bir parantez açıyor, burada &#8220;Türk&#8221; kelimesinin yanlış kullanıldığını, aslında Mağripli ya da Berberi denmesi gerektiğini, çünkü Türklerin onlar kadar koyu tenli olmadığını söylüyor. Sözlük, deyimi kaydettiği aynı satırda deyimi düzeltiyor.</p>
<p>Buna rağmen ölmemiş halk etimolojisi, hâlâ dolaşıyor, hâlâ öğretiliyor. Malta&#8217;nın ulusal okuryazarlık ajansının desteklediği çağdaş deyimler sitesi <em>idjoma.mt </em>bile maddenin altına aynı açıklamayı koyuyor: eskiden Maltalılar Türklerin siyah tenli olduğunu düşünürlerdi.</p>
<p>Düğümü çözen cümle ise<em> Godfrey Wettinger</em>&#8216;ın 2006 tarihli <em>Black African Slaves in Malta</em> çalışmasının daha ilk paragrafında duruyor. <em>Wettinger</em> insanların hâlâ <em><strong>iswed Tork </strong></em>dediğini yazıyor ve buradaki <em><strong>Tork&#8217;un </strong></em>&#8220;<em>Müslüman</em>&#8221; anlamına geldiğini, kesin bir etnik karşılığı olmadığını özellikle belirtiyor.</p>
<p>Kelimenin siyahlığı güneyden geliyor yani. Önce &#8220;<em>Müslüman</em>&#8221; oluyor, sonra Malta&#8217;nın güneyinde Müslümanlık hangi coğrafyaya karşılık geliyorsa rengini de oradan devşiriyor.</p>
<p>Gozo tarafından en somut halkayı <em>Anton F. Attard</em> ekliyor. <em>The Gozo Observer</em>&#8216;da 2015&#8217;te yayımlanan <em>The Lore of Turkish Raids on Gozo</em> çalışmasında koyu tenli bir erkek için <em><strong>qisu Tork</strong></em>, koyu tenli bir kadın için <em><strong>qisha Tork</strong></em> denildiğini kaydediyor. Asıl anahtarı ise hemen arkasından veriyor: İkinci Dünya Savaşı öncesine kadar Kuzey Afrika&#8217;dan gelip <em><strong>ħabb għażiż</strong></em>, yani yer bademi, ve hasır satan Arap satıcılara da halk arasında &#8220;Türk&#8221; deniyordu.</p>
<p>İşte tam burada yerine oturuyor taşlar. Sokakta gördüğünüz adam Türk değil, Kuzey Afrikalı, ama siz ona <em><strong>Tork </strong></em>diyorsunuz ve bir süre sonra onun koyu teni de yapışıyor zihninizde o kelimeye; sonra adam gidiyor, kuşaklar değişiyor, satıcının kim olduğu unutuluyor, ama kalıyor benzetme. Dil böyle bir şey galiba, misafir gidiyor, askıda kalıyor paltosu.</p>
<p>Üstelik bu, derlemelerde kalmış kuru bir deyim de değil. <em>Paul Portelli</em> 1994&#8217;te yayımlanan <em>Żmien Ħelu tal-Passat</em> adlı hatırasında çocukluğundan tanıdığı <em>Kelinu</em>&#8216;yu anlatıyor ve sıra tenine gelince hiçbir açıklama ihtiyacı duymadan <em><strong>qisu tork</strong></em>, yani <em><strong>&#8220;Türk gibi kapkara&#8221; </strong></em>deyip geçiyor, okuru da anlar nasılsa. Dil fosili dediğim şey tam olarak bu, kimse fosili taşıdığını bilmiyor ama taşıyor.</p>
<p>Yani bu, Türklerin tarifi olmaktan çoktan çıkmış; Maltalıların kendi kafasında çizdiği bir resim artık. Böyle resimler de çizdikleri yüzü değil, çizen eli ele verir. Peki Malta bu resmi neden bu kadar sıkı tuttu?</p>
<p><em>Marco Galea</em>&#8216;nın 2021&#8217;de İstanbul Üniversitesi&#8217;nin tiyatro dergisinde yayımlanan çalışması bu soruya beklemediğim bir cevap veriyor. <em>Galea</em>&#8216;nın altını çizdiği paradoks şu: Malta 17. yüzyılda yüzlerce esir üzerinden gerçek Türklerle gündelik, yakın, tenle tene temas hâlindeydi, yani ada bir Türk&#8217;ün neye benzediğini pekâlâ biliyordu.</p>
<p>Buna rağmen siyahtı sahnedeki Türk.</p>
<p>Maltaca yazılıp sahnelendiği bilinen ilk oyun <em>Luigi Rosato</em>&#8216;nun <em>1839 tarihli Katarina&#8217;sı</em>, konusu da <em>1565 Kuşatması</em>. Oyundaki <em>Osmanlı komutanı Assan</em> için verilen tek fiziksel bilgi siyah olduğu; fazlasına gerek yok zaten, çünkü seyirci onu böyle biliyor. Maltaca edebiyatın babası sayılan <em>Ġużè Muscat Azzopardi</em>&#8216;nin 1565 etrafında dönen romanlarında da Türkler daima siyah, hatta birinde Maltalı kahramanın Osmanlı kampına sızması gerekiyor, ne yapıyor dersiniz, <em>mantar yakıp isiyle boyuyor yüzünü. </em>Tarif o kadar sabitlenmiş ki artık kostüm gibi giyilebiliyor.</p>
<p>Bende en çok iz bırakanı ise <em>Galea</em>&#8216;nın buna getirdiği açıklama oldu. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başında Malta İngiliz sömürge yönetimi altındaydı ve o dönemin zihniyeti Maltalıları tam anlamıyla &#8220;Avrupalı&#8221; saymıyordu, ada halkı sürekli yeterince beyaz görülmemenin baskısı altındaydı. Böyle bir yerde kendini kanıtlamanın en kolay yolu da siyahlığı kendinden uzaklaştırıp güneye itmek oluyor.</p>
<p>Malta&#8217;nın güneyinde ne var? Afrika. Ve halk muhayyilesinde güneyde kalan her şey aynı torbaya giriyor: Cezayirli de giriyor, Tunuslu da, Osmanlı askeri de, korsan da, hasır satan sokak satıcısı da. Üstüne de kocaman bir etiket, <em><strong>Tork</strong></em>.</p>
<p>Yani <em><strong>iswed qisu Tork</strong></em>&#8216;te düşmanlık kadar savunma da var; kendi kimliğini kanıtlamaya çalışan bir adanın kendisi hakkında kurduğu bir cümle bu. Türk&#8217;e bakan değil, aynaya bakan bir ifade.</p>
<p>Marsa&#8217;daki Türk Askerî Mezarlığı&#8217;nı yazdığımızda toprakta gerçek Türkler vardı, adı bilinen, mezar taşı hâlâ ayakta duran insanlar; sahnede ise mantar isiyle yüzünü karartmış bir Maltalı. Aynı adada, aynı yüzyıllarda iki Türk: biri gerçek ama sessiz, öteki hayalî ama çok gürültülü. Dilde kalan, gürültülü olanı oldu.</p>
<p>Bütün bunları okurken alınmak kolay, kızmak da kolay, &#8220;ama Türkler öyle değil ki&#8221; demek de. Değil zaten, mesele de bu değil. Ben bu izlerin peşine Türklerin Malta&#8217;da ne kadar güzel hatırlandığını kanıtlamak için çıkmadım; güzelini de çirkinini de, övgüyü de korkuyu da olduğu yerde görmek istiyorum, çünkü hafızanın makyajını yaparsak tarih anlatmış olmayız. Üstelik geçen yazıda kendi dilimizi de aynı masaya yatırmıştık, ondan sonra kimsenin bize masumiyet madalyası takacağını hiç sanmıyorum.</p>
<p>Bir söz asıl sahibinden bir kere koptu mu kimseyi tarif etmiyor artık. Türk gitmiş, kelime kalmış.</p>
<p><em>Galea</em> çalışmasını bitirirken şöyle diyor: bugün Malta ile Türkiye arasında siyasi bir düşmanlık yok, ama o eski öfke tam anlamıyla dağılmadı, sadece adres değiştirdi ve şimdi Malta&#8217;nın tarihsel &#8220;Türk&#8221; tanımına uyan insanların üzerine düşüyor. Ölmemiş yani deyim, sadece işaret ettiği kişi değişmiş.</p>
<p>Ben de bu sokaklarda yürürken biliyorum ki beni tarif etmiyor o söz, kendisini söyleyen adayı tarif ediyor.</p>
<p>Bu dizide Türk şimdiye kadar bir takvim oldu, bir yağmur, bir beddua. Şimdi de bir renk. Kelime hiç değişmiyor, her seferinde başka bir yüze yapışıyor.</p>
<p>O kreşin ofisinde kucağımdaki bembeyaz bebeğe bakıp <em><strong>&#8220;biz eskiden Türkleri siyah sanardık&#8221;</strong></em> diyen kadın da farkında olmadan bunu söylüyordu aslında. Yüzyıllar önce birileri bambaşka birilerine bir isim takmış, o isim kuşaktan kuşağa yol almış, o sabah o odaya kadar gelmiş; gelirken de kimin adı olduğunu unutmuş çoktan.</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/5-maltadaki-turk-izleri-iswed-qisu-tork-maltalinin-zihnindeki-turk/">5- Malta&#8217;daki Türk İzleri: Iswed qisu Tork, Maltalının Zihnindeki Türk</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/5-maltadaki-turk-izleri-iswed-qisu-tork-maltalinin-zihnindeki-turk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
