Sınırların Zarafeti ve Sahici Yakınlık Üzerine

İnsan ilişkileri, görünmez ama bir o kadar da hissedilir ince ipek bağlarla örülür. Bazen hayatın telaşı içinde karşılaştığımız bazı sesler ve üsluplar, ruhumuzun dingin sularında beklenmedik dalgalanmalara sebep olabilir. Bu dalgalanmaların kaynağına şefkatle, adil bir yerden ama bir o kadar da net bakabilmek, kendimizi ve sınırlarımızı tanımanın en zarif yoludur.

Zamanla ve doğallıkla yeşermeyen, henüz bir yaşanmışlık barındırmayan ilişkilerde erkenden takınılan mesafesiz hitaplar, kalpte karşılık bulan bir sıcaklıktan ziyade, görünmez bir hiyerarşinin ve yukarıdan bakan bir tebessümün habercisi gibidir. Sahici bir mesafe, altı doldurulmamış yapay bir yakınlıktan her zaman daha güvenilir ve hürmete layıktır. Çünkü nezaket, insanın hamurunda sükûnetle demlenmediğinde, dışarıdan iliştirilmiş eğreti bir süs gibi durur ve ruhu yorar.

Birlikte üretmek ya da paylaşmak adına kurulan topluluklarda sıklıkla rastlanan “içeridekiler ve dışarıdakiler” ayrımı, incelikten uzaklaşıldığında kelimelerin rengini bir anda değiştirir. Bir grubun kendini “seçilmişler”, “süzülmüşler” üzerinden tanımlama refleksi, bir davetten ziyade sessiz ve kibirli bir sınama barındırır içinde. Kendini ya da ait olduğu çevreyi sürekli bir üstünlük üzerinden kanıtlama çabası, ne yazık ki en çok o topluluğun samimiyetine zarar verir. Oysa edebiyatın, sanatın ve düşüncenin etrafında toplanan ruhlar; birbirlerine rütbelerle, örtük sınavlarla ya da ayrıcalık alanlarıyla değil, aynı satırları okurken hissettikleri eşit ve telaşsız bir heyecanla yaklaşmalıdır.

Kitaplar, zihnimizi dinlendirmek, dünyevi telaşlardan sıyrılıp eşit bir zeminde insanlık hallerini paylaşmak için sığındığımız limanlardır. Böyle bir alanın, örtük bir denetim mekanizmasına ya da entelektüel bir gövde gösterisine dönüşmesi, o ferahlatıcı sohbetleri nefes kesen, ağır bir havaya büründürür.

Fakat tüm bunlar olurken, insanın kendi içsel dengesini bozmasına, yorucu savunmaların ya da açıklama çabalarının içine girmesine gerek yoktur. Bazen en büyük zarafet; hiç kimseyi incitmeden, tartışmaların yıpratıcı girdabına kapılmadan, sükûnetle bir adım geriye çekilebilmektir. Herkesin yaşam ritmi, aradığı yakınlık ve var olmak istediği iklim başkadır. Bu uyumsuzluğu olgunlukla kabul edip enerjimizi kendi ruhumuzu besleyecek alanlara saklamak, kendimize sunabileceğimiz en adil iyiliktir.

Nazik, kısa ve sınırları şefkatle çizen bir duruş, tüketilen onlarca kelimeden çok daha tesirlidir. İnsanın kendi huzuruna ve içsel alanına duyduğu saygı, hayat pusulasının en kıymetli yönüdür. Bırakalım, zorlama iklimlerin değil, o dingin ve berrak bahçelerin ferahlığı ruhumuzu beslesin…

Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz