On birinci yazı.
Yabancı bir dilde kendi dilinden bir kelimeye rastlamak insanı heyecanlandırıyor, hiç inkâr edemem. Hele gündelik hayatta kullandığın, duyunca dönüp sözlüğe bakmayacağın bir kelimeyse.
Bu seriye başlarken aklımda dönüp duran sorulardan biri de buydu: Türkçeden Maltacaya doğrudan geçmiş bir kelime var mı?
Ortak kelimeler buluyorum. Ama ortak olması başka, Türkçeden geçmiş olması başka. Arapçadan ya da İtalyancadan iki dile de girmiş bir kelimeyi bulup “İşte Türkçe!” demek istemiyorum. Benim aradığım, araya başka bir dil girmeden Türkçeden Maltacaya ulaşmış olabilecek bir kelime. Araştırırken en çok burada duraksıyorum. Birbirine benzeyen iki kelimeyi yan yana koymak kolay da birinin ötekine nasıl geçtiğini göstermek o kadar kolay değil.
İşte ċamur da tam böyle bir didikleme sırasında karşıma çıktı.
Evet, bildiğimiz çamur. Maltacada kullanıldığı yer ise daha dar: Yeni döşenmiş çimento karolar parlatıldıktan sonra yerde kalan o yapışkan, ıslak tortu.
Gozolu yazar ve folklor araştırmacısı Anton F. Attard, 2015’te The Gozo Observer’da yayımlanan “The Lore of Turkish Raids on Gozo” başlıklı yazısının sonunda ċamura ve ċamur olarak iki farklı kullanımını kayda geçirmiş. Anlamını da az önce bahsettiğim gibi harç artığı olarak verip, kelimenin Türkçedeki “mud” (çamur) ile bağını kuruyor. Hatta, Maltacada doğrudan Türkçeden geçtiğini saptayabildiği tek kelimenin bu olduğunu ekliyor.
İnsanın hoşuna gidiyor tabii. Bunca hikâyenin, deyimin, korkutmanın ardından bu kez karşımızda doğrudan Türkçeye bağlanan bir kelime var. Yalnız, Attard’ın “bulabildiğim tek kelime” demesi, dilde başka örnek bulunamayacağı anlamına gelmiyor; kendi taramasının sınırını çiziyor.
Times of Malta’daki “Etymology of two words” başlıklı yazıda da aynı kelimeye rastlıyoruz. Yazının verdiği bilgiye göre ċamur, Malta’ya kıyasla Gozo’da daha yaygın. Aquilina’nın Maltaca-İngilizce sözlüğünden aktarılan anlamı da Attard’ın verdiğiyle örtüşüyor: Yeni döşenmiş çimento karoların parlatılmasından sonra biriken artık. Yazının yazarı da kelimenin Türkçeden geldiğini söylüyor.
Aynı yazıda ċamura biçiminin de kelimenin çoğulu gibi duran yerel bir kullanım olduğu belirtiliyor.
Türkçe köken açıklamasını buldum ama kelimenin Malta’ya nasıl geldiğini hâlâ bilmiyorum. Eski metinlerde ne zamandan beri kullanıldığını bulabilsem belki biraz ilerleyebilirim. Bir ustanın dilinden mi yayıldı, başka bir yoldan mı geldi?
Tam bunları düşünürken dört beş yıl önce okuduğum bir kitaptaki altını çizdiğim bölüm aklıma geldi.
Joseph C. Camilleri, A Taste of Maltese Folklore: Tradition and Heritage adlı kitabının 85. sayfasında, Maltalı mimarların ve taş ustalarının İtalyan mimarisini kitaplardan veya bizzat Roma’ya giderek öğrendiklerini anlatıyor. Hemen ardından da Valletta’daki ahşap balkonlara geliyor konu.
Yazıyı toparlarken eşimle bu bölümü konuştuk. “Muhakkak eklemelisin,” dedi. Yazı bitti bitecek derken bir gün daha bekletip o ihtimalin zihnimde biraz demlenmesine izin verdim. Zira parçalar tuhaf bir şekilde örtüşüyordu. Kitaptaki bölüm şöyle; Türkçesiyle birlikte aktarıyorum:
“1650’den sonra Valletta’da ahşap balkonlar kullanılmaya başlandı ve bunlar bina cephelerini daha da güzelleştirdi. Bu balkonların büyük bir kısmı, o dönemde Malta’da yaşayan çok sayıdaki Türk esir tarafından yapılmıştır.” (After 1650, timber balconies were introduced in Valletta and these further enhanced the façades. These balconies were mostly made by a great number of Turkish slaves living in Malta at the time.)
Kitap ayrıca bu insanların çeşitli zanaatlarda, özellikle marangozlukta maharetli olduklarını da vurguluyor.
Balkon meselesi bence başlı başına çok kıymetli. Ama asıl mantık yürütmek istediğim yer burası işte. Roma’dan dönen Maltalı mimarların ve taş ustalarının işi sadece balkon kurmak değildi; evler, binalar, koca bir ada imar ediliyordu. Ellerinde zanaattan anlayan, alet edevat tutmasını bilen bunca esir varken, onları sadece balkon tahtası rendelemekle sınırlamış olmaları hayatın olağan akışına pek uymaz. O şantiyelerin tozuna, harcına, sıvasına muhakkak bu adamların eli değdi.
Buradan yola çıkarak bir tez kuruyorum: Acaba ċamur, şantiyede, inşaatta çalışan Türkçe konuşan bir esirin dilinden yayılmış olabilir mi? Yerdeki o ıslak, yapışkan artığı gösterip “çamur bu” demiştir de birlikte çalıştığı Maltalı ustaların lügatine öyle mi yerleşmiştir?
Elbette Camilleri’nin kitabında ċamur kelimesi geçmiyor. Marangozlukla çimento karoların artığı da birebir aynı zanaat kolu değil. Üstelik kelimenin adada ilk ne zaman kayda geçtiğini de henüz bilmiyorum. Dolayısıyla balkonlar üzerinden kurduğum bu mantığı kesinleşmiş bir delil değil, makul bir ihtimal olarak masaya koyuyorum.
Şimdilik elimde ċamurun Türkçe kökenli olduğunu söyleyen Attard’ın tespiti ve Times of Malta yazısı var. Kelimenin sesiyle anlamı uyuyor. Eksik olan, adaya ayak basışının kesin hikâyesi.
Çamuru bulduk diye sevindim, doğrusu. Ama hangi şantiyede, kimin ağzından duyulup Maltacaya yerleştiğini hâlâ merak ediyorum.
Kaynaklar
– Anton F. Attard, “The Lore of Turkish Raids on Gozo”, The Gozo Observer, sayı 32, Yaz 2015, s. 27.
– “Etymology of two words”, Times of Malta. Aquilina’nın sözlüğündeki anlam aktarımı, Türkçe köken açıklaması ve ċamura biçimine ilişkin değerlendirme.
– Joseph C. Camilleri, A Taste of Maltese Folklore: Tradition and Heritage, “The Houses and Dress” bölümü, s. 85. Valletta’daki ahşap balkonlar ve Türk esirlerin zanaatkârlığına ilişkin anlatı.


