31.9 C
Malta
Salı, Ağustos 16, 2022

Malta COVID-19 İstatistikleri

101,036
Toplam Vaka
Updated on June 27, 2022 3:33 am
740
Vefat Sayısı
Updated on June 27, 2022 3:33 am
94,948
Total recovered
Updated on June 27, 2022 3:33 am
spot_img

Malta’nın Su Yüzüne Çıkardıkları

Minhaç Çelik

11 Haziran 2022

Bir yerde bir arkadaşınız varsa orayı ziyaret edebilirsiniz. Fakat bir yerde iki arkadaşınız varsa artık buraya seyahat etmeniz bir seçenek değil zorunluluk haline gelmiştir.

Hem lise hem de üniversiteden arkadaşım Dostcan, çok sevdiğim başka bir dostum Ziyahan’ın yıllardır yaşadığı Malta’ya taşındığında benim için de Malta ziyareti artık bir lüks olmaktan çıktı. Üstelik bir süredir yaşadığım Tallinn’den Malta’ya direkt uçuş olduğunu da öğrenince, istikamet Malta diyerek Akdeniz’in bu küçük adasına doğru yola koyuldum.

Normalde gitmeden önce seyahat edeceğim yerle ilgili bazı okumalar yapmaya, çok bilinmeyen tarihi olayları araştırmaya girişirim. Fakat hem Dostcan hem de Ziyahan okuyan ve gezen insanlar olduğundan biraz da onlara güvenip, ‘Nasılsa onlar öğrenmişlerdir’ diyerek yeterli araştırma yapmadım. Eğer cahilliği övmek sayılmayacaksa bunun faydasını gördüğümü de söyleyebilirim. Bu tür bir bilinçli hazırlıksızlık ile başlayan seyahatler plansız ilerlediğinden insanın karşılaşacağı sürprizlerin sayısı da artıyor, ‘Turist Ömer’ havasında hayatın önünüze sürükledikleri ile tanışmaya çalışırken, tamamen yabancısı olduğunuz bir yere biraz aşina olabilmek adına zihniniz hafızanızdaki kırıntıları kullanıp yeni gerçeklikle bağlantı kurmaya çalışıyor. Böylece geçmişten bu yana dağarcığınızda biriken alüvyonlar su yüzüne çıkıyor.

Malta seyahati tam olarak ben de böyle bir deneyime neden oldu. Arkadaşlarımla yiyip, içip gezip tozmaya geldiğim bu küçük Akdeniz takımadası beni aldı ortaokul yıllarıma götürdü. O yıllarda okuduğum bir romanda yaşadığım hisler Malta sokaklarında hafızamın derinliklerinden sıyrılıp yeniden kendini bana hatırlattı.

Halikarnas Balıkçısı’nın Turgut Reis romanını ergenliğin eşiğinde, melankolinin sınırlarını zorladığım bir dönemde okumuştum. Romanda hayatının neredeyse hepsini Akdeniz’deki Osmanlı gemilerinde geçiren bir tarihi karakterin etrafına Cevat Şakir Kabaağaçlı kendine has üslubuyla yalnızlık, anlaşılmama ve fedakarlık hislerini ustaca inşa eder. Turgut Reis yalnızdır, belkide uçsuz bucaksız deniz ona ne kadar küçük olduğunu bellettiğinden ikinci adam olmak, perde arkasında kalmak onun için meseleden sayılmaz.

Hayatına bir köylü çocuğu olarak başlamış ve Osmanlı’nın fatih amirallerinden biri olarak sona ermiştir. Fakat sakın yaşamının sürekli iyiye gittiğinden, donanmadaki kariyer basamaklarını hızla tırmandığını düşünmeyin. Turgut Reis, Preveze gibi bir dönüm noktası olan zaferde Osmanlı donanmasının 30 kadırgasını komuta ettikten sadece birkaç yıl sonra Cenevizlilerin eline düşmüş ve 4 sene forsa olarak çalışmak zorunda kalmıştır. Halikarnas Balıkçısının forsalık yıllarına dair tasvirlerini hala hatırlarım. Sonrasında kendisini her daim kollayan Barbaros Hayrettin Paşa sayesinde kurtulmuş.

Turgut Reis’i muzaffer bir komutanlıktan forsalığa sonrasında yeniden özgürlüğe taşıyan kaderin aslında hepimiz için sürprizleri yok mu?

Büyükçekmece’nin bir köy kahvesinde ya da Ortaköy’ün bir ara sokağında zaman geçirdiğim dostlarımla Akdeniz’in ortasındaki bir adada yeniden buluşma ihtimalinin dışarıdan imkansız gözükmesini rağmen gerçekleşebilmiş olması tek başına kaderin öngörülmezliğine karşı çıldırtıcı bir hayranlığa neden oluyor. Cem Yılmaz’ın dediği gibi mucizeye şahit olmak için aslanın Allah diye bağırmasını beklemeye gerek yok, aslan tek başına zaten bir mucize. Kaderin ağları da şöyle bir bakınca mucize değil mi? Tam bitti derken, sıfırdan yeniden başlamak. Yeni bir hayat kurmak. Bu enerjiyi bulmak, hayat tam arkasını dönmüş gidecekken, ensesinden yakalayıp ‘Nereye birader, dur bakalım!’ diyebilmek. Her zorluktan sonra mutlaka bir kolaylık varsa, zorluklara, kedere, yalnızlıklara yabancılıklara neden sevinmiyoruz veya neden üzülüyoruz?

Askeri bir deha olarak kabul edilen Turgut Reis için Malta bir ‘Kızıl Elmadır’. Osmanlı bu adayı birkaç kez fethetmeye teşebbüs etmiş fakat bir türlü başaramamıştır. Turgut Reis bunun son seferi olduğunu bilmeden Malta’ya doğru bir donanmayla yola çıkar. Yalnız ve ihtiraslı bu deniz adamı, Malta seferinde yaşamını yitirir, şehit olur.

Malta’da bir kitapçıda rastlayıp satın aldığım ve Rodos Şövalyalerinin Malta’daki tarihini anlatan The Knights of Malta kitabına göre, bazı tarihçiler Turgut Reis’in şehit olmasının Osmanlı donanmasının Malta’yı alamamasının ana sebebi olduğunu açıklarken, bir grup tarihçi ise zaten Turgut Reis donanmayı yönetirken de Malta savunmasının başarılı bir şekilde Osmanlı ablukasına direnç gösterdiğini yazar.

Tüm bunları Turgut Reis’in almak için canını verdiği St Elmo’da kale duvarına oturmuş düşünürken, kitaplığımın arka köşelerinde kalmış Turgut Reis’i Malta’yı karaketerimin oluşum yıllarında Halikarnas Balıkçısının kitaplarının katkısını ve kaderin öngörülmezliği ard arda aklımdan geçti. Ve nasıl bir ölümle bu dünyaya veda edeceğimi düşündüm. Kader acaba nasıl bir son hazırlıyor benim için?

Son demişken, Malta’nın en büyük camisini Libya’nın devrik lideri Kaddafi’nin yaptırdığını öğreniyorum. Tüm dünya artan petrol fiyatları nedeniyle enflasyon ile boğuşurken Malta nispeten daha rahat. Bunun nedeni Libya ile Kaddafi zamanında yaptıkları avantajlı petrol anlaşması. Biraz daha ucuza kullanıyorlar petrolü. Bu yüzden pek çok Afrika ülkesinde olduğu gibi Malta’da Kaddafi’ye karşı bir sempati var hala. Acaba Kaddafi de düşünmüş müdür, sonunun nasıl olacağını? Çöl çadırı ve kadın korumaları ile meşhur diktatör sarayında bulunup hunharca öldürüldükten sonra, cesedinin saatlerce sürükleneceğini hayal etmiş midir?

Malta’nın hem ölümle hem yaşamla sıkı bir ilişkisi var. Avrupa’nın farklı şehirlerini ziyaret etmiş insanların artık sıkılmaya başladığı Avrupa dokusunu Malta’da bulamıyorsunuz. Kesinlikle kendine has bir havası olmasına rağmen aynı zamanda bir Akdeniz havasını da buluyorsunuz. Cumbalı evler size ait bir şeylerin bu topraklara uğradığını gösteriyor. Sadece mimari etki değil aynı zamanda Malta’dan tarihimizdeki önemli kişilikler de geçmiş. İngilizlerin tutukladığı Meclis-i Mebusan üyeleri Malta’da hapsedilmiş. Bu isimler arasında Kuşçubaşı Eşref’ten Ziya Gökalp’e kadar birçok meşhur kişiyi bulabilirsiniz.

Son Haberler
Son Haberler
Son Haberler
Son Haberler

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here