Site icon Malta Haber

Swatar’da başıma gelen kapkaç olayı

07 Mart 2022

2020 yılının Haziran ayıydı. O gün, akşam vardiyasında çalışmıştım. Normalde akşam işten çıkınca muhakkak eve taksi ile dönerdim fakat hava o kadar güzeldi ki esen ılık rüzgârı hissederek eve yürüyerek gitmek istedim.

Swatar semtinde yeni bir eve taşınalı birkaç gün olmuştu ve iş ile ev arası yirmi dakikalık yürüme mesafesindeydi. Yürürken kulağımda kulaklık vardı, İstanbul’da yaşayan bir arkadaşımla görüntülü konuşma yapıyorduk. Etrafımda bir şey olduysa, biri beni takip ediyorduysa da bunu görüp duymayacak kadar muhabbete odaklanmıştım.

Yaşadığım sokağa girdim, elimi cebime attım ve anahtarımın olmadığını fark ettim. Yan apartmanın giriş duvarının önünde durdum ve çantanın içinde anahtarımı aramaya koyuldum. Bir yandan da hâlâ görüntülü konuşmamız devam ediyordu. Tek elimle anahtarı bulamayınca telefonu çantanın bitişiğine, duvar demirine yasladım ve iki elimle anahtarı aramaya başladım. Binaların girişi benzediği için ve eve yeni taşındığım için orada durmuş olabilirim, neden kendi evimin önünde değildim, neden merdivenleri çıkıp tam kapının önünde anahtarı aramadım bunu bilmiyorum.

Telefonu bırakalı on onbeş saniye geçti ya da geçmedi. Birden sırtıma kuvvetli bir el indi ve düşmemek için yalpaladım. Malta’nın güvenli bir ülke, Swatar’ın nezih bir semt olduğunu bildiğim için kapkaça uğramak aklımın ucundan bile geçmedi. Güçlü bir çığlık kopardım ve doğrulup adamın ardından koşmaya yeltendim ama aynı anda da bir arkadaşım bana şaka olmalı diye düşündüm ilk saniyeler. Ya üst sokakta oturan Fatih abim ya da arkadaşım Murat. Aklıma ilk bu geldi ama kapkaççı koşarak çoktan arayı açmıştı. Ayağımda topuklu ayakkabılar vardı ve koşmam mümkün değildi. Sokağın ortasında kalakaldım ve adamın gözden kayboluşunu izledim.

Elim ayağım titriyor, korku ve şaşkınlıktan gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Zile bastım, ev arkadaşlarımdan biri kapıyı açtı. Olayı nasıl anlattım, ne oldu, polis ne ara geldi bilmiyorum adeta kabus gibiydi o anlar.

Olanlara inanamıyordum. Dehşete düşmüştüm. Yakın arkadaşlarım ve o zamanki ev arkadaşlarımın desteğini asla unutmam mümkün değil. Günlerce çok üzüldüm, kâbuslar gördüm. Telefonumu elbette çok seviyordum ama içindeki fotoğrafları başka hiçbir yere kaydetmemiştim. Olayla ilgili günlerce başka başka felaket senaryoları yazmaktan kendimi alamıyorum.

Olan olmuş, giden gitmişti. Bana bir şey olmamıştı ya, canım sağ olsundu.

Polis olay yerine geldiğinde telefonun IMEC numarasını ve kapkaççının eşgalini aldı. Görüntülü aramayla konuştuğum arkadaşım çığlık atmamın üzerine kapkaççının videosunu çekmiş, çekilen videoyu polise ve basına vermiştim.

Polis, telefon açıldığında sinyalden yerinin tespit edilebileceğini söyledi. Allah biliyor; bununla uğraşacaklarına, telefonun peşine düşeceklerine zerrece inanmayarak teşekkür ettim.

Olacağı varmış; ilk defa geç bir saatte taksi kullanmak yerine yürümeyi tercih etmiştim. Ve ilk defa anahtarımı unutmuştum. Disiplinli ve organize yaşayışımla bilinirim. Eğer yarın işe gideceksem çorabıma kadar her şeyi akşamdan hazırlar, ertesi günün planını özenle gözden geçiririm. Düzensizlik, kaos ve aksilikler beni sinir eder.

Ve aradan tamı tamına bir buçuk yıl geçti. Bir sabah kahvaltı masasında otururken telefonum çaldı, numara yabancıydı. Şirketten arıyorlar herhalde diyerek aramayı cevapladım. Birkirkara karakolundan aradıklarını ve aynı gün için gidip telefonumu alabileceğimi söyledi arayan ses. Hayırdır inşallah ne telefonundan bahsediyor bunlar, adımı da söylediler ama yanlışlık var herhalde dedim. Ben giden telefonumun üzerine soğuk suları içmiş, zamanın ilacını günde üç kere tok karnına yutmuştum. Birkaç dakika düşündükten sonra; olur mu olmaz mı, bir buçuk yıl önce çalınan telefonum bana döner mi diyerek kalktım.

Hemen bir taksiye atlayıp soluğu Birkirkara Police Station’da aldım. Evet doğru, gerçekten de sinyalden telefonumu bulmuşlar. Ama ne bulmak, ekran ve kapak yok, sadece iç kısmı. Telefonun yolcuğunu aynen aktarıyorum sizlere:

Telefonu çalan kapkaççı, telefonu bir telefoncuya satmış. Telefoncu telefonu 20 Euro’ya başka birine satmış. Yeni alan kişi 60 Euro’ya şifreyi kırdırmış ve telefonun yeni sahibi olarak kullanmaya başlamış. Kendi fotoğrafının olduğu bir kapak bile yaptırmış.  Derken iki ay sonra telefonu kırmış. Kırılan telefonu tamir için bir telefoncuya getirmiş. İşte burada polisler sinyalden telefonu bulmuşlar ve bu tamircinin dükkânına gidip çalıntı telefonu istemişler. Tamirci yürek yemiş olsa gerek ki polise demiş ki; 180 Euro masrafı var, parayı verin telefonu vereyim. Polisler demiş sen kiminle konuşuyorsun aslan parçası akıllı ol ver telefonu. (Bu kısmını ben polisin anlatışına göre Türkçeleştirdim.)

Polisten teslim alınan telefon

Haydi şimdi başa dönelim. Telefoncu bu telefonu ilk kişiye 20 Euro’ya kârsız satmadığına göre kapkaççı çaldığı telefonu 5 ya da 10 Euro’ya satmış olmalı.

Bunun için miydi? Buna değer miydi?

 

Exit mobile version