KORKAN GALATASARAY KAZANAMAZ!

Bu maç tam anlamıyla bir araf maçıydı.

Avrupa’da favori olmak forma meselesi değildir. Favori olduğunu rakibe kabul ettirme meselesidir.

Galatasaray kötü müydü?

Hayır.

İyi miydi?

O da değil.

Hakem mi maçı katletti?

Hayır.

Peki ne oldu?

Galatasaray, Avrupa’da favori olduğu maçları kazanamama hastalığına bir yenisini daha ekledi.

Ve bence asıl konuşulması gereken mesele tam olarak bu.

Çünkü Galatasaray’ın artık Avrupa’da bir maç öncesinde rakibine şunu hissettirmesi gerekiyor:

“Ben senden daha iyiyim ve bu maçı kazanacağım.”

Sporting ne yaptı?

Galatasaray’a adeta “Favori sensin kardeşim, sen oyna” dedi.

Temkinli oynadı.

Bekledi.

Galatasaray’ın zaaflarını kolladı.

Ve sonunda da maçı aldı.

Galatasaray ise favori olmanın avantajını kullanmak yerine, favori olmanın baskısı altında ezildi.

İLK 30 DAKİKA: İNSANI YANILTAN GALATASARAY

Hakkını verelim.

Galatasaray maça doğru başladı.

Hatta mevcut kadro içerisinde çıkabilecek en doğru 11’lerden biriyle sahaya çıktı.

Önde pres…

Rakibi boğma…

Topu kazandığında hızlı hücum…

Biraz eski Terim dönemlerinden kalan futbol anlayışını hatırlatan bir başlangıç.

Sonra da karambolden gelen gol.

İlk 30 dakika boyunca Galatasaray’a “kötü oynadı” diyemezsiniz.

Ama futbol 30 dakika oynanmıyor.

Ve Galatasaray’ın problemi tam da burada başladı.

dakikadan sonra takımın ritmi kayboldu.
Sane’nin şutu dışında Galatasaray’ın rakip kalede ciddi bir üretimi kalmadı.

Asıl komik olan ise şu:

Savunmaya bakıyorsunuz, “O kadar da kötü değiller.”

Jakobs?

Çok büyük hata yaptığını söyleyemezsiniz.

Davinson?

O da kötü değil.

Peki Sporting neden bu kadar rahat oynadı?

Çünkü Galatasaray’ın orta sahasında kocaman bir delik vardı!

ORTA SAHA OTOBAN OLDU

Sara…

Normal şartlarda çok beğendiğim bir futbolcu.

Ama dün sahada Sara’yı tanımak mümkün değildi.

Batrakov da aynı şekilde.

Batrakov’un boşluğunu Sara mı kapatmaya çalıştı, yoksa oyun planı mı böyleydi bilmiyorum.

Ama sonuç ortada.

Sara sürekli hücuma çıktığında Torreira rakiple baş başa kaldı.

Torreira yalnız kalınca Sporting orta sahayı geçti.

Sporting orta sahayı geçince Galatasaray savunmasının önünde kilometrelerce alan oluştu.

Sonra da Galatasaray pozisyon yemeye başladı.

Bunun adı sadece “bireysel hata” değildir.

Bu, takım savunmasının bozulmasıdır.

Galatasaray’ın boyu koptu.

Orta saha ile savunma arasındaki mesafe açıldı.

Ve Sporting de “Teşekkür ederim” deyip o boşluklara yerleşti.

GOLÜ YİYORSUN, İKİNCİYİ DE YİYORSUN!

Bence gecenin en ciddi problemi bu.

Galatasaray gol yiyebilir.

Her takım yer.

Ama Galatasaray’ın son dönemde başına gelen başka bir şey var:

Golü yediği zaman hemen arkasından bir tane daha yiyor.

Rakamlar ortada.

Çorumspor:

59 ve 61. dakikalar.

Başakşehir:

66 ve 76. dakikalar.

Sporting:

57 ve 63. dakikalar.

Artık buna “tesadüf” diyemezsiniz.

Bir kere olur, dersiniz ki futbol.

İki kere olur, dersiniz ki konsantrasyon problemi.

Üçüncüde artık oturup düşünürsünüz:

Bu takım gol yediğinde psikolojik olarak dağılıyor mu?

Bence ciddi şekilde dağılıyor.

Çünkü iyi takımın özelliği gol yememesi değildir.

İyi takım gol yedikten sonra oyunu tekrar kontrol edebilendir.

Galatasaray bunu yapamıyor.

Bir gol yiyor.

Sonra panik başlıyor.

Alanlar açılıyor.

Oyuncular pozisyonlarını kaybediyor.

Rakip ikinciyi buluyor.

Ve maç gidiyor.

“BİREYSEL HATA” DİYEREK KURTULAMAZSINIZ

Gollere bakıp “Bireysel hata” diyebilirsiniz.

Ama bu da işin kolayına kaçmak olur.

Çünkü bireysel hatalar futbolun parçasıdır.

Önemli olan, takımın o hatayı telafi edip edememesidir.

Bir oyuncu hata yapar, arkadaki oyuncu kapatır.

Kaleci hata yapar, takım reaksiyon gösterir.

Stoper çıkar, orta saha sigorta olur.

Galatasaray’da ise bir hata yapıldığında sanki bütün takım “Ben de seyredeyim” moduna giriyor.

Sallai’nin hücum gücü var mı?

Var.

Ama savunma pozisyonlarında ne kadar aksadığı da artık ortada.

Jakobs’a gelince…

Adam belki de hayatında en son ne zaman stoper oynadığını hatırlamıyordur.

Dolayısıyla ondan mükemmel bir stoper performansı beklemek zaten saçma.

Ama Galatasaray’ın da “Jakobs mecburen stoper oynadı” diyerek bu problemi görmezden gelme lüksü yok.

Avrupa’da mazeret puan kazandırmaz.

OSIMHEN YOKTU AMA HER ŞEYİ ONA BAĞLAMAYIN

Bir parantez de Osimhen’e.

Osimhen bu maçta yoktu.

Dolayısıyla Galatasaray’ın hücum gücünün düşmesi şaşırtıcı değil.

Ama çıkıp da “Osimhen olsaydı bu maç kesin kazanılırdı” demek de futbolculuk değil, falcılık olur.

Çünkü ilk 30 dakikada Osimhen’siz Galatasaray gayet iyi bir hücum organizasyonu ortaya koydu.

Problem Osimhen’in yokluğundan çok daha sonra başladı.

Galatasaray oyunun bütünlüğünü kaybetti.

İkinci yarıda sadece iki şut.

İki!

Bu rakam zaten maçın özetidir.

Osimhen yoktu, tamam.

Ama Osimhen yok diye Galatasaray’ın orta sahasının boş kalmasının, savunma hattının kopmasının, gol yedikten sonra psikolojik olarak dağılmasının bir açıklaması yok.

UĞURCAN’I DA KONUŞALIM

Ve evet…

Uğurcan.

Bunu da konuşacağız.

Çünkü Galatasaray’ın Avrupa hedefi varsa bazı gerçekleri söylemek zorundayız.

İkinci golde kaleci hatası var.

Net.

Penaltı pozisyonunda da çıkış zamanlaması tartışılır.

Bu seviyede kaleciden beklenen yalnızca top kurtarması değildir.

Bazen kaleci takımına puan kazandırır.

Bazen de takımının alabileceği puanı kaybettirir.

Dün ikinci ihtimali gördük.

HAKEME SIĞINMAK YOK

Batrakov’a yapılan faul?

Bence kırmızı kart çıkmalıydı.

Net.

Ama buradan “Hakem Galatasaray’ı yaktı” sonucu çıkarmak da kolaycılık.

Çünkü hakem kırmızı kart verseydi maç değişebilir miydi?

Evet.

Kesin kazanır mıydık?

Hayır.

Dolayısıyla Galatasaray’ın bütün problemlerini hakemin üzerine yıkmak, kendi eksiklerini saklamaktır.

Galatasaray’ın problemi hakem değil.

Galatasaray’ın problemi, iyi başladığı maçı neden 30 dakika sonra kontrol edemediğidir.

SONUÇ: GALATASARAY FAVORİ OLDUĞU MAÇI KAZANAMIYOR

Gelelim meselenin özüne.

Galatasaray, Avrupa’da favori olduğu maçlarda kazanamama serisine yine son veremedi.

Ve artık bunun üzerinde ciddi ciddi düşünmek gerekiyor.

Çünkü mesele tek bir maç değil.

Tek bir oyuncu değil.

Tek bir hata değil.

Tek bir hakem kararı hiç değil.

Bu bir zihniyet meselesi.

Galatasaray rakibine favori olduğunu hissettirmeli.

Sporting dün Galatasaray’a favori olduğunu hissettirdi.

Aradaki fark buydu.

İlk 30 dakika Galatasaray vardı.

Sonraki 60 dakika ise Sporting’in zaaflarını bekleyen değil, kendi zaaflarıyla boğuşan bir Galatasaray vardı.

İlk elin günahı olmaz.

Ama ilk elde gördüğün hataları düzeltmezsen ikinci elde bedelini ödersin.

Bu savunma organizasyonuna, orta saha dengesine ve özellikle gol yedikten sonraki reaksiyona bir çözüm bulunmazsa…

İlk 24 artık hedef değil, hayal olur.

Çünkü Şampiyonlar Ligi’nde kimse Galatasaray’a acımaz.

Kimse “Bugün biraz savunmada eksikleri vardı” demez.

Kimse “Osimhen de yoktu” demez.

Kimse “Hakem kırmızı vermeliydi” demez.

Rakip gelir, boşluğu görür ve çakar.

Galatasaray’ın da artık şu gerçeği anlaması lazım:

Avrupa’da favori olmak forma meselesi değildir. Favori olduğunu rakibe kabul ettirme meselesidir.

Dün gece Galatasaray bunu 30 dakika yaptı.

60 dakika yapamadı.

Maçın özeti de zaten bundan ibaret.

Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz