Okur Yorumları
19 Ekim, Bosna Hersek’in efsanevi lideri, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in ölüm yıl dönümü idi. Allah gani gani rahmet eylesin.
Bu platformu biz yönetiyoruz diye okurlarımızı teksesliliğe mahkûm edersek çok ayıp etmiş oluruz; dahası eleştirdiğimiz anlayışın negatif birer kopyasına dönüşmüş oluruz.
Bir gün Boşnak orduları sivillerin zarar gördügü silahlı bir operasyon gerçekleştirirler. Bu, Aliya’nın ve inandığı değerlerin hududunu aşan bir eylemdir.
Bütün birliği toplayıp şu efsanevi zılgıtı çeker:
“Onlar gibi olacaksak, onlara benzeyeceksek neden onlarla savaşıyoruz?”
Ne zaman bir konuda cidal hâlinde olsam, içimde bir yerlerde bu sözün tekrar tekrar yankılandığını hissederim.
“Ziyahan, ölçüyü kaçırma, adil ol, sözünü güzel söyle; olur ki düşmanın (muarızın) bile candan bir dost kesilir.”
Bu pazar günü ilginç bir şey oldu. Günlerdir bizim ve dolayısıyla siz kıymetli okurlarımızın gündemi olan Cumhuriyet resepsiyonları davet yöntemine dair tartışmalarda, bizimle aynı fikirde olmayan, bilakis bizim eleştirilerimizi haksız bulan yorumlar görmeye başladık.
Hepsi baş tacı. Katılmasam da, şerh düşmek zorunda kalsam da baş tacı.
Bu platformu biz yönetiyoruz diye okurlarımızı teksesliliğe mahkûm edersek çok ayıp etmiş oluruz; dahası eleştirdiğimiz anlayışın negatif birer kopyasına dönüşmüş oluruz. E, dönüşeceksek de bütün bu mücadelemizin ne anlamı var?
Yorum sahiplerinden birinin kapısını çalıp müsaadesini istedim, müsaade etmedi. Müsaade etseydi yorumunu aynen, bir köşe yazısı gibi yayımlayacaktık.
Benzer bir akıbet ile karşılaşmamak adına diğer yorum sahibine sormadım. Her iki kıymetli yorumun özetini burada paylaşacağım. Özeti de ChatGPT’den alıp buraya koyacağım. Yorumların asıllarına Facebook sayfamızdaki ilgili postların hemen altından ulaşabilirsiniz. Ben yorum sahiplerinin de isim ve soyisimlerini baş harfleriyle iktibas edeceğim.
Olur ya, bizim bütün argümanlarımıza rağmen bu karşıt yorumları haklı bulabilirsiniz…
Çokseslilik hepimize, her zaman lazım.
Eğer Cumhuriyet resepsiyonu organizasyonunu bir yankı odasına dönüşmekle eleştirdiysek, Malta Haber’i de bu kötü akıbete mahkûm etmememiz gerekiyor.
C.K. isimli yorumcu, büyükelçilik resepsiyonlarının halka açık etkinlikler değil, diplomatik protokol ve devletin çıkarları doğrultusunda düzenlenen resmî organizasyonlar olduğunu belirterek Malta’da uzun yıllardır yaşamanın, gazetecilik yapmanın veya kişisel başarıların davet edilme hakkı doğurmadığını savunuyor. Davet edilmemeyi ayrımcılık olarak değerlendirmenin doğru olmadığını, büyükelçiliğin kişiyi tanımamasının dışlama anlamına gelmeyeceğini ve davet kriterlerini kamuoyuna açıklamak zorunda olmadığını ileri sürüyor. Eşitlik talep ederken kişisel başarı ve toplumsal konumu öne çıkarmayı çelişkili buluyor; herkesin mesleğinden ve statüsünden bağımsız olarak aynı ilkelerle değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Almanya’daki milyonlarca Türk vatandaşını örnek göstererek herkesin davet edilmesinin mümkün olmadığını hatırlatıyor. Son olarak, her şeyi devletten beklemek yerine vatandaşların kendi Cumhuriyet Bayramı etkinliklerini düzenleyip büyükelçilik yetkililerini de davet ederek birleştirici bir alternatif oluşturabileceklerini ifade ediyor.
C.G. isimli yorumcu ise 2013 yılından beri Malta’da yaşamasına rağmen yalnızca son 2-3 yıldır büyükelçilik resepsiyonlarına davet edildiğini belirterek bunun nedenini, yıllardır büyükelçiliğin düzenlediği tören, kutlama ve etkinliklere katılmasına ve özellikle 6 Şubat depremleri ile seçim sürecinde gelişen karşılıklı tanınırlığa bağlıyor. Herhangi bir özel statüsü veya şirketi bulunmadığını vurgulayarak davetlerde büyükelçilikle iletişim hâlinde olmanın ve toplumsal etkinliklere katılımın etkili olabileceğini, ancak kesin kriterleri bilmediğini ifade ediyor. Resepsiyonların protokol ağırlıklı organizasyonlar olduğunu hatırlatarak Malta’daki Türk toplumunun kendi imkânlarıyla daha geniş katılımlı, herkese açık ve birleştirici Cumhuriyet Bayramı kutlamaları düzenlemesini destekliyor.
Bizim yorumlarımızı, bakış açımızı okurlarımız zaten biliyor; tekrar burada zikrederek vaktinizi almak istemiyorum.
Sözü, Kur’an-ı Kerim’den şu ayet ile bitirmek isterim:
“Onlar sözü dinlerler, sonra da onun en güzeline uyarlar.”
Zümer Suresi, 18. ayet


