Geçen yazıda birlikte Malta’daki Türk izlerinin peşine düşeceğimizi söylemiştim. Yazı dizimizin konusu Türkler olunca, başlangıç konusu olarak Türklerin zamanını seçtim.
Bir milletin hafızası bazen kitaplarda değil, gramerde saklanıyor.
Malta ile Osmanlı arasındaki ilişki, sandığımızdan çok daha derin bir iz bırakmış meğer; sadece kale duvarlarında, tarih kitaplarının sayfalarında değil, sıradan bir Maltalının günlük konuşmasında da.
1565 Büyük Kuşatması, Malta tarihinde öyle büyük bir kırılma yaratmış ki, halkın hafızasında kendi başına bir zaman birimine dönüşmüş. Bizim “Osmanlı zamanında” dediğimiz gibi, Maltalılar da bir şeyin ne kadar eski olduğunu anlatmak için hâlâ şöyle diyorlar:
Fi żmien it-Torok.
Yani: Türkler zamanında.
Bunu ilk okuduğumda içimden “dur, yanlış anladım herhalde” dedim. Sonra bir kere daha okudum. Sonra üçüncü kez. Fark ettim ki hiç yanlış anlamamışım; bu gerçekten de sıradan, günlük, hiç abartısız kullanılan bir kalıpmış.
Bir Maltalı için “çok eskiden” demek ile “Türkler zamanında” demek neredeyse eş anlamlı.
Düşünsenize: 1565’te Büyük Kuşatma yaşanmış, aradan dört buçuk asır geçmiş, ama o kuşatma halkın dilinde hâlâ zamanın kendisiyle özdeşleşmiş durumda. Bu ne demek biliyor musunuz?
Bu demek ki bir milletin hafızası bazen kitaplarda değil, gramerde saklanıyor.
Malta bunun en güzel ve en sessiz kanıtlarından biri. Kimse okula gidip “1565’i öğreneyim” demiyor; sadece dede ve nenelerinin “fi żmien it-Torok” dediğini duyarak büyüyor ve tarih ona kelimelerin arasından sızıyor.
Ama önemli bir farkla: bu ifade genellikle belirli bir yılı, belirli bir olayı işaret etmiyor. Daha çok, yaşlı bir Maltalının “çok eskiden, atalarımızın zamanında” derken kullandığı, bulanık ama derin bir zaman işareti bu.
Bu kalıbı ilk okuyup üzerine düşündüğümde babamı hatırladım. Hiç görmediğim dedemi anlatırken, bugün Karadağ’da kalan evlerini, toprak kaybıyla Anadolu’ya göçlerini anlatırken hep “Osmanlı zamanında…” diye başlardı.
Ya da çok kıymetli dostum Seyhan’ın bir şeyin ne kadar eski olduğunu anlatmak için “Nuh Nebi’den kalma” demesini hatırladım.
Aynı numara. Belirsiz, uzak, ama derin bir “çok eskiden” hissi.
Aynı işlevi görüyordu o cümleler: beni, tam olarak nerede olduğunu bilmediğim ama “çok eskiden” olduğunu bildiğim bir zamana götürüyordu. Meğer Akdeniz’in öbür ucunda, küçük bir adada, aynı dil oyunu hâlâ yaşıyormuş.
Yaşlı bir Maltalı bir hikâyeye başlarken de tam böyle bir kapı aralar:
Dan ġara fi żmien it-Torok…“Bu olay Türkler zamanında olmuş…”
Bu girişi duyunca dinleyici zaten bilir ki peşinden gelecek olan gerçek bir tarih değil; bir masal havası, bir “eskilerin dediğine göre” havası bu.
Çok köhne, eski moda bir şeyden söz ederken, Malta’da bugün bile bazı yaşlılar şöyle der:
“Dak minn żmien it-Torok.” “O, Türkler zamanından kalma.”
Eski püskü bir dolap, bir çekmecenin gıcırdayan menteşesi, artık çalışmayan bir radyo, modası geçmiş bir eşya… hepsi için gülümseyerek söylenebiliyor bu söz. Bizdeki “Nuh Nebi’den kalma” ya da “fi tarihinden kalma” gibi, aynı numara.
Sanırım beni en çok etkileyen de buydu.
Bir halkın adının, başka bir halkın dilinde zamanın kendisini anlatan bir ifadeye dönüşmesi…
Bu sadece tarih bilgisi değil.
Bu, hafızanın dile bıraktığı iz.
Tarih bazen kitaplarda kalıyor.
Yüzyıllar geçiyor; insanlar değişiyor, şehirler büyüyor, savaşlar unutuluyor.
Ama dil…
Dil çok daha inatçı.
Yine de bir ifade yaşamaya devam ediyor.
Belki de dillerin en güzel yanı bu.
Tarihin unuttuğu birçok şeyi sessizce taşımaya devam ediyorlar.
Bir kelime…
Bir deyim…
Bir şaka…
Ve bazen sadece iki kelime:
Fi żmien it-Torok.
Malta’daki Türk izlerini aramaya başlamamız için bundan daha güzel bir ilk durak olamazdı diye düşünüyorum.
Çünkü bazen en büyük izler taşların üzerinde değil, insanların fark etmeden kurduğu cümlelerin içinde saklı oluyor.
Malta, Osmanlı ile doğrudan ve yoğun temas kurmuş nadir Avrupa toplumlarından biri ve bu temasın izleri, sandığımızdan çok daha fazla yerde karşımıza çıkıyor: kelimelerde, deyimlerde, yer adlarında, halk hafızasının en ücra köşelerinde.
Biz “Lale Devri çocukları” olarak belki bu tür zaman kalıplarını unutmaya başladık. Kimse artık “Osmanlı zamanında” demiyor pek, ya da dediğinde bile bir nostalji şakası gibi söylüyor. Ama Malta’da hâlâ, bir masalın girişinde, bir şakanın içinde, “Türkler zamanı” yaşamaya devam ediyor.



Bazı yazılar sadece okunmaz, düşündürür, geçmişe götürür, güzel bir tebessüm bırakır bu da kesinlikle tam olarak öyle bir yazıydı. Kalemine sağlık. Devamını merakla bekliyorum.