Bu hikâyede anlatılanlar tamamen kurgudan ibarettir. Gerçek hayattaki kişi, kurum ve olaylarla olan benzerlikler ise kaderin garip bir cilvesidir.
“Sistine Şapeli’ni ilk ziyaretimdi. Daha önce, yine bir Paskalya Bayramı’nda, üstelik Ramazan ayına denk gelen bir Paskalya Bayramı’nda ziyaret etmiş; fakat içeriye giremeyip heybetini dışarıdan hayranlıkla izlemekle yetinmiştik.
Şimdi ise bir ziyaretçi olarak değil, bir ödül töreni için konuk ediliyordum. Ev Sahibesi isimli öyküm nedeniyle “Dinler Arası Diyaloğa İnsani Perspektiften Katkı Sanat Ödülü”ne layık görülmüş ve ödülümü almak üzere bu heybetli mabeddeki torene davet edilmiştim. Davetiyede bizzat rahmetli Papa Hazretlerinin adı ve imzası vardı. O gün ne kadar çok heyecanlandığımı anlatamam.
Hem dinî olarak, hem de kültürel olarak böylesine değerli bir mimarinin kapısında birkaç saniye alelade durdum. Birkaç derin nefes beni kendime getirdi. Geç kalmıştım ama beni karşılayan görevlinin nazik ama ivedi selamlamasından gec kaldigimi, konuşmayı yapmak üzere kürsüye çıkmam gerektiğini anlamistim. Şu birkaç saniyelik nefes beni kendime getirmişti. Yavaş yavaş kürsüye doğru yürümeye başladım.
Kürsüdeki görevli gülümseyerek konuşma için kürsüdeki yerimi almamı bekliyordu, ben de sıraların arasında yürürken, bir taraftan duvarlardaki fevkalade freskleri hafızama kaydediyor; bir taraftan ise gülümseyen yüzlere tebessüm ederek karşılık vermeye çalışıyordum. Nihayet kürsüye çıktığımda sessizliğin o kesif ağırlığını hissettim. Gözüm birdenbire Hz. İsa’nın Zeytin Dağı vaazını resmeden freske takıldı. İsa Peygamber’in “Ne mutlu ezilenlere, ne mutlu yoksullara” sözleriyle başlayan, kanonik incillerdeki en sevdiğim sahnenin resmedildiği freske…
Birdenbire irkilip artık konuşmaya başlamam gerektiğini anladım; Hz. İsa’nın Zeytin Dağı Vaazı’ndan cesaret alarak, sözlerime başladım..
“Kıymetli kardinaller, değerli misafirler, öncelikle Papa Hazretlerinin nazik daveti ve sizlerin buradaki güler yüzlü misafirperverliğiniz için çok teşekkür ederim.
Birkaç hafta önce kapı zilimizin çalıp taahhütlü bir posta teslimi ve imza için aşağıya inmem istendiğinde, Hz. İsa’nın ve havarilerinin tertemiz elbiseleri gibi bembeyaz bir zarf aldım. Zarfın üzerinde Vatikan Devlet pulunu görünce dayanamayıp zarfı açmaya koyulmuştum ki postacının gülümseyerek yaptığı “Önce imza atmanız gerek” uyarısıyla kendime gelebildim. Zarfı açıp da merhum Papa Hazretlerinin imzasıyla bu etkinlik ve ödül töreni için gönderdiği davetiye ile karsilasinca heyecanım bırakınız yatışmayı, büsbütün arttı. Malta’da önce kendi Türkçe gazetemizde, sonrasında da arkadaşlarımın yardımıyla hem İngilizce hem de Maltaca dillerine çevrilerek yayımlanan Ev Sahibesi isimli hikâyem teveccühlerine mazhar olmuş, Dinlerarası Diyaloğa İnsani Katkı Ödülü’ne layık görülmüştüm.
Ne kadar sevindiğimi, ne kadar mutlu olduğumu anlatamam! Hem hikayemin Papa Hazretlerinin ilgisine mazhar olmus olması, hem de hikâyemin hayırhah bir mesaj taşıyarak insanların kalplerine dokunmuş olma ihtimalinden ötürü yüce Allah’a şükrettim, tarifsiz bir mutluluk duydum.
Aslında benim hikâyem hem gerçek anlamıyla, hem de yazıya geçip sizlerin kalplerine dokunduğu şekliyle gayetle basitti. Ama adeta Meryem Oğlu İsa basit topraktan kuş yapıp, üfleyerek hayat vermesi gibi, benim hikâyemin kâğıdından da bir kuş yapıp kendi nefesiyle hayat vermiş, ülkeden ülkeye, kalpten kalbe uçurmuştu sanki. Bunca teveccühün sebebi asla bendenizin taşıdığı kıymet değil, Hz. İsa’nın kendisinin, hikâyenin kalpleri buluşturan, birbirine ısıtan baş kahramanı olması.
Kıymetli misafirler, gözlerinizdeki ışığı görüyorum; bu ışık sadece kalplerinizdeki sevgiden değil, biliyorum ki hikâyenin sonuna dair duyduğunuz meraktan da kaynaklanıyor. Öyle ise anlatmaya başlayayım.
Allah nasip etti, Malta’daki hikâyemizde yedinci yıla yaklaşırken bir ev alabildik. Elbette ki banka kredisi ile. Şimdi artık 23 yıl daha ölmemek için bir sebebim var. Emr-i hak vaki bulursa, herhalde kredi sürecinin bir parçası olan hayat sigortası bu ağır yükü ailemin omuzlarından alacaktır.
Satın aldığımız evin, ahirete göç eden bir papaza ait olduğunu sonradan öğrendik. Süreç boyunca da merhum papazın varisleri ile muhatap olduk. İtiraf etmeliyim, evin bir din görevlisine ait olduğunu duyunca bunu da ilahi bir işaret olarak kabul etmiş ve sevinmiştim. Bunun elbette güzel bir işaretten fazla da anlamı olduğunu sonradan öğrenecektim. Evin ahirete göç eden sahibi bir din görevlisi olduğu ve artık muhatabımız İngiltere ve Malta topraklarında yaşayan varisler olduğu için noter ve satın alma işlemimiz normalden daha uzun sürecek ve maddi açıdan daha külfetli olacaktı. Bu süreçte en büyük kaygım, kiracı olarak yaşadığım ev sahibimi ne zaman haberdar edebileceğimin tam olarak bana söylenmemesi idi. Üzülüyordum çünkü aniden haber verip evden çıkma durumunda kalırsak ev sahibimizin hemen bir kiracı bulamama ve ekonomik anlamda sıkıntı yaşama ihtimali vardı. Aralıksız olarak süreç boyunca hem aracılık yapan emlakçıya hem de notere bu soruyu sordum. Sabırla beklememi tavsiye ettiler.
Hasılı, uzun bir bekleyiş sonucunda, bir kere de satış sözleşmesini zaruri olarak uzatarak nihayet 4 Şubat’ta satış anlaşmamızı imzalayabildik ve evimizin anahtarını aldık. İnanın evi aldığımız kadar, belki daha da fazla, artık ev sahibimizi haberdar edebilecek olmamıza sevinmiştim. O günün akşamı eşimle bir taşınma planı yaptık. Şubat kiramızı vermiştik. Evimize su, elektrik vb. ihtiyaçların temini sonrasında hızlıca taşınabilirdik. Mart sonunda taşınacağımız bilgisi ile birlikte ev sahibimizi 5 Şubat sabahı haberdar ettim. Sağ olsunlar tebrik ettiler, bizim gibi bir kiracıyı kaybedecek olmalarına üzüldüklerini belirttiler. Bu vedadan ötürü kimsenin kalbinin kırılmayıp mahzun olmayacağını görüp, neredeyse ev aldığıma sevindiğim kadar, belki daha fazla sevinmiştim.
Yeni evimize taşınmaya yakın tebrikler ve güzel sözler yerini daha ciddiyetli şeylerin konuşulmasına bıraktı. Bu konulardan biri de ev sahiplerimizdeki depozitomuzdu. Yasal olarak kira kontratınızı erken bir tarihte bitirseniz dahi di forma denilen bir kural gereği, minimum dairede kalma şartını taşıyorsanız depozitonuz yanmıyordu. Nitekim biz de bu şartı taşıyorduk, yani en son kontratımız 2 yıllıktı, kanuna göre 9 aylık ikamet şartını karşılamıştık.
Maalesef ev sahiplerimiz depozitoyu erken çıkış nedeniyle veremeyeceklerini ilettiler. Gerçekten çok üzülmüştüm. Kalbim çok kırılmıştı. İnanın maddi bir kayıptan ziyade, tüm hukuki gerçekliğe rağmen önümüze böyle bir şey konulmuş olması kalbimde büyük bir üzüntü yaratmıştı. Yinelememe müsaade edin, katiyen maddi boyutu ile değil, ev sahiplerimizin maddi kayıplarını aylarca dert edip üzülmeme rağmen onların finansal zorluk yaşadığımız, yeni ev aldığımız bir dönemde böyle bir itiraz yükseltmeleri kalbimi kırmıştı. Bizim kültürümüzde, büyüdüğüm ülke olan Türkiye’de biri ev almak istediği zaman onun yükü tahmin edildiği için insanlar adeta seferberlik ilan eder. Karınca kararınca herkes bir işin ucundan tutmaya çalışır.
Gerekli zamanda ev sahipleri bilgilendirilip, gerekli şartlar taşındığı halde rüzgâr maalesef hiç de benim umduğum taraftan esmiyordu. Hangi tarafı umuyordum? Elbette biraz anlayış, merhamet ve empati yönü elbette.
Bir hafta sonu, stres yaşadığım tüm zamanlarda olduğu gibi, yine derin karın ağrılarıyla mücadele ettim. Ev sahibem benim de ilgili kurumlara danışmam gerektiğini söylemişti. Ben sadece bir avukat arkadaşımdan yanıt alabildim. Avukat arkadaşım da benim haklı olduğumu belirten görüş belirtmişti.
Stresim giderek artıyordu. Buna dayanamayacağımı fark etigim anda bir sey oldu… O an kıymetli hazirun, inanın ilginç bir şey oldu. Sanki yüreğime serin bir el dokundu ve kulağıma şu sözleri fısıldadı:
“Bu dünyada üzülenler ahirette sevinecek. Bu dünyada küçük görülenler ahirette yükseltilecektir.”
Bu, Meryem Oğlu İsa Mesih’in Zeytin Dağı Vaazı’ndaki sözleriydi, bakın tam şurada, şu freskte resmedilen sahne. İlginçtir, bu kürsüye heyecanla çıktığım, nefes almakta zorlandığım ilk saniyelerde de o freskle göz göze geldim; konuşmamın bu noktasına kadar düşüp bayılmadıysam kesinlikle o freskten aldığım güç sayesindedir.
Mesih İsa’nın sözü kulaklarımda çınlıyor, kalbimde yankılanıyordu. Karın ağrım devam ediyor, ama bir taraftan da yüreğimde yavaş yavaş esenlik rüzgârları esmeye başlıyordu. Finansal olarak zor bir dönemde olmama rağmen, kendim için zor bir karar verdim.
Ev sahibeme karsi, sözleşmede lehime olan noktaları beyan ettikten sonra asla 7 yıla varan dostane bir hukuku, yasal platforma taşımayacaktım. Haklı olduğum noktaları beyan ettikten sonra, gerçek ödülü, mağduriyetime rağmen yüce yaratıcıdan ummak benim için kalbime en fazla sürur veren seçenek idi.
Nitekim hızlıca bir mektup hazırlayıp ev sahibime gönderdim.
Kiymetli dinleyiciler, buraya gelirken hiçbir konuşma hazırlamadım. Hikâyemin kendisine halel getirmemek adına, yanımda sizlere buraya beni davet etmeniz dışındaki minnettarlığım dışında işte sadece şu küçük kâğıdı getirdim; ev sahibime yazdığım not. Kısa keseceğim, zira hukuki olarak avukat arkadaşımın verdiği görüşe yer verdiğim yerler dışında şöyle devam yazmıştım:
“Ben işin benim tarafımdaki duygusal tarafı ile ilgili birkaç şey eklemek istiyorum. Siz daireyi görmeye geldiğinizde yoğunluk ya da o anın temposuyla belki hem ifade edemem, hem de burada olduğu kadar kalbimden geçenleri billur bir şekilde göremem. Çocukluğumdan beri hep kendimi yazarak daha iyi ifade edebildiğimi düşünüyorum. Yedi yıla yaklaşan ev sahibi/kiracı ilişkimizde, sizin de zaman zaman yaptığınız ziyaretlerde görmenizi/hissetmenizi yürekten dilediğim bir başka şey de kendi evim olsa nasıl korumaya gayret edeceksem, aynı dikkatle, titizlikle size ait olanı korumaya çalıştığımızdı. Dilerim başarabilmişizdir. Bu depozito tartışmalarından sonra kendime bir söz verdim, sizinle de paylaşmak istiyorum. Ne olursa olsun, sizin bu konudaki tavrınız ne olursa olsun ben bu konuyu asla hukuki bir zemine taşımayacağım. Benim için yedi yıla varan insani bir münasebeti hoşlukla bitirmek, finansal zorluk yaşasam da, maddi kısmından çok daha değerli. Bu konuları kalbimin bir tarafıyla geçen haftadan beri düşünüyor, stres yapıyordum. Kendi hakkından vazgeçmek, bir yönüyle affetmek burada da iyileştirici olacak benim için. Sanki yüreğime şu sesin, sizin de bizim de peygamberimiz olan Hz. İsa’nın şu sözlerinin fısıldandığını hissediyorum: Bu dünyada üzülenler, cennette sevindirilecek; bu dünyada alçaltılanlar, ahirette yükseltilecektir. Bir tarafıyla hukuki olan bir tartışmada bunlar belki anlamsız geliyordur ama ben gerçekten biraz olsun kalan enerjimi bu sözler için sarf etmeye değer buldum. Tekrar teşekkür ediyorum.”
Ben kendi namıma sözümü tuttum. Hakkımız olduğunu düşündüğüm depozitoyu maalesef alamadım ama çok daha ilginç şeyler oldu… Aslında sanıyorum ki tam olarak bu fevkaladelikler nedeniyle bugün burada, karşınızdayım.
Yeni evimize nihayet taşınmıştık, birkaç ay geçmişti. Vatikan’dan gelen bembeyaz bir zarf değildi ama eski ev sahibimden bir mesaj almıştım.
“Ziyahan, dilerim yeni evinizde sağlık ve afiyettesinizdir.
Birkaç gün önce bir Pazar ayini için, uzun yıllar sonra tekrar kiliseye gittim.
O günkü vaazında peder, sanki gözlerimin içine bakarak komşularımızı sevmemizi, yabancılara hürmet göstermemizi, özellikle de onların hakları konusunda titiz davranmamızı öğütledi. İlginç olan vaaz değil, pederin bütün bu sözleri gözlerimin içine bakarak söylemesiydi. Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama pederin bakışları adeta yüreğime işledi.
Konuşmasını, tıpkı senin mektubunda alıntıladığın sözlerle bitirdi:
‘Bu dünyada üzülenler cennette sevindirilecek, bu dünyada hakir görülenler cennette yükseltilecektir.’
O zaman belki birbirimizi anlayamadık. Ama bugün şayet kabul edersen senin depozitonu geri vermek istiyorum. Kalbimin derinlerinde bir yerde bir huzursuzluk hissediyorum.”
Bu mesajı aldığıma çok sevinmiştim. Tabii ki depozitomun geri verileceğinden ötürü değil. Zira o artık benim gözden çıkarttığım bir meblağ idi. Ev sahibime, kalpleri birbirine ısındırıp merhamet yerleştirdiği için yaraticiya şükürle başlayan bir teşekkür mesajı gönderdim. Eğer kabul ederse bana vermek istediği depozitoyu da bu kıymetli vaazı dinlediği kiliseye bağışlamasını rica ettim.
Ev sahibem Lary birkaç gün sonra bağışı benim adıma yaptığını ileten kısa bir mesaj gönderdi.
Evet, benim bugün burada olmamın sebebi işte bu kısa, ama hem benim hem de sanırım ev sahibem Lary’nin kalbine dokunan bu hikâye. Dilerim yazıldıktan, çevrildikten sonra daha nice kalplere dokunur.
Meryem Oğlu İsa’nın mübarek adı, benim gibi hakir bir adamın kâğıttan yaptığı kuşu nefesiyle canlandırdı, bir sürü gönüle konmasına yardım etti.
Doğduğu gün, öldüğü gün ve tekrar dirileceği gün selam olsun o kutlu elçiye!
Paskalya Bayramınızı içtenlikle kutlarım.


