Üç büyükler kazanıyor ama hiçbiri tam anlamıyla güven vermiyor. Galatasaray son dakika kurtarıyor, Fenerbahçe tabelanın arkasına saklanıyor, Beşiktaş ikinci yarı oyunu rakibine teslim ediyor. Trabzonspor ise yavaş yavaş vites yükseltiyor. Yedinci haftanın özeti şu: Skorlar güzel, oyunlar sıkıntılı!
Şimdilik tabelalar mutlu, futbol ise soru işaretleriyle dolu.
Galatasaray saman alevi gibi. Bir parlıyor, bir sönüyor. On kişi kaldıktan sonra maçı çevirmesi karakter göstergesi ama şampiyonluk hedefleyen takımın sürekli son dakika kahramanlığına ihtiyacı olmamalı. Sara verimli, oyuna katkısı yüksek. Osimhen girer girmez farkını ortaya koyuyor. Rakip savunmanın dengesi değişiyor, Galatasaray’ın hücum iştahı artıyor. Peki, koskoca Galatasaray’ın oyunu neden bir oyuncunun sahaya girmesiyle bu kadar değişiyor? Osimhen maçı kurtarabilir ama Okan Buruk’un oyun planını her hafta Osimhen kurtaramaz. Leao var mı yok mu ne katkı sağlıyor ? Hala bunları göremiyoruz. Korkarım ki göremeyeceğiz de. Galibiyet var, ikna edici futbol hâlâ yok.
Fenerbahçe 3-0 kazanıyor ama skora bakıp aldanan çok şey kaçırır. Oyun, tabelanın gösterdiği kadar rahat değil. Ederson kritik anda devreye girmese maçın hikâyesi değişebilirdi. Kaleciniz sizi kurtarıyorsa teşekkür edersiniz ama aynı zamanda savunmanızı da sorgularsınız. Bir de Kerem meselesi var. Kerem’i kazanacağım derken Oğuz ve Nene’yi kaybetme riski alıyorsanız burada teknik tercihleri konuşmak zorundasınız. Bir oyuncuyu kazanmak uğruna iki oyuncunun ritmini bozmak, kazanç değil zarardır. Fenerbahçe kazanıyor ama oyunu alarm veriyor. Bu alarmları skor tabelası susturabilir; sezonun kritik maçları susturamaz.
Beşiktaş ikinci yarıda adeta maçı bitirmeye değil, bitmesini beklemeye çıktı. Kocaelispor bastırdı, Beşiktaş geriledi. Savunma hâlâ güven vermiyor, takımın ritmi düşüyor. Bir de hakem tartışmaları var. Kocaelispor’un penaltı beklediği pozisyonda kararın verilmemesi ciddi biçimde sorgulanmalı; ihlalin niteliğine göre kırmızı kart ihtimali de değerlendirilmeliydi. Pozisyonun görüntüleri üzerinden kesin hüküm vermek gerekir ama hakemin skora etki etmiş olabileceği tartışması yabana atılamaz. Tayfur Bingöl’ün Beşiktaş maçlarında yeniden penaltı tartışmasının merkezine gelmesi de geçmişteki olayları hatırlattı, Erol Bulut’un açıklamaları yeniden akıllara geldi. Ancak Beşiktaş’ın kendi problemlerini de unutmamak lazım. Hakem tartışması savunma zaaflarını ortadan kaldırmıyor. Beşiktaş kazandı diye iyi oynamış olmuyor; bazen üç puan, doksan dakikanın en başarılı oyuncusu oluyor.
Trabzonspor’da ise hava değişiyor. Takımın ritmi yükseliyor, Dju skor yükünü almaya başlıyor. Samsunspor’un kötü gidişatı elbette değerlendirmede önemli ama Trabzonspor’un kazandığı ivmeyi yalnızca rakibin durumuna bağlamak haksızlık olur. Reis’in etkisiyle takım daha derli toplu görünüyorsa bu da bir teknik direktör başarısıdır. Yine de asıl sınav, işler ters gittiğinde bu oyunu koruyabilmek. Trabzonspor henüz kusursuz değil ama diğer rakiplerinin aksine yukarı doğru bir hareketlilik gösteriyor.
Yedinci haftanın fotoğrafı net: Galatasaray bireysel kaliteyle, Fenerbahçe skorla, Beşiktaş zaman zaman şansla ayakta kalıyor. Trabzonspor ise oyununu geliştirmeye çalışıyor. Şampiyonluk yarışı uzun; her hafta son dakika golüyle, kaleci kurtarışıyla ya da tartışmalı hakem kararıyla ayakta kalamazsınız.
Asıl mesele şu: Bu takımlar gerçekten iyi mi oynuyor, yoksa henüz kötü oynamanın bedelini mi ödemiyor? Şimdilik tabelalar mutlu, futbol ise soru işaretleriyle dolu.


