Şampiyonluğun Favorisi Yok

Son yılların en hareketli transfer dönemlerinden birini geçiriyoruz. Lige isim olarak oldukça şöhretli oyuncular geliyor. Salah, Nunez, Lukaku, Vlahovic, Trossard, Nübel, Ake gibi isimler kâğıt üzerinde tartışmasız önemli futbolcular. Takımlarına ne katacaklarını ise sezon içerisinde göreceğiz. Çünkü futbolun güzel tarafı da burada başlıyor: Transfermarkt değeri, kariyer geçmişi, isim ve şöhret bir yere kadar. Asıl mesele oyuncunun Türkiye’de sahaya çıktığında ne vereceği.

Kâğıt üzerindeki kariyerleri ne kadar büyük olursa olsun, sezon sonunda konuşacağımız şey isimleri değil, sahada yaptıkları olacak.

Son form durumlarına baktığımızda Trossard ve Salah daha hazır, daha formda görünen isimler. Lukaku ise bu grubun içinde form grafiği açısından en zayıf halka gibi duruyor. Fakat Lukaku’nun formsuz hali bile küçümsenecek bir seviye değil. Adamın kötü sezonunda dahi ortaya koyduğu rakamlar, birçok forvetin iyi sezonuna denk gelebiliyor. Dolayısıyla “Lukaku bitti” demek için henüz çok erken. Hatta doğru sistem içerisinde yeniden ciddi bir fark yaratması hiç şaşırtıcı olmaz.

Galatasaray’ın kadro kalitesi geçen sezon rakiplerinin önündeydi. Ancak bu yaz döneminde o makasın ciddi biçimde kapandığını görüyoruz. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor’un yaptığı hamleler, kağıt üzerindeki kadro gücünü yeniden tartışılır hale getirdi. Bugün itibarıyla dört takımın da şampiyonluk yarışında birbirine oldukça yakın olduğunu söylemek mümkün. Galatasaray hâlâ benim gözümde yüzde 0,1 ile önde. Ama önceki yıllarda olduğu gibi yüzde 10’luk, yüzde 15’lik bir avantajdan söz etmiyoruz.

Trabzonspor tarafında ise ilginç bir istatistik dikkat çekiyor. Nunez ile Salah kariyerleri boyunca 122 kez birlikte sahaya çıkmış ve bu maçlarda toplam yalnızca 18 gol üretebilmişler. Elbette bu veri tek başına hiçbir şey ispatlamaz. Oyun rolleri, takım yapıları, yaşları ve oynadıkları dönemler farklı. Fakat ister istemez insanın kafasında küçük bir soru işareti oluşturuyor. Trabzonspor’da ise garip biçimde forvetler her zaman başka bir parlıyor. Sörloth, Burak Yılmaz, Onuachu… Trabzon genlerinde mi var, şehir mi forveti başka türlü motive ediyor, yoksa tamamen tesadüf mü bilmiyorum. Ama bu takımda santrforların hikâyesi hep ayrı yazılıyor.

Burada transfer fetişizmine de biraz dikkat etmek gerekiyor. Çok transfer yapmak, çok para harcamak ve uçakları peş peşe indirmek otomatik olarak başarı getirmiyor. Bazen en büyük transfer, mevcut kadronun doğru kullanılabilmesi oluyor. Fakat Galatasaray’ın hazır ve şampiyonluğa alışmış kadrosundaki bazı eksik bölgeleri doldurma konusunda rakiplerine kıyasla geri kaldığını da inkâr edemeyiz. Transferin son günlerinde yine uçak şovları başlayabilir. Türkiye’de son 48 saatte üç haftalık transfer planının değişmesi hiç kimseyi şaşırtmaz.

Bugün bana “En akıllı transfer politikasını kim yaptı?” diye sorarsanız, cevabım Beşiktaş olur. Çünkü aldıkları oyuncuların önemli bölümünde hem yaş avantajı var hem de kariyer eğrilerinde henüz dramatik bir uçurum yaşanmamış durumda. Yani sadece geçmişteki şöhrete yatırım yapmıyorlar. Oyuncunun bugün ne verebileceğine ve önümüzdeki birkaç yılda ne verebileceğine de bakıyorlar. Bu açıdan bana daha dengeli bir yapılanma gibi geliyor.

Kahin değiliz. Futbolda ağustos ayında kazanılan maçların, eylülde yapılan transferlerin, ekimdeki form grafiklerinin hiçbir garantisi yok. Bir oyuncu kâğıt üzerinde mükemmel olabilir ama Türkiye’deki ilk deplasmanda bambaşka bir hikâyeye dönüşebilir. Aynı şekilde bugün eleştirilen bir transfer, üç ay sonra takımın sezonunu kurtaran isim haline gelebilir.

Yine de bugünkü fotoğrafa bakarsam Beşiktaş ve Trabzonspor’u Fenerbahçe’nin bir adım önünde görüyorum. Galatasaray ise hâlâ çok güçlü ve doğal olarak yarışın içerisinde. Fakat artık diğerlerinin önünde yürüyen değil, diğerleriyle aynı masada oturan bir Galatasaray görüntüsü var.

Belki de bu transfer döneminin en güzel tarafı tam olarak bu. Yıllardır Avrupa’nın büyük liglerinde izlediğimiz yıldızların bir bölümünü bu sezon kendi ligimizde, kendi statlarımızda izleyeceğiz. Salah’ın, Nunez’in, Lukaku’nun, Trossard’ın, Vlahovic’in Türkiye’deki hikâyesi başlayacak. Kâğıt üzerindeki kariyerleri ne kadar büyük olursa olsun, sezon sonunda konuşacağımız şey isimleri değil, sahada yaptıkları olacak. Ve açıkçası bu sezonu ilginç yapan da tam olarak bu.

Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz