17.9 C
Malta
Salı, Nisan 23, 2024
spot_img
spot_img

Ölümü bu kadar yakından hissedip yaşamaya nasıl devam edeceğiz?

Gece telefonum çaldı, çalıştığım şirketin CEO’suydu telefonun ucundaki.

Birlikte çalıştığım arkadaşımın tüm haftasonunu birlikte geçirdiği erkek arkadaşı ateşlendiği için COVID-19 testi yaptırmış ve kötü haber; çocuk pozitif çıkmıştı! Kendisi işlerle ilgili neler yapmam gerektiği konusunda bilgi vermeye devam ederken o birkaç saniyede bin türlü şey aklıma gelmişti; 3-4 saat yarım metreden az bir mesafede toplantı yapmamız, kontrol etmem için verdiği kağıtların tüm gün elimin altında olması ve öğle yemeğini de aynı yerde yememiz gibi.

Bir an dehşete kapıldım ve hiçbirşey duymadığımı hissettim, dünya etrafımda dönmeye başladı. Tek diyebildiğim “bir dakika ayağa kalkayım” idi. Söylediği her şeyi tekrar ettirdim ama söylediklerinin %80’i hala yok bende. Telefonu kapattık ama ne oturabiliyordum ne de ayakta kalacak kadar enerjim vardı.

Evet kas ağrım vardı ve birkaç gündür de yorgun hissediyordum, evet kesin enfekte olmuştum. Ne yapacaktım şimdi?

Test yaptırayım o zaman dedim ama o arada sesimi duymuş gibi CEO mesaj atmıştı, virüsün belirgin semptomları yoksa en yakın test yaptırma tarihi 1 hafta sonraydı. Ayrıca enfekte olduğunu düşündüğüm iş arkadaşımla konuştum hemen, sabah test yaptıracağını, 24 saat içinde de sonucunu alacağını söyledi. Hemen aynı odada olduğum diğer italyan arkadaşla konuştuk, o da
inanılmaz endişeliydi. Hepimiz test sonucu cikana kadar hiçbir aksiyon almamaya karar verdik.

Evet aylarca bana uğramasın diye evden çıkmadığım, aldığım her ürünü derinlemesine temizlediğim, en az 2-3 ay yanyana gelip biri ile konuşmadığım; ülkeme, sevdiklerime dönemediğim, bütün planlarımı
tarihi belli olmayan bir zamana ötelediğim, yalnızlığı dibine kadar hissetmeme neden olan sebep burnumun ucundaydı artık, yanyanaydık.

Ya enfekte olduysam, kan aldırmaktan korkan ben bu süreci nasıl atlatacaktım? Ya da atlatabilecek miydim?

Sabah zor oldu, gün zor bitti. Nefes çalışmaları yaptım bütün gün, nefesimi tuttum ve 10’a kadar saydım, öksürüyor muyum kontrol ettim. 35 yıldır hiç ateşim çıkmamış demek ki, ilk defa ateş ölçer aldım eczaneden. İnternetten bütün gün virüsü atlatan kişilerin videolarını izledim. Kimileri çok hafif atlatırken kimileri yaşadıkları en kötü zaman olduğunu söylüyorlardı ve hayatta kaldıkları için de şanslı olduklarını tekrarliyorlardı.

Soru işaretleri beynimi kemirdi, keşke virüs çıkar çıkmaz ailemin yanına dönseydim pişmanlıkları yaşadım. Ya yeteri kadar ilgilenmezlerse yabancı olduğum için? En kötü ne varsa hepsi geçti akımdan.

36 saatim böyle geçti ve sonunda iyi haberi aldık; negatif çıkmıştı, süper haberdi!

6 aydır yaşadığım korkunun çok daha fazlasını 36 saat içinde çok daha yoğun yaşamıştıım ama negatif çıktı diye iyi mi hatırlarım bu süreci; hayır ! Peki tüm hayatımızı durma noktasına getiren bu virüs süreci bittiğinde bizde nasıl etkileri olacak hiç düşündünüz mü?

Başka bir deyişle; ölümü bu kadar yakından hissedip yaşamaya nasıl devam edeceğiz?

Hepimiz kendimize bir hayat tutturmuş, kendi küçük dünyalarımızda irili ufaklı binlerce önemli veya önemsiz şeyin peşinde koşuyorduk. Koşmuyorduk aslında uyuyorduk diyor klinik psikolog Jak ve devam
ediyor şu sözlerle; Gözlerimizi hayatın gerçeklerine yummuş günlük meseleleri tüm gerçeklik onlarmış gibi yaşıyorduk. Ama uyandık; uyandık gördük ki ölebiliriz, kaybedebiliriz, gördük ki her şey geçici; sağlık, maddi varlık, hayatlar, kendimiz. Çok değer verip çantada keklik gördüklerimiz, özlersem 2 saatte ordayım güvenli sözleri, zaten öyle olmalı dediğimiz çoğu şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğunu bu süreçte tam anlamıyla hissetmiş olduk.

Evet sonluyuz, evsiziz, yersiziz, yurtsuzuz. Evimiz, kendimiziz belki de tek gerçek.

Güvendiğimiz o bütün zeminler güvende hissedelim diye kendimizin yarattığı kurgular aslında. Uyandık, yüzyıllardır biriken yorgunluğumuzu üzerimizden atıyoruz şu an büyük derslerle. Ve bu süreçte hayatlarımızı, ötekini, berikini, dünyayı, doğayı takdir etmeden yorgunluğumuzu atamayacağımızı daha da anlamış olduk.

En basiti bir tatile çıkmak için bile ne kadar çok şartın sağlanması gerekiyormus, hiç düşünmezdim bunu.

Diğer konu ise; kendimi bildim bileli plan yapmayı severim; yarını, gelecek ayı, sonraki 5 seneyi ve güvende hissederim bunu yaparken. Ya şimdi? Yarını bilmeden yaşama rutini oluşturmak benim icin resmen bir eziyet. Hala oluşturmuş değilim, hatta bu süreçte hayatımla ilgili büyük kararlar vermek durumunda kaldım ve sonrasını bilmeden bu kararları vermek hala beni rahatsiz ediyor.

Ama işte ‘new normal’ dedikleri bu değil mi?

Benim bu sürecim kendimle ilgili yeni açılımlar yaşayarak, gereksiz ve beni yoran seyleri hayatımdan çıkararak, yeniyi selamlayarak, hayatın anlamının kalan her şeyden daha önemli olduğunu daha iyi
kavrayıp o yönde kararlar alarak, plansızlıkla başetmeye calışarak, daha çok kabul ederek, sevdiklerimi özleyerek, benim için önemli olan kişileri hayatımda daha da değerlendirerek, sevdiğim şeyleri daha da parlatarak, minimalist yasam tarzına alışmaya calışarak ve çokça dondurma yiyerek geciyor.

Ya sizin ‘new normal’ ınız nasıl gidiyor?

Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz