Malta’daki Türk İzleri: Yolculuk Başlıyor

Uzun zamandır köşe yazısı yazmıyordum. Aslında uzun zamandır hiç yazmıyordum da… Yazmamanın hissettirdiği derin bir huzursuzluk vardı içimde… “Hadi,” deyince de o ilk cümle bir türlü gelmiyordu. Yazmak da spor gibi; kas hafızası varsa, kalemin de bir hafızası var. Neyse, vira bismillah diyorum.

2021 yazında bende yeşermeye başlayan, üzerine çalışmak ve yazmak istediğim bir konu var: Malta’daki Türk İzleri.

Yıllar önce Malta’yla ilgili kitaplar almaya, okumaya başladım. Makaleler çevirdim. Eski haritalar buldum. Notlar aldım, taslaklar oluşturdum.

Fakat hiçbir zaman “hazır” hissetmedim. O ilk yazı bir türlü içime sinmedi. Sanki ne yazsam bir şey eksik kalıyordu.

Artık çok da sorgulamadan kendimi bu yolculuğun akışına bırakmaya karar verdim. Çünkü içimde iflah olmayan bir anlatma ve paylaşma isteği var.

Önümüzdeki eylül ayında Malta’daki 11. yılımı doldurmuş olacağım. Ben Malta’yı gerçekten çok seviyorum. Bunu burada yaşadığım için söylemiyorum; gerçekten yuvam gibi hissettiğim için söylüyorum.

Dört yüz yıllık bir Malta taş evinde yaşıyorum. Mahalle kültürünün hâlâ yaşadığı, olağanüstü iyilik ve güzellikte komşuların olduğu bir yerde… Ama mesele elbette sadece bundan ibaret değil.

Bu adanın tarihini, insanlarını, kültürünü, masallarını, dar sokaklarını, taş evlerini, deniz kokusunu ve yüzyıllardır katman katman biriken hafızasını seviyorum.

Belki de bu yüzden son yıllarda Malta’yla ilgili bulabildiğim kitapları okudum.

Okudukça çok şaşırdım.

Şaşırdıkça daha çok araştırdım.

Araştırdıkça yepyeni hikâyeler çıktı karşıma.

Ve anladım ki Malta’nın hikâyesini anlatırken, bir noktada mutlaka Türklerden de söz etmek gerekiyor.

Çünkü düşündüğümüzden çok daha fazla yerde karşımıza çıkıyorlar.

Hazır mısınız? Malta’nın hafızasında saklı Türk izlerini birlikte sürmeye, kelimelerin, hikâyelerin ve tarihin peşine düşmeye…

Bu yazı dizisinde yalnızca savaşlardan ya da Osmanlı tarihinden söz etmeyeceğiz.

Deyimleri, atasözlerini, bedduaları, benzetmeleri, lakapları ve halk deyişlerini inceleyeceğiz.

Masalları, efsaneleri, mitleri, fıkraları ve çocuk anlatılarını konuşacağız.

1565 Büyük Kuşatması başta olmak üzere Osmanlı–Malta ilişkilerine ve tarihî hadiselere değineceğiz.

Türk korsanlarını, esirleri, kürek mahkûmlarını, fidye kayıtlarını ve din değiştirme anlatılarını araştıracağız.

“Türk” adı taşıyan sokakları, koyları, mağaraları, burçları, evleri ve diğer yer adlarını birlikte keşfedeceğiz.

Kilise kayıtlarını, noter belgelerini, mahkeme kayıtlarını, şövalye arşivlerini ve eski gazeteleri karıştıracağız.

Yemekte, kıyafette, müzikte, denizcilikte ve gündelik hayatta Türklerle ilişkilendirilen unsurları ele alacağız.

Bazen doğrulanmış etimolojik kaynakların izinden gideceğiz, bazen de halk arasında anlatılan ancak belgelendirilemeyen rivayetlere kulak vereceğiz.

Malta’nın hafızasında Türklerin bıraktığı izleri birlikte arayacağız. Eminim çoğu zaman siz de en az benim kadar şaşıracaksınız. Çünkü itiraf etmeliyim ki ben de okurken, araştırırken ve yazarken hâlâ aynı heyecanı duyuyorum.

Bakalım bu yolculuk bize neler gösterecek… Bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle.

Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz