Malta’daki Türk İzleri: Ħaqq għat-Torok, Öfkenin İçindeki Türk

Geçen yazıda gökyüzüne bakıyorduk. Güneşle yağmur aynı anda beliriyor, Maltalılar bu duruma twieled Tork diyordu.

Şimdi de gökyüzünden yere inelim. Mesela bir Maltalının mutfağına. Diyelim ki misafirlere sofra kuruluyor, tencerenin kapağı kalkıyor, mis gibi kokuyor ev. Ev sahibi yemeği tabaklara koyarken hop, tabak elden kayıyor, yere düşüp parçalanıyor, her yer annesinin yaptığı kunserva salçasıyla pişmiş yemeğe bulanıyor.

Ya da gece yarısı biri su içmeye kalkıyor; uyku haliyle karanlıkta ayağını kapı eşiğine çarpıyor. Ve o an, düşünmeden, ağzından bir söz fırlıyor:

Ħaqq għat-Torok!

Kabaca, “Kahrolsun Türkler!”

Ne tabağı kıran Türk’tü ne de eşiği oraya koyan. Ortada Türk yok ama öfkenin gittiği adres, yüzyıllardır aynı: Türkler.

Bu sözü anlamak için önce Maltacanın en ağır bedduasına bakmak gerekiyor: Ħaqq Alla.

Ħaqq kelimesi Arapça kökenli; “hak”, “adalet” demek. Bizim dilimizdeki “hak” ile aynı kelime. Ħaqq Alla da sözlük anlamıyla “Allah’ın adaleti” gibi görünüyor.

2021’de dönemin Ulaştırma Bakanı Ian Borg, kameralar önünde tam bu sözü söylemek üzereyken lafı ortasında kesip düzeltti. Bugün Malta’nın Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan Borg’un o birkaç saniyesi, ülkede günlerce tartışıldı: Küfür mü, değil mi?

Mevzuyu akademi de ele aldı. Tarihçi Simon Mercieca, ifadenin “il-ħaqq ta’ Alla”, yani “Allah’ın adaleti” tamlamasının kısalmış hâli olduğunu, Maltacada da Arapçada olduğu gibi adalet dilemek için kullanıldığını savundu. Yani ona sorarsanız bu bir küfür değil.

Sokaktaki Maltalıya sorarsanız cevap net: Ħaqq Alla, Maltacanın en ağır, en yasak sözü. Söyleyeni günahkâr yapan cinsten.

Koyu Katolik bir toplum düşünün. Öfkelenmek normal, hani insani bir duygu. Ama öfkenin doğal adresi yasak: Tanrı, azizler, kutsal olan…

Peki nereye gidecek bu öfke? Bu dile bir paratoner lazım. Ve o da pek tabii, Türkler oluyor.

Ħaqq għat-Torok.

Tanrı’ya söylenemeyen, Türk’e çok rahat söyleniyor. Kutsala dokunmadan boşalıyor öfke. Kimse günaha girmiyor; çünkü Türk’e beddua etmek “günah sayılmıyor.”

Bir dilin küfür haritası, o toplumun neyi kutsal, kimi öteki saydığının haritasıdır aynı zamanda. Maltacanın haritasında kutsalın tam karşı kutbunda, beddua etmenin “serbest” olduğu bölgede, biz Türkler duruyoruz.

Hikâye burada bitmiyor çünkü dil yumuşamaya, değişmeye, yaşamaya devam ediyor.

Ħaqq għat-Torok’un yanında, bugün hâlâ duyabileceğiniz, neredeyse sevimli bir ünlem daha karşımıza çıkıyor:

Qattus it-Torok!

Kelimesi kelimesine: “Türklerin kedisi!”

‘Kedi mi?’ dediğinizi duyar gibiyim. Evet, kedi.

Malta’da geçmişte dinî değerlere yönelik küfür ve hakaretler son derece ciddi kabul ediliyordu. Bu yüzden insanlar bazı sakıncalı kelimeleri doğrudan söylemek yerine seslerini değiştirerek daha masum kelimelere dönüştürüyordu.

Örneğin “aziz” anlamına gelen qaddis kelimesi yerine, ona benzeyen qattus, yani “kedi” denmiş olabilir.

Fakat dikkat edin, Türkler yerinde duruyor. Kılık değiştiren kelime, Türk’ün yanındaki aziz.

Yani Tanrı’ya söylenemeyen Türk’e söyleniyor. Aziz de bir kedinin arkasına saklanıyor. Ne kutsal zedeleniyor ne de kimse günahkâr oluyor. Herkes kazançlı çıkıyor bu işten.

Kedi hariç belki.

İngilizcede God yerine gosh diyorlar. Küfürden hoşlanmam ama biz de en ayıp kelimeleri baş harfleriyle kısaltırız, aralarına noktalar koyarız. Dilbilimciler buna örtmeceli beddua diyor.

Qattus’un tam olarak hangi kelimenin yerine geçtiği karanlık. Böyle bir örtmece olduğunu söylemek mümkün ama gerisini bildiğimi iddia edersem yalan olur. Kelimeler yaşamaya devam ederken onları bir araya getiren hikâye ortadan kayboluveriyor bazen.

Maltacanın tarihî kelime hazinesini derleyen Kliem u Storja, bu iki ünlemin yan yana yaşadığını kaydediyor ve çarpıcı bir not düşüyor: Maltalıların Türklere duyduğu eski antipati, “belki farkında bile olmadan” bugün hâlâ bu sözlerde görünüyor.

Farkında bile olmadan… Bence bu yazı dizisinin en kısa özeti bu üç kelime.

Geçen yazıda bahsettiğim bebek vardı ya.

Hani vaftiz edilmemiş çocuğa għadha Tork, yani “hâlâ Türk” deniyordu ya…

Aquilina’nın kaydettiği atasözünün bir varyantı da tgħammed Tork biçiminde: “Bir Türk vaftiz edildi.” Yani güneşli yağmurda kimine göre bir Türk doğuyor, kimine göre bir Türk vaftiz edilip Türklükten çıkıyor.

Bütün bu ifadeleri yan yana dizeyim:

Doğan Türk.

Vaftiz edilen Türk.

Hâlâ Türk olan bebek.

Beddua edilen Türk.

Ve Türk’ün kedisi.

Hepsinde aynı mantık işliyor: “Türk”, belirli bir milletin adı olmaktan çıkmış; sınırın öbür tarafının adı olmuş. Kutsalın dışı, cemaatin dışı, öfkenin gidebileceği en uzak yer…

Biz de anlamadığımız şeye “Fransız kalıyoruz.” İnanmadığımızda “Anladıysam Arap olayım” diyoruz. Karışık işlere “Arap saçı” diyoruz. Kendi öfkemizi, kendi şaşkınlığımızı biz de başka milletlerin sırtına yüklemişiz yüzyıllar boyunca.

Geçen yazıda bahsetmiştim. Kimse bu yağmura kendi adını vermiyordu. Kimse bu öfkeye de kendi adını vermiyor.

Herkes en ağır sözünü, kendine en uzak saydığı kapıya bırakıyor.

Bu deyişlerin doğduğu yüzyıllarda o kapının ardında gerçek korkular vardı elbette. Korsan baskınları, kıyı köylerinden kaçırılan insanlar, esir pazarları, 1565’in hafızası… Ħaqq għat-Torok ilk söylendiğinde, muhtemelen gerçekten Türklere ediliyordu o beddua.

Bugün Malta’da ayağını sehpanın kenarına çarpıp qattus it-Torok diye söylenen biri, ne bir kadırga düşünüyor ne bir kuşatma. Tıpkı bizim “Fransız kaldım” derken Paris’i düşünmediğimiz gibi.

Beddua önce ünleme, sonra bir dil fosiline dönüşmüş.

Ve o fosilin içinde, dört yüz yıllık bir korkunun kalıbı duruyor; içi çoktan boşalmış, ama şekli hâlâ bizim şeklimiz.

Bu diziye başlarken Türklerin Malta dilinde bir zamana dönüştüğünü görmüştük: fi żmien it-Torok.

Sonra bir hava olayına dönüştüklerini: twieled Tork.

Bu yazıda ise bir ünleme dönüştüklerini gördük: ħaqq għat-Torok, qattus it-Torok.

Malta’nın hafızasında Türkler yalnızca takvimde ve gökyüzünde değil; kırılan tabakların, çarpılan ayak parmaklarının, elden kaçan otobüslerin yanı başında da bekliyor.

Bir dahaki sefere Malta’da birinin canı yandığında kulak kabartın.

Belki siz de duyarsınız.

Bir kedi, dört yüz yıldır bir öfkeyi sırtında taşıyor.

Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz