GALATASARAY BARÇA’YI DURDURAMADI!

İkinci maçlar sonunda Galatasaray 0 puanda kaldı. Galatasaray aslında elindeki kadroyla çıkabileceği en doğru kadroyla sahaya çıktı. Savunma bloğunu geride tuttu, önünde Lemina-Torreira ikilisiyle merkezi kapatmaya çalıştı. Dört savunmacı ve önlerinde iki savunma ağırlıklı orta sahayla oldukça temkinli bir oyun tercih etti. Rakibin Barcelona olduğunu düşünürsek bu tercih yanlış değildi. Karşında dünyanın en formda takımlarından biri, belki de Şampiyonlar Ligi’nin en büyük favorisi var. Dolayısıyla bu mağlubiyeti yalnızca skor üzerinden değerlendirip hocayı ve takımı eleştirmek işin kolayına kaçmaktır.

Kriz, bu mağlubiyetten hiçbir şey öğrenmemek olur.

Ancak futbolun da bir gerçekliği var. Maçtan önce kâğıt üzerinde beklenen mağlubiyet, sahada kabul edilmek zorunda olunan bir mağlubiyet değildir. Galatasaray 1-0 öne geçti, ardından ikinci golü de buldu ancak VAR incelemesinin ardından gol iptal edildi. İşte maçın kırılma noktası tam olarak burasıydı. O gol geçerli sayılsaydı bugün çok daha farklı bir Galatasaray’ı, çok daha farklı bir maç hikâyesini konuşuyor olabilirdik. Çünkü Barcelona gibi bir takıma karşı iki farklı üstünlüğü yakalamak yalnızca tabelayı değiştirmez, rakibin psikolojisini ve oyun planını da altüst eder. İptal edilen golün ardından Barcelona beraberliği buldu ve 1-1’den sonra Galatasaray’ın direnci kırıldı. Maçın psikolojik üstünlüğü tamamen rakibin eline geçti.

Bir de Barcelona’nın ilk golündeki tartışmalı pozisyon var. Aynı pozisyon Galatasaray lehine yaşansaydı golün iptal edilip edilmeyeceğini de ayrıca tartışmak gerekirdi. Fakat büyük takımlara karşı oynarken hakem kararlarının arkasına sığınmak yerine kendi fırsatlarını değerlendirmek zorundasın. Barcelona’nın kalitesini biliyorsun, rakibin hata affetmediğini biliyorsun. Galatasaray ikinci golü buldu ama VAR devreye girdi. Futbolun acı tarafı da bu: Bazen doğru oynarsın, fırsatını yakalarsın ama bir karar bütün maçın gidişatını değiştirir.

Skor kötü, ancak oyunun özellikle ilk yarısındaki organizasyon bütünüyle kötü değildi. Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekiyor. Galatasaray’ın bu seviyede bir rakibe karşı nasıl savunma yapabileceğini, alanları nasıl daraltabileceğini ve doğru yerleşimle rakibin oyununu nasıl zorlaştırabileceğini gördük. Dörtlü savunma, takımın defansif dengesini artırıyor. Bu, üzerinde durulması gereken bir detay. Çünkü Galatasaray Avrupa’da başarılı olmak istiyorsa yalnızca hücumdaki bireysel yeteneklerine değil, savunma organizasyonuna da güvenmek zorunda.

Ama bir noktada anlaşalım: Doğru oyun planı, oyuncuların bireysel eksikliklerini ortadan kaldırmıyor. Barcelona’nın kalitesini kabul etmek başka, kendi oyuncularının yetersiz kaldığı noktaları görmezden gelmek başka. Rakibin uzay takımı seviyesinde olduğunu söyleyip bütün eleştirileri rafa kaldırırsan bu işin analizini değil, savunmasını yapmış olursun. Galatasaray’ın mağlubiyetini eleştirmiyorum; çünkü rakibin seviyesi ortada. Ancak sahadaki bireysel performansları eleştirmekten de geri durmam.

Sane mesela… Bir futbolcunun kötü gününde olması başka, sahada yeterince sorumluluk almaması başka. Sane’de artık taraftarın sabrını zorlayan bir lakaytlık, isteksizlik ve umursamazlık görüntüsü var. Böylesine büyük maçlarda yetenek tek başına yetmez. Mücadele edeceksin, geri koşacaksın, ikili mücadeleye gireceksin, takımın için bir şeyleri zorlayacaksın. Sahada yürüyerek fark yaratamazsın. Galatasaray’ın bu seviyede mücadele ettiği bir maçta oyuncunun bireysel kalitesini değil, takımın parçası olma sorumluluğunu da sorgulamak gerekir. Mevcut görüntüsüyle Sane’nin geleceği ciddi biçimde tartışılmalı. Hatta devre arasında gönderilmesi gereken isimlerin başında geliyor.

Leao da beklentilerin gerisinde kalan isimlerden biri. Bu seviyelerde yalnızca isminle, geçmiş performanslarınla ya da potansiyelinle oynayamıyorsun. Sahada fark yaratman gerekiyor. Batrakov ise golünün dışında da olumlu bir görüntü verdi. Topsuz oyundaki hareketliliği, savunma arkasına yaptığı koşular ve rakibin dengesini bozan kaçışlarıyla dikkat çekti. Futbol sadece top ayağına geldiğinde oynanmıyor. Bazen doğru zamanda yaptığın bir koşu, hiç dokunmadığın bir top kadar değerlidir. Batrakov’un bu yönünü beğendim.

Lemina-Torreira ikilisine gelince… Galatasaray’ın yıllardır güvendiği bu orta saha yapısının sınırları artık daha net görülüyor. Süper Lig’de fiziksel mücadeleyle ve tecrübeyle birçok sorunu çözebilirsiniz. Ancak Barcelona seviyesinde rakiplerle karşılaştığınızda mesele yalnızca mücadele etmek değil; baskı altında doğru karar vermek, topu saklamak, oyunun yönünü değiştirmek ve rakibin temposuna ayak uydurabilmektir. Bu seviyede ikilinin bazı zaafları daha görünür hâle geliyor. İsimlerin geçmişte yaptıkları, bugün bu seviyede yeterli oldukları anlamına gelmiyor.

Uğurcan’ın performansını da ayrı değerlendirmek lazım. İyi bir maç çıkardı. Skorun daha ağır hâle gelmesini engellediği anlar oldu. Galatasaray biraz daha şanslı olsa belki 0-1’lik bir mağlubiyetle sahadan ayrılabilirdi. Çok daha kötü bir senaryoda ise skor 1-7’ye kadar gidebilirdi. Sahadaki oyunun karşılığı olarak 1-4’lük sonuç, iki takım arasındaki kalite farkını gösteriyor. Fakat bu skorun ilk yarıdaki Galatasaray’ın oyun organizasyonunu tamamen değersizleştirmesine de izin vermemek gerekiyor.

Ben Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi serüvenine başlarken ilk iki maç ve son maç için sıfır puan öngörmüştüm. Aradaki beş maçtan 10-11 puan çıkarabilirse son 24 takım arasına kalma şansını ciddi biçimde artırabilir. Lille maçıyla başlayacak bu beş maçlık periyot, Galatasaray’ın Avrupa’daki gerçek hedefini belirleyecek. Barcelona karşısında alınan mağlubiyetten çıkarılacak dersler varsa bunlar alınmalı; ancak bir maçın skoruyla bütün sezonun hükmü verilmemeli.

Sonuç olarak Galatasaray’ın Barcelona’ya yenilmesi başlı başına bir kriz değil. Kriz, bu mağlubiyetten hiçbir şey öğrenmemek olur. Rakibin kalitesini kabul edeceksin, kendi eksiklerini göreceksin, doğru yaptığın şeyleri geliştireceksin ve yanlışlarından vazgeçeceksin. Avrupa’da başarı, büyük takımlara yenilmemekle değil, o maçlardan sonra nasıl bir takım olduğunla ölçülür.

Galatasaray’ın bu maçta gördüğü gerçek şu: Oyun planın doğru olabilir ama planı sahada uygulayacak oyuncuların da o seviyenin gereğini yerine getirmek zorunda. Galatasaray ikinci golü buldu, ancak VAR kararıyla gol iptal edildi. Ardından gelen beraberlik, maçın bütün dengesini değiştirdi. Şimdi mesele bu kırılma anından ders çıkarıp yoluna devam edebilmek. Temsilcimize kalan maçlarda başarılar diliyorum.

Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz