Futbolda bazen en tehlikeli sonuç, kazandığın ama kimseyi ikna edemediğin sonuçtur. Fenerbahçe turu geçti. Tebrikler. Kimsenin buna itirazı yok. Ama futbol sadece tabeladan ibaret olsaydı teknik direktörler istatistik programıyla maç yönetirdi. Sahaya bakınca insanın aklına gelen ilk cümle şu oluyor: “Bu oyun Avrupa’da nereye kadar gider?”
Türk futbolunun Avrupa’daki kronik problemlerini başka bir gün konuşuruz. Çünkü o dosya kalın. Bugün dosyanın kapağında Fenerbahçe yazıyor. Ve kapağı açınca gördüğümüz şey, beklentinin altında kalan bir oyun.
Bu takım kazanıyor olabilir ama henüz güven vermiyor. Avrupa’da en büyük problem de tam olarak budur.
Artık Asensio konusunda romantizmi bırakalım. İsmail Kartal bu oyuncuyu beğenmiyor. Bu kadar basit. Sürekli bunun aksini söylemenin anlamı yok. Asensio kaliteli mi? Evet. Kariyeri mi var? Var. Ama teknik direktörün kafasında yeri yoksa CV’nin sahaya bir faydası olmuyor. Bunun nedeni medyaya yansıyan bazı sözler midir, aralarında başka bir problem mi vardır, bilemeyiz. O kısmı dedikodu olur. Ama futbol bize bir şey söylüyor: Bu birliktelik yürümez. Elektrik tutmuyor.
Kerem meselesi de ilginç. Anadolu deplasmanında yıldız. Skora katkı verir, rakam üretir, manşet olur. Avrupa gecesinde ya da sezonun kırılma maçlarında ise sesi kısılıyor. Büyük oyuncu, büyük maçın oyuncusudur. Kerem’in hâlâ ispat etmesi gereken yer tam da burası.
İsmail Yüksek sahaya direnç koyuyor. Mücadele ediyor. Rakibi bozuyor. Eyvallah. Ama Fenerbahçe’nin sorunu mücadele eksikliği değil. Fenerbahçe’nin sorunu oyun üretimi. Belki Talisca’nın on numaraya geçmesi hücumun çehresini değiştirir. Belki forvete daha yakın oynayınca bağlantılar güçlenir. Ama “belki” üzerinden şampiyonluk ve Avrupa hesabı yapılmaz.
Şimdi yine transfer romantikleri çıkacak. Greenwood geldi. Elbette form tuttuğunda fark yaratabilecek bir oyuncu. Buna kimsenin itirazı olmaz. Ama oyun bozuksa dünyanın en pahalı oyuncularını alsan ne olur? Temel problem organizasyon. Kanatlar üretmiyor. Merkez üretmiyor. Rakip ceza sahasına yerleşemiyorsun. Greenwood tek başına bu tabloyu değiştiremez.
Bir de şu duran top meselesi var. İki maç, iki gol. İkisi de duran top. Bu alkışlanacak istatistik değil, düşünülmesi gereken istatistik. Açık oyunda bu kadar kısır kalıyorsan Avrupa’da işin zor demektir. Çünkü her maçta sana duran top hediye etmeyecekler.
Ben Skriniar konusunda aylardır aynı şeyi söylüyorum. Bu maç özelinde değil. Genel resimde söylüyorum. Bugün de gelecek adına çok iç açıcı sinyaller vermedi. Savunma zaman zaman gereğinden fazla kırılgan. Avrupa’nın seviyesi yükseldikçe bu kırılganlık cezaya dönüşür.
İrfan’la, Kerem’le, bireysel kaliteyle ligde birçok maçı çözersin. Türkiye Ligi bazen seni affeder. Avrupa affetmez. Orada oyun isterler. Plan isterler. Tempo isterler. Sadece isim değil, sistem isterler.
Sturm Graz karşısında kadro kalitesi olarak Fenerbahçe doğal favori. Buna kimsenin itirazı olmaz. Ama futbol kalite sıralamasıyla oynanmıyor. Hearts’ın Rangers’a da Celtic’e de kök söktürdüğü bir dönemde onları toplamda 6-0 ile geçen bir Sturm Graz . Kalite düşük belki ama bizim tabirler zımba gibi takım.
İlk resmi maçlardan kesin hüküm çıkarmak doğru değildir. Ama ilk maçlar karakter verir. Fenerbahçe turu geçti. Kağıt üstünde görev tamam. Sahaya baktığında ise insanın aklına tek cümle geliyor: Bu takım kazanıyor olabilir ama henüz güven vermiyor. Avrupa’da en büyük problem de tam olarak budur. Kazanırsın ama kimse sana inanmaz.


