Ben Fenerbahçeli değilim. Galatasaraylı da değilim Beşiktaşlı da…
Fenerbahçe’nin problemi gol atamamak değil, futbol oynayamamak
O yüzden Fenerbahçe hakkında konuştuğumda bana “Sen zaten Fenerbahçeli değilsin” denebilir.
Eyvallah.
Ama tam da bu yüzden bazı şeyleri daha rahat görebiliyorum.
Çünkü taraftarın duygusunu taşımıyorum.
Ben sene başından beri aynı şeyi söylüyorum:
Fenerbahçe’nin kadrosu yetersiz. Hocası yetersiz. Ve bu takımın futbolu şampiyonluk futbolu değil.
Bunu söyleyince ne oluyor?
Fenerbahçe düşmanı!
Yahu arkadaş, Fenerbahçe’nin düşmanı olmak için Fenerbahçe’nin kötü oynamasını söylemeye gerek yok. Zaten kötü oynuyor!
“Takımının yanında ol.”
Ben Fenerbahçeli olsam elbette takımımın yanında olurum.
Ama takımımın yanında olmak, takımın yaptığı her yanlışa alkış tutmak değildir.
Benim çocuğum ders çalışmıyorsa “Oğlumun yanındayım” diye oturup alkışlamam.
Çocuk sınıfta kalınca da “Hocam neden bıraktınız?” diye öğretmene saldırmam.
Daha önce müdahale ederim.
Fenerbahçe’de de mesele tam olarak bu.
Şu anda konuşuyoruz.
Ama bu problemler bugün ortaya çıkmadı.
Hoca da yok 2 penaltımız verilmedi, yok Beşiktaş yok Gençlerbirliği. Tam özgüvensiz açıklamalar. Bırak hoca! Sen taraftara ne izletiyorsun ?
Fenerbahçe’nin problemi gol atamamak değil, futbol oynayamamak
Bu maçtan sonra Fenerbahçe’nin reaksiyon vermesini bekliyordum.
Kaoslu bir haftadan çıktın.
Büyük takım refleksi gösterirsin.
Rakibi sahasına gömersin.
En azından “Buradayım” dersin.
Fenerbahçe ne yaptı?
Rakip kaleye gidemedi.
Bakın gol atamadı demiyorum.
Rakip kaleye gidemedi!
Bu ikisi arasında çok büyük fark var.
Kötü oynarsın, pozisyon bulursun, kaçırırsın.
Burada pozisyon üretme fikri yok.
Oyuncular birbirinden kopuk.
Aralarında kilometreler var.
Hücumda çoğalamıyorlar.
Topu alan oyuncunun pas vereceği adam yok.
Ceza sahasına giren yok.
İkinci topları alan yok.
Rakip savunmayı bozacak koşu yok.
Taktik?
Ben göremiyorum.
Organizasyon?
Ben göremiyorum.
Plan?
Ben göremiyorum.
O zaman soruyorum:
Bu takım golü nasıl atacak?
Lukaku’yu getiriyorsun.
Kerem’i alıyorsun.
İrfan Can var.
İsimlere bakıyorsun, diyorsun ki “Bunlardan bir şey çıkar.”
Ama futbol isimlerle oynanmıyor.
Futbol organizasyonla oynanıyor.
Lukaku’nun önüne top koyamazsan Lukaku ne yapacak?
Kerem’i doğru bölgede kullanmazsan Kerem ne yapacak?
İrfan Can’ın etrafında doğru bağlantıları kurmazsan İrfan Can ne yapacak?
Ben Fenerbahçeli olsam hocayı bugün tartışmaya açarım
Hoca meselesinde de hiç romantik davranmam.
Fenerbahçe’nin başındaki teknik adamın bu takım üzerinde ciddi bir oyun etkisi olduğunu göremiyorum.
Hoca kötü kadroyu iyi göstermek zorunda değil.
Ama iyi oyuncuları da kötü göstermek zorunda değil.
Fenerbahçe’nin problemi sadece hoca değil.
Ama hoca da problemin dışında değil.
Dolayısıyla ben Fenerbahçeli olsam hocayı gönderme seçeneğini ciddi şekilde masaya koyarım.
Hatta yalnız hocayı değil, kadro yapılanmasını da masaya yatırırım.
Çünkü bazı oyuncuların artık Fenerbahçe’de “dokunulmaz” olmadığını göstermenin zamanı geldi.
Kerem.
İrfan Can.
Lukaku.
İsimleri büyük olabilir.
Kariyerleri büyük olabilir.
Ama Fenerbahçe formasının altında bugün ne veriyorsun?
Asıl soru bu.
Kerem, son yılların en büyük hayal kırıklıklarından biri olma yolunda gidiyor.
İrfan Can için de artık “bir gün açılır” kredisi sınırsız değil.
Lukaku’nun da yalnızca geçmişte yaptıkları üzerinden değerlendirilmesini doğru bulmuyorum.
Fenerbahçe nostalji kulübü değil.
Bugün ne veriyorsun?
Yarın ne vereceksin?
Daha kötüsü ne biliyor musunuz?
Fenerbahçe’nin sahada Başakşehirleşen bir görüntüsü var.
Top sende.
Ama tehdit değilsin.
Rakip seni görünce korkmuyor.
Oyunu kontrol ediyorsun gibi görünüyorsun ama aslında oyunun seni kontrol etmesine izin veriyorsun.
Ve en kötüsü:
Fenerbahçe’nin rakipleri Fenerbahçe’den çekinmemeye başladı.
Bu çok tehlikeli.
Çünkü büyük takım olmak, sadece kadro değerinin yüksek olması değildir.
Rakibin Fenerbahçe’yi görünce planını değiştirmesidir.
Şu anda bunu göremiyorum.
Fenerbahçe için alarm zilleri çalıyor
Ben Fenerbahçeli olsam şu anda “Daha çok erken” demezdim.
Çünkü evet, sezon uzun.
Ama bazı takımlar sezonu erken kaybeder.
Puan olarak değil.
Psikolojik olarak.
Fenerbahçe bu gidişle kasım ayında havlu atabilir.
Ve sonra herkes aynı soruyu sorar:
“Nasıl bu hale geldik?”
Cevabı çok basit.
Bugün gördüğünüz problemleri aylar önce söyleyenlere “Fenerbahçe düşmanı” dediniz.
Galatasaray kazanıyor ama Osimhen’in yokluğu çok net
Galatasaray tarafına gelirsek…
Kazandılar.
Üstelik önceki maçlara göre daha iyi bir görüntü vardı.
Torreira’nın maaş zammından sonra performansının yükselmesi de ayrıca konuşulur.
Deniz Gül ve Leao kötü görünmedi.
Ama Batrakov’u şu haliyle 11’e yazmam.
Bir de Osimhen meselesi var.
Adam yok ama yokluğu sahada var.
Galatasaray’ın hücumunda Osimhen’in ne kadar önemli olduğu çok net.
Çünkü Osimhen sadece gol atmıyor.
Rakip savunmayı geriye itiyor.
Alan açıyor.
Savunmayı meşgul ediyor.
Takımın hücum planını değiştiriyor.
Bir de şu saha…
Allah aşkına!
O sahada milyon euroluk futbolcular oynatılır mı?
Futbolcuya milyonlarca euro veriyorsun.
Sonra sahaya bakıyorsun.
Tarla!
Bu işin şakası yok.
Bir oyuncunun sakatlanmasını beklemeden çözüm bulunmalı.
Beşiktaş ise şu anda ligin en iyi futbol oynayan iki takımından biri
Beşiktaş’ın hakkını da teslim etmek lazım.
Her hafta ritim yükseltiyorlar.
Takımın ne oynadığı belli.
Defans kurgusu oturmuş.
Salih-Orkun merkezi güçlü.
İlhan Fakılı’yı ayrıca beğeniyorum.
Beşiktaş şu anda iyi futbol oynuyor.
Öyle “sonuç alıyor” anlamında söylemiyorum.
Gerçekten oyun olarak iyi.
İlk 11 kalitesi yüksek.
Fakat bir problem var:
Rotasyon.
Lig uzun.
Avrupa maçları var.
Sakatlık var.
Cezalar var.
Üç günde bir maç var.
Beşiktaş’ın ilk 11’i Galatasaray’la baş edebilir.
Ama 20-25 oyunculuk kadro kalitesi konusunda Galatasaray’ın gerisinde olduğunu düşünüyorum.
Bu yüzden sezonun ilerleyen bölümünde göreceğiz.
Ama bugün itibarıyla tablo net:
Ligin en iyi oynayan iki takımından biri Beşiktaş.
Galatasaray kazanıyor ve yoluna devam ediyor.
Fenerbahçe ise daha sezonun başında alarm veriyor.
Ve ben Fenerbahçeli olsam artık “Sabır” demem.
Radikal karar isterim.
Hocayı tartışırım.
Kadroyu dağıtırım.
Bazı isimlerin formasını garanti olmaktan çıkarırım.
Gerekirse yıldız oyuncuyu tribüne gönderirim.
Çünkü büyük takım olmak, büyük isimleri oynatmak değildir.
Büyük takım olmak, gerektiğinde büyük isimlerden vazgeçebilmektir.
Ben Fenerbahçeli olsaydım bugün takımımı alkışlamazdım.
Takımımın yanında dururdum.
Ama şunu da yüksek sesle söylerdim:
“Bu futbol böyle devam ederse bu sezonu daha kasım ayında kaybedersiniz.”
Ve kusura bakmayın…
Bunu söylemek Fenerbahçe düşmanlığı değil.
Fenerbahçe’nin gerçek fotoğrafını çekmektir.


