Kaybedecek bir şeyinin kalmaması, özgürlük galiba.
Kaybedenler Kulübü / 2011
Son günlerde en çok konuşulan konulardan biri olan penguen meselesinden bahsetmesem olmazdı.
Bir haftadır Werner Herzog’un 2007 yapımı Encounters at theEnd of the World belgeselindeki “yolunu şaşıran penguen” ile ilgili binlerce post paylaşıldı, kimileri onu haklı bulurken kimileri aptallık yaptı, dedi.
Sıradan bir doğa belgeselini en çok konuşulan belgesel yapan sekans şöyleydi:
Binlerce penguen, evrimsel bir itaatle denize —yani tabağındaki yemeğe ve güvenli vasat rutine— doğru paytak adımlarla ilerlerken, bir tanesi aniden durur. Konfor alanından çıkmaya karar vermiştir çünkü rutin her zaman sıkıcıdır,düşüncesi son zamanlarında aklında dönmeye başlamıştır. Arkasını döner son kez eski hayatına bakar her şey gözüne boş görünür ve uçsuz bucaksız, buzdan dağlara doğru yürümeye başlar.
Herzog sorar: “Neden?” Bilim insanı cevap verir: “Bilmiyoruz ama oraya giderse ölecek.”
İşte bu, modern insanın sabah alarmını erteleyip LinkedInprofilini güncellerken hissettiği o varoluşsal sancının kuş tüyü kaplı halidir. Son zamanların en çok konuşulan konusunu hiçliğe yani ölüme yürüyen pengueni ve onun izinden giden modern insanın “Başarısızlık Estetiği” üzerine kurulu trajikomik durumu, sosyal medyanın o sığ ve yalan dünyasıyla sentezleyerek baştan aşağı ele alalım.
Başarı Hapishanesi: “Açık Büfeye mi, Yoksa Hiçliğe mi?”
Modern dünya için başarı, o denize ulaşan penguen olmaktır. Karnın doysun, bir eşin olsun, sürü seni onaylasın. Sosyoloji buna “sosyal uyum” der, biz buna “görünmez prangalar” diyoruz. Penguen sürüsü, sabah metrobüs kuyruğundaki beyaz yakalılara benzer. Herkes aynı yöne gider çünkü herkesin karnı açtır ve herkes denizde balık yani maaş olduğunu bilir.
Ama bütün dünyanın konuştuğu “filozof penguen” bir anda şunu fark eder: “Neden her gün balık yiyoruz abi? Alternatifimiz yok mu? Her yer beyaz başka renk yok mu? ” Bu bir aydınlanma değil, muazzam bir o kadar da yasak olan şeyin insanı heyecanlandırması gibi muhteşem bir hatadır. İnsanlık da böyledir. Toplum bize “Oku, iş bul, evlen, taksit öde ve öl” der. Bu bizim sahilimizdir. Ama bazılarımız, tam terfi alacakken aniden durur ve “Ben aslında seramik boyamaatölyesi açmak istiyorum” diyerek Antarktika’nın buzlu dağlarına yani bilinmezliğe doğru yürümeye başlar.
Sosyal Medya Sahteliği: “Ölürken Bile Estetik Görünmelisin”
Eğer o dağa doğru yürüyen penguenin bir Instagram hesabı olsaydı, o ölüm yolculuğunu bize bir “Life Transformation” (Hayat Dönüşümü) olarak pazarlardı.
Filtreli Trajedi: Penguen, açlıktan ölmek üzereyken “Ait olduğum yeri buldum. #Blessings #NatureLover” yazıp, arkadaki bembeyaz ve ölümcül buz dağını “soft” bir filtreyle paylaşırdı.
LinkedIn Sahtekârlığı: Dağ yolunda ayağı kayıp düştüğünde, bunu “Hatalarımdan ne öğrendim? Zorluklar bizi güçlendirir! #Resilience #Leadership” diye bir postla taçlandırırdı.
Gerçeklikten Kaçış: Sürü denizde balık peşinde koşarken, bizimki dağın tepesinde “Huzuru kendi içimde buldum.” derdi. Oysa içindeki tek şey, birazdan donacak olan organlarının son çırpınışlarıdır.
Modern insan da böyledir; batarken bile telefonunu çıkarıp “Manzara harika” diye story atan, ev kredisi borcu yüzünden uykusu kaçarken internetten alışveriş yapmaya devam edenbirer dijital penguendir.
Başarısızlığın Estetiği: Görkemli Bir Çöküş
Genelde başarının fotoğrafları çekilir; ama başarısızlığın bir sinematografisi vardır. Dağa yürüyen penguen “başarısız” bir hayvandır; neslini devam ettiremez, karnını doyuramaz. Ama binlerce birbirinin aynısı penguenin arasında sadece onun hikâyesi anlatılmaya değerdir.
Modern insanın başarısızlık estetiği de böyledir:
Konfor Alanı İntiharı: Her şey yolundayken istifayı basıp hiç bilmediği bir işe girmek ve bunu Twitter’da (X) “Zincirlerimi kırdım” diyerek duyurmak.
Sosyal İntihar: Kimsenin anlamadığı bir sanat dalıyla uğraşıp, akşam yemeğinde “Ne iş yapıyorsun?” sorusuna “Ruhumu arıyorum.” diye cevap vererek masadaki herkesi germek.
Kara Mizahın Zirvesi: Başarısızlık, bir son değil; sistemin size dayattığı “kazanma” oyununu oynamayı reddetmektir. Dağa giden penguen, “Ben bu oyunda yokum, gerekirse donarak ölürüm ama o balık kuyruğuna girmem.” diyerek sürüye başkaldırmıştır, sessiz isyanını tüm dünyaya izletmiştir.
Konfor Alanı Hapishanesinden Kaçış: Absürt Yollar
Peki, modern insan bu ısıtmalı hücresinden nasıl kaçar?
Dijital harakiri yaparak akıllı telefonu denize atıp, şehirden uzak bir köyde “Toprağa değeceğim.” demek. Bu, dağa yürüyen penguenin balık yemeyi reddetmesidir. Genelde ilk fatura geldiğinde veya internet çekmediğinde penguenimiz dağdan aşağı yuvarlanarak sahile döner.
Kurumsallıktan Spiritüalizme Geçiş: Plaza dilini bırakıp aniden “enerjiler, çakralar ve evrenin mesajları” hakkında konuşmaya başlamak. Bu kaçış yolu, Antarktika sıcağında güneşlenmeye çalışmak kadar absürttür ama en azından dağ yolunda yalnız yürürken ânlık mutluluk verir.
Zirve Bazen Yanıltır: İnsanlar bazen hayatlarında her şey yolunda giderken sırf “bir şeyler olsun” diye kendi kaoslarınıyaratırlar. “Bu ilişki çok huzurlu, kesin bir sorun var.” deyip kavga çıkaran sevgili ile “Denizde çok balık var, ben şu tepedeki buza bir bakayım.” diyen penguen aynı psikolojik bataklıktadır.
Hepimiz Birer Dağ Pengueniyiz
Werner Herzog’un o pengueni çekmeye devam etmesinin sebebi, onun deliliğine duyduğu gizli hayranlıktır. Penguen, doğanın ona sunduğu “hayatta kalma” kontratını tek taraflı feshetmiştir.
Biz de her pazartesi sabahı işe giderken, aslında o penguenle göz göze geliyoruz. Bir yanımız denize gidip karnını doyurmak istiyor, diğer yanımız “Yürü be oğlum, o dağın arkasında ne var bir bak, en fazla donarsın.” diyor.
Günün sonunda, insanlık dediğimiz şey zaten binlerce yıldır yanlış dağlara doğru yürüyen, donan, ama yine de “Bakın farklı bir yere geldim!” diye bağıran bir penguen kolonisinden başka bir şey değildir. Başarı, sizi o koloniye hapseder; başarısızlık (ve onun estetiği) ise size o dağın zirvesinden dünyayı —ölmeden hemen önce de olsa— farklı bir açıyla görme şansı verir.
Eğer bir gün kendinizi herkesin gittiği yönün tam tersine yürürken bulursanız; korkmayın. Sadece penguenliğiniziyaşıyorsunuz. Tek sorun, yanınızda bir belgesel ekibi yoksabu görkemli başarısızlığınızın sadece sosyal medya profilinizde “Kayıp Aranıyor” ilanı olarak kalacak olmasıdır.
