Site icon Malta Haber

DİDEM GÖRKAY YAZDI: HATIRASI OLAN SOKAKLARA GİRMİYORUZ

Hepimiz biliriz; bazı sokaklar vardır. Onlara “hafızanın lanetli labirentleri” demek daha doğru olur. Bir köşesini döndüğünüzde, bir zamanlar nefes alan ve şu an sadece kafanızın içinde yankılanan bir gülüşün, aceleyle içilmiş bir kahvenin, ya da vedalaşmaya kıyamadığınız bir el tutuşunun gölgesine basarsınız. İşte o an, melankoli denilen o tatlı zehir, damarlarınızda usulca dolaşmaya başlar.

Ve biz, o sokaklara bilerek girmeyenler, çağımızın en pragmatik kaçaklarıyız.

Melankoli Pahalı Bir Hobidir

Geçmiş, artık bir pazar yeri değil; bir müze. Üstelik giriş ücreti çok yüksek: Şimdiki zamanınızın bir bölümü ve bir miktar duygusal istikrarınız. Kim ister ki, sabah rutininin tam ortasında, elinde termosuyla işe yetişmeye çalışırken, aniden 2008 yazında yediği dondurmanın tadını hatırlasın? Kim ister ki, bir finansal raporun son satırını okurken, çok genç yaşta ölen babasının son bakışının ağırlığıyla boğulsun?

Hayır, mantıklı insanlar olarak biz, “Hatırası Olan Sokaklara Girmiyoruz.”

Bizim için geçmiş, Google Fotoğraflar’da düzenli, tarih bazlı klasörlere ayrılmış, gerektiğinde hızlıca aratılıp, bir dakikadan fazla bakılmadan kapatılan bir arşivdir. Orada bir “melankoli tehlikesi” işareti varsa, kaydırma çubuğunu hızla atlarız. Modern yaşamın hızı, bize melankoliyi bir hobi gibi görmeyi öğretti; hafta sonu, yağmurlu bir güne saklanan, bütçesi ve süresi kısıtlı bir lüks. Pazartesi sendromuna bir de eski pişmanlıkların ağırlığını eklemek, en hafif tabirle, verimsizliktir.

Haritaların İronisi

İroniye bakın ki, akıllı telefonlarımızdaki harita uygulamaları bize hep en hızlı, en kısa ya da en az trafikli yolu gösterir. Ama asla, “En Çok Kalp Ağrısı Çekeceğiniz Yol” seçeneğini sunmaz. Oysa tam olarak buna ihtiyacımız var: Duygusal navigasyon.

Bir navigasyonun bize şöyle demesini hayal edin: “Dikkat! Önünüzdeki yokuşun tepesinde, üniversite yıllarınızda sevgilinizle ilk kez el ele tutuştuğunuz bank var. Rotanıza devam ederseniz, 3 dakika sürecek bir hüzün dalgası yaşamanız %85 ihtimaldir. Alternatif olarak, 5 dakika daha uzun süren, fakat tamamen duygusuz bir ara sokağı tercih edebilirsiniz.”

Biz elbette, o duygusuz ara sokağı seçeriz. Çünkü o ara sokak, ne kadar uzun olursa olsun, bize zaman kazandırır. Melankoli ile geçen her saniye, hedeflerimizden çalınmış, üretkenlikten ödün verilmiş demektir.

Hayatta kalmak isteyen insanın sokağı her zaman, ‘şimdi’ ile döşenmiş olandır.

Geçmişin Prangası ve Geleceğin Vaadi

Melankoli, geçmişin bize taktığı bir prangadır. Bizi, “olmuş olan”ın gücüne hapseder. İroniktir ki, geleceğe bu kadar odaklanmış bir toplumda, hâlâ geçmişin tortusuyla uğraşmak, biraz ilkel kalıyor. Oysaki modern birey, geçmişten aldığı dersi hızlıca formüle edip, duygusal bagajını check-in yapmadan ilerleyebilmelidir.

Normal bir birey hatırlamayı değil, ilerlemeyi seçmelidir. Hatırası olan sokaklar, parke taşları yüzünden rahatsız yürüyüşler vaat eder. Normal olan asfaltı, pürüzsüz yüzeyi ve hız limitini tercih etmektir.

Hatıralar, bizi yavaşlatır.

Bir şehri gerçekten tanımak için, yalnızca ana caddelerde yürümek yetmez, ara sokaklarına da girmek gerekir. Ama biz, şehrin ara sokaklarında gizlenen geçmişimizin değil, ana caddelerinde parlayan geleceğimizin turistleriyiz.

Ve bu yüzden:
“Hatırası Olan Sokaklara Girmiyoruz.”
Gerek yok.
Önünüzde yeşil ışık yandığını düşünün, hem de en yeşilinden.

Exit mobile version