Galatasaray’da transfer kaosu, Fenerbahçe’de yine ağlanmalar… Senaryo değişmiyor. 2026-2027 sezonuna daha ilk haftadan Türk futbolunun klasik üçlemesiyle girdik: Galatasaray’da transfer paniği, Fenerbahçe’de mağlubiyet sonrası dış güç arayışı, Beşiktaş’ta ise sessiz sedasız ilerleyen bir yapı. Sezonun ilk haftası bize henüz şampiyonu göstermedi ama kimlerin sezonu daha başlamadan kendi ayağına sıkabileceğine dair önemli ipuçları verdi.
Ağustos ayında kupayı kimse kazanmaz. Ama Ağustos ayında yapılan hatalar, mayıs ayında kupayı kaybettirebilir.
Galatasaray’dan başlayalım. Transfer döneminin en fazla tartışılan takımı, sezona puan kaybıyla başladı. Yetmedi, daha ilk maçın ardından “yönetim istifa” sesleri yükseldi. Galatasaray taraftarı bana kızmasın ama biraz da nankörlük yapıyorsunuz! Son dört yılın şampiyonu bu muameleyi hak etmiyor. Evet, transfer konusunda geciktiler. Evet, kadroda ciddi eksikler var. Evet, oyun hiç iç açıcı değildi. Ama daha ilk haftadan yönetime darağacı kurmanın da bir mantığı yok. Yönetimin hâlâ zamanı var.
Hatta maç sonunda söyledim: Galatasaray puan kaybediyorsa rakipleri adına iş daha da zorlaşabilir. Çünkü bu puan kaybı, Galatasaray yönetimini transfere daha fazla zorlayacak. İki-üç doğru takviye gelir, özellikle hücum hattına kaliteli alternatifler eklenirse bugün konuştuğumuz birçok problem bir anda kapanabilir. Fakat bunun için Galatasaray’ın artık “nasıl olsa kazanıyoruz” rehavetinden çıkıp gerçekten kadro mühendisliği yapması gerekiyor.
Oyun tarafında ise tablo daha can sıkıcıydı. Rakip on kişi kalıyor, Galatasaray’ın kulübesine bakıyorsunuz; oyuna atıp maçın yönünü değiştirecek forvet yok, hücum oyuncusu yok. Böyle bir durumda teknik adamın elinde hangi hamle kalıyor? Yine Osimhen çıktı, yine işi çözdü. Ama koskoca Galatasaray’ın rakip on kişi kaldığında oyunu çevirecek hamle oyuncusu bulamaması ciddi bir alarmdır. Galatasaray acilen kendine gelmeli. Çünkü bu takımın problemi bir maçlık değil; doğru müdahale yapılmazsa sezon ilerledikçe daha fazla konuşulur.
Gelelim Fenerbahçe’ye… Yine bildiğimiz Fenerbahçe. Kötü hoca, yanlış kadro, kötü oyun, mağlubiyet ve ardından suçluyu dışarıda arama! Gerçekten bir spor sever olarak artık bundan sıkıldım. Her mağlubiyetten sonra aynı senaryo: hakem, penaltı, yapı, ertelenmeyen maç, Mahmut Uslu… Kardeşim bir dakika! Ne penaltısı? Bırakın artık şu mavalı, bırakın hayal satmayı. Fenerbahçe iyi bir takım değil!
Skordan bağımsız söylüyorum; sahada gördüğüm takım bu. Talisca dışında skor üretebilen oyuncu sayısı son derece sınırlı. Kanat aksiyonları zayıf, takımın üretkenliği düşük. Kaleci meselesi zaten Fenerbahçe’nin yıllardır çözemediği kronik bir problem. Hocaya gelince… Bana göre hiç ama hiç yeterli değil. Bir teknik adamın elindeki kadroyu ne kadar geliştirdiğine bakarım. Ben henüz Fenerbahçe’de bunu göremiyorum.
Ve daha kötüsü şu: Fenerbahçe yine problemi kendisinde aramıyor. “Hakem olmasaydı, yapı olmasaydı, maç ertelenmiş olsaydı…” Böyle futbol yönetilmez. Beşiktaş neden sürekli hakem konuşmuyor? Trabzonspor neden her hafta bir bahane üretmiyor? Önce aynaya bakacaksınız. Fenerbahçe suçluyu sürekli dışarıda aradığı sürece içerideki problemleri çözme şansı olmayacak. Bu sezon sorunları erken fark etmezlerse, sonucun geçen sezonlardan daha hüsran verici olması hiç şaşırtıcı olmaz.
Beşiktaş ise diğer iki rakibinden farklı bir görüntü veriyor. Beş resmi maçtır kaybetmeyen bir takım var. Italiano ile gelen güçlenme sahaya da yansımaya başladı. Beşiktaş hâlâ hücumda kısır, bunu görmezden gelemeyiz. Ancak defans hattı ve orta saha tandemi şu aşamada oldukça sağlam. Takımın bir omurgası var. Bu bile geçen sezonki görüntüyle kıyaslandığında önemli bir gelişme.
Ama Beşiktaş konusunda da bir parantez açalım: Henüz güçlü bir rakiple oynamadı. Asıl sınav orada başlayacak. Büyük maçta Beşiktaş’ın oyun şablonu, reaksiyonu ve hücumdaki üretkenliği çok daha net ortaya çıkacak. Şimdiden şampiyon ilan etmek de gereksiz, küçümsemek de. Fakat şu kesin: Beşiktaş bu sezon iddialı olacak. Buna kimsenin itirazı yok.
İlk haftadan çıkan tablo aslında çok basit. Galatasaray’ın transfere, Fenerbahçe’nin futbola ve zihniyete, Beşiktaş’ın ise hücum üretkenliğine ihtiyacı var. Bir tarafta “yönetim istifa”, diğer tarafta “hakem-yapı”, öbür tarafta ise sessizce güçlenen bir takım… Sezon daha yeni başladı ama üç büyüklerin psikolojisi şimdiden ortaya çıkmaya başladı.
Ve unutmayalım: Ağustos ayında kupayı kimse kazanmaz. Ama Ağustos ayında yapılan hatalar, mayıs ayında kupayı kaybettirebilir.


