CİMBOM İVMELENDİ, FENERBAHÇE HAVLU ATTI !
Galatasaray’ın deplasmanda aldığı 4-0’lık galibiyet tam olarak böyle bir tablo ortaya koydu. Zor bir deplasman, net bir skor, özgüvenli bir oyun ve artık alışkanlık haline gelmeye başlayan bir kazanma refleksi…
Denenmişi tekrar ederek farklı sonuç beklemek, Fenerbahçe’nin en büyük problemi haline geldi.
Galatasaray, günden güne artan performansıyla şampiyonluğun yine en güçlü adayı olduğunu gösteriyor. Batrakov ve Osimhen, takımın hücum yükünü sırtlayan iki önemli isim. Ancak mesele sadece yıldız oyuncuların bireysel performansı değil. Asıl değişim, takımın oyun organizasyonunda.
Lille maçıyla birlikte son dakika galibiyetlerinin, zor bulunan gollerin ve rakip savunmayı açmakta yaşanan sıkıntıların geride kaldığını görüyoruz. Kanatlar artık daha etkili! Yunus ve Barış’ın form tutması, Galatasaray’ın hücum çeşitliliğini ciddi anlamda artırdı. Eskiden merkezden çözüm arayan takım, şimdi kenarları da çok daha iyi kullanıyor.
Fakat burada bir parantez açmak gerekiyor.
İlhan Palut’un büyük takımlara karşı cesur oyun anlayışını ve takımlarının zaman zaman aldığı farklı mağlubiyetleri de göz ardı etmemek lazım. Galatasaray’ın 4-0’lık galibiyeti elbette önemli ama bu skorun yarattığı algıyla oyunun bütün detaylarını görmezden gelmek de doğru değil.
Yine de gerçek değişmiyor: Galatasaray son dört sezonun şampiyonu. Şampiyonluk yarışını yönetmeyi, kötü oynadığı maçlarda bile kazanmayı ve krizleri fırsata çevirmeyi biliyor. Bu sezon biraz daha geç form tuttu belki ama makine artık çalışmaya başladı.
Tek soru işareti mi? Leao!
Bu kadar büyük bir yatırımın karşılığını verecek mi? Açıkçası henüz ikna olmuş değilim. Çünkü büyük oyuncu olmak başka, büyük paraların hakkını vermek başka. Galatasaray’ın bu noktada hata lüksü yok.
Fenerbahçe: Sorun teknik direktörde mi, başkanda mı ?
Gelelim Fenerbahçe’ye…
Fenerbahçe artık tamamen havlu attı. Kasım’da havlu atma bu sene Fenerbahçe’ye kısmet oldu.Üç puanlı sistemde hiçbir şey matematiksel olarak bitmez. Ancak lider Galatasaray’ın 9 puan gerisine düşmüş bir Fenerbahçe için artık şampiyonluk hesabından önce başka hesaplar yapılmalı.
Çünkü ortada yalnızca puan kaybeden bir takım yok. Ne oynadığını bilmeyen, öne geçtiği maçları yönetemeyen, kendi sahasında avantajını koruyamayan ve her hafta biraz daha özgüven kaybeden bir takım var. Mental olarak tamamen bitmeye yakın. Başkanın kongredeki konuşmaları da buna etken midir ? Bence yüzde yüz.
Bir soru soralım: Fenerbahçe kendi sahasında öne geçtiği maçlarda neden rahatlayamıyor? Neden skoru koruyamıyor? Neden rakibin oyuna ortak olmasına izin veriyor?
Bunu sadece taktikle açıklayabilir miyiz? Bence hayır!
Bu takımın orta sahasında kötü oyunu taşıyabilecek, gerektiğinde sorumluluk alabilecek, rakibin temposunu bozabilecek oyuncu eksikliği var. Mücadele eden, savaşan, formasının ağırlığını hisseden oyuncu sayısı ise düşündürücü derecede az. Skriniar ve Oğuz dışında sahada gerçekten reaksiyon gösteren kaç isim var?
Fenerbahçe’de artık kötü futbol bir sonuç değil, alışkanlık haline gelmiş durumda.
Kerem mental olarak tükenmiş görünüyor. Lukaku’dan medet ummak ise mevcut tablonun üzerine yeni bir beklenti inşa etmekten başka bir şey değil. Bir de şu soruyu soralım: Talisca takımın gol yükünü çekiyordu. Peki onu göndermek hangi aklın ürünüydü? Greenwood’un yokluğu elbette önemli ama bir takımın bütün düzeni tek bir oyuncunun varlığına veya yokluğuna bağlıysa orada zaten ciddi bir planlama problemi vardır.
Göztepe mi kazandı, Fenerbahçe mi kaybetti?
Bence ikisi de doğru. Göztepe sahada ne yaptığını bilen bir takım görüntüsü verdi. Fenerbahçe ise ne oynadığını bilmeyen, dağılan ve reaksiyon üretmekte zorlanan bir görüntü sergiledi.
Sezon başında bu kadronun yetersiz olduğunu söylemiştim. Ancak açık konuşayım, bu kadar dağınık, bu kadar kırılgan ve bu kadar ruhsuz bir görüntü beklemiyordum.
Şimdi asıl meseleye gelelim: Bu tablonun sorumlusu kim?
Teknik direktör mü? Yönetim mi? Transfer politikasını belirleyenler mi? Yoksa sahaya çıktığında sorumluluk almaktan kaçan futbolcular mı?
Fenerbahçe’de herkesin birbirine bakarak sorumluluktan kaçtığı bir düzen oluşmuş. Başarısızlıkta herkesin bir bahanesi var ama çözüm üreten kimse yok!
Bir teknik direktör değişikliğiyle her şey düzelecekse neden daha önce düzelmedi? Aynı oyuncularla, aynı anlayışla, aynı transfer politikasıyla farklı sonuç beklemek futbol aklıyla açıklanabilir mi?
Denenmişi tekrar ederek farklı sonuç beklemek, Fenerbahçe’nin en büyük problemi haline geldi.
Sezon uzun bir maraton. Ara transfer dönemine kadar puan farkı çok daha fazla açılmazsa Fenerbahçe’nin ilk üç, hatta ilk iki hedefi için hala bir ihtimali olabilir. Ancak bunun için önce takımın sahada bir ortaya bir kimlil koyması gerekiyor.
Galatasaray bugün sadece maç kazanmıyor; rakiplerine şampiyonluk mesajı veriyor. Fenerbahçe ise sadece puan kaybetmiyor; her hafta şampiyonluk inancından biraz daha kaybediyor.
Bir tarafta kazanmayı alışkanlık haline getirmiş bir takım, diğer tarafta kazandığı maçı bile nasıl kaybedeceğini düşünen bir takım var.
Ve Fenerbahçe camiasının artık şu soruya cevap vermesi gerekiyor:
Sorun gerçekten teknik direktörde mi, yoksa yıllardır aynı hataları yapan yönetim aklında mı?
Çünkü bu takımın ihtiyacı olan şey bir futbol aklı. Ve o akıl gelmediği sürece değişen sadece teknik direktörler, başkanlar olur sadece…


