9.9.2026 01:46
Her şeyi tutmak zorunda değilsin.
Bazı sabahlar insan kahvesini içmek için balkona çıkar, kendisiyle karşılaşır.
Benimki de geçen sabahlardan biriydi.
Kahvaltı telaşı bitmiş, etraf toparlanmıştı. Olmazsa olmazlardan okkalı bir Türk kahvesi eşliğinde balkona yerleşme hazırlığı yaparken,
gözüm bahçedeki ağaçlara takıldı.
Ağaçların yapraklarını bırakmaya hazırlandığı bir mevsimde, insan neden hâlâ her şeyi elinde tutmaya çalışır?
O an, aslında uzun zamandır içimde dolaşan bir düşünce gelip karşıma oturdu. Ne çok şeyi tutuyorum hayatımda… Duyguları,
kişileri, ilişkileri, geçmişi…
Bunu bana söyleten zihnim değil, bedenim olmuştu sanki. Sıkılaşan çenem, sertleşen boynum ve rahmim… Aslında o hep fısıldıyor ama
onu duyabilmek için sessizleşmiş olmak gerekiyor.
Seninle biraz kısa bir yolculuk yapmak istiyorum.Yıllar önce yaşadığın ama iyi hissetmediğin bir anıya gidebilir misin? Bir iş yerinde
haksızlığa uğradığın bir gündü belki.. Ya da ailesel bir karmaşanın içinde yıllar boyunca gerçekten çok yorulduğun zamanlar.
Yeni anne oldun. Bir anda omuzlarına binen onca sorumluluğun altında gerçekten tükendiğin anlarında olabilir… Kim bilir, gelebilecek
küçük bir destek bile sana neler hissettirirdi… Arkadaş olmadığınızı bir gün unutulduğun bir anda farkettiğin bir sabah…
Ya da ansızın gelen bir kaybın yasını bir türlü yaşayamadın o yıllar..
İnsan kabul etmediği şeyi geride bırakabilir mi? Bazen yapamıyorsun… Özlem devleşiyor yüreğinde. Böylece anlıyorsun ki bazı şeyleri
yalnızca zihnimizde değil, bedenimizde de taşıyoruz. İşte tüm olanları ve onların izlerini..
Hisler…
Bir anın içine doğuyorlar; geçmişi çağırıyor, bugünü değiştiriyor, bazen de daha yaşanmamış bir geleceğe bile şekil veriyorlar. Bir koku,
bir ses, bir görüntü… Bazen de bir mevsime dönüşü veriyor…
Peki güz mevsimi sana ne hissettiriyor?
Bir nefes al şöyle… Rahatça bırak. Hafifçe kapat gözlerini. Birkaç saniye de olsa… Güz… Sana hangi görüntüyü, hangi rengi, hangi tadı
hatırlatıyor?
Doğa benim ilham kaynağım. Yaşamımda doğa üzerinden yaşamı, kendimi, insanlığı, aklımın erdiği her şeyi okumaya çalışıyor ve bunu
gün be gün öğrenmeyi araştırıyorum. Doğada olan her şeyin insanın doğasında da olduğuna inanıyorum.
Bu düşünceyle şunu sormak istiyorum: İnsan kendi güzünü nasıl yaşar?
Doğada güz; eylül, ekim, kasım aylarıdır. Eylül ayı artık ekilenlerin olgunlaştığı, yemişlerini verdiği bitkilerin yetiştiği bir zaman.
Çalışma, toplama, pişirme, üretme ve yeni ekinlere de yer açılan; yeni bir dönemin de başlangıcına hazırlanan bir zaman…
Güneşin en güçlü olduğu yaz mevsiminde yemyeşil olan doğa, eylül sonrası yavaş yavaş kendini sakinliğe, o bırakışın verdiği hafifliğe
teslim ediyor. Artık vaktini tamamlayan yapraklar renk ve şekil değiştirerek kendini toprağa katıyor. Baktığında ağacın eski canlılığını
göremiyorsun ama gücünü de kaybetmiş olmuyor. Değişime ayak uyduruyor ve kendisini daha da güçlü olacağı döneme hazırlıyor.
Bana mevsimler arası doğanın bu değişim hâli hep olağanüstü gelir. Olağanüstü bir başka şey ise insanın da bu mevsimlerle senkronize
olabilmesi.
Mesela insanın en yaşlı, en olgun yıllarını kışa benzetirim. Saçlarındaki aklar bana gökten yağan yıldız tanelerini, karın kutlu enerjisini
hatırlatır.Çocukluk yıllarımın en güzel anılarının arasındadır karın bembeyaz bir elbiseye bürünmesi. Toprak annenin saçına düşen aklar
gibi…
İlkbahar, yaz, güz, kış… Her birinin insanın içinde bir karşılığı var.Yani diyorum ki; bıraksak ya yapraklarımız süzülüverse esen meltemle toprağa. İzin versek biraz demlenmeye, yeni yaratımlara yer
açarak… Yaşamın bereketini ve bolluğunu, bu güne kadar ektiklerimizle kendi toprağımızda kutlasak. Neşelensek. Hasadımızı
görebilsek. Yüreklerimizde bu enerjilerin güzelliğini yaşayabilsek.
Gerçekten güz mevsiminin tadını çıkarmaktan bahsediyorum. Yaşamı gerçekten yaşamaktan. Hem de tüm güzellikleriyle…
Ağaç yaprağını bıraktığında hayatı bitmiyor. Sadece başka bir mevsime hazırlanıyor. Bizim de öyle zamanlarımız var. Bir şeylerin artık
kendi vaktini tamamladığını hissettiğimiz, biraz durup nefes almak istediğimiz, elimizde tuttuklarımızı şöyle bir gözden geçirdiğimiz
zamanlar…
Güz bize tam olarak bunu söylüyor olabilir mi?
Her şeyi tutmak zorunda değilsin. Bazı şeyler toprağa düşebilir. Bazı şeyler sessizce geride kalabilir. Sen de biraz hafifleyebilirsin.
Çünkü hayatın bütün mevsimlerinde aynı hâlde kalmak mümkün değil. Bazen filizleneceğiz, bazen büyüyeceğiz, bazen meyvemizi
vereceğiz. Bazen de yapraklarımızı bırakacağız.
Ve sonra…
Yeni bir mevsim gelecek.
Şimdi söyle bana; sen hangi mevsimindesin?


