Türk vatandaşları AB vatandaşı olmasa da Türkiye–AB Ortaklık Hukuku, belirli koşullarda çalışma ve ikamet konularında önemli güvenceler sağlayabiliyor.
Türkiye-AB Ortaklık Hukuku, Türk işçilerine önemli haklar sağlayabiliyor.
Avrupa ülkelerinde yaşayan milyonlarca Türk vatandaşı bulunmasına rağmen, bu kişilerin önemli bir bölümü yalnızca yaşadıkları ülkenin göç ve yabancılar hukukuna tabi olduklarını düşünüyor.
Oysa Türk vatandaşlarının Avrupa Birliği hukukundaki konumu, diğer üçüncü ülke vatandaşlarından bazı yönleriyle ayrılıyor. Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması, 1970 tarihli Katma Protokol ve 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı; belirli koşulları karşılayan Türk işçilerine ve bazı aile bireylerine çalışma, ikamet ve eşit muamele alanlarında önemli haklar sağlayabiliyor.
Türkiye – AB Ortaklık Hukuku Neden Önemli?
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ortaklık ilişkisi, yalnızca ekonomik ve siyasi iş birliğinden ibaret değil. Bu ilişkinin hukuki belgelerinden biri olan 19 Eylül 1980 tarihli ve 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı, Türk işçilerinin ev sahibi AB ülkesinin iş gücü piyasasına aşamalı biçimde katılmasını öngörüyor.
Avrupa Birliği Adalet Divanı, uzun yıllara yayılan kararlarında bu düzenlemenin bazı hükümlerinin doğrudan etkili olduğunu kabul etti.
Bunun anlamı, koşulları karşılayan Türk vatandaşlarının ilgili hükümlere ulusal makamlar ve mahkemeler önünde doğrudan dayanabilmesidir.
Ancak ortaklık hukukundan kaynaklanan haklar, Türkiye’den bir AB ülkesine ilk defa girme konusunda sınırsız bir hak sağlamaz. Bir Türk vatandaşının ülkeye ilk kabulü ve ilk çalışma izninin verilmesi, kural olarak ilgili AB ülkesinin kendi mevzuatına göre belirlenir. Ortaklık hukukundaki güvenceler çoğunlukla kişi ilgili ülkeye hukuka uygun biçimde girdikten ve yasal çalışmaya başladıktan sonra önem kazanır.
Bir Yıllık Yasal Çalışma Sonrasında Doğabilecek Haklar
1/80 sayılı Kararın 6. maddesine göre, bir AB ülkesinin iş gücü piyasasına usulüne uygun şekilde dâhil olan Türk işçisi, aynı işverenin yanında bir yıl yasal olarak çalıştıktan sonra, işin devam etmesi şartıyla çalışma izninin aynı işveren için yenilenmesini isteme hakkı kazanabilir.
Örneğin bir Türk vatandaşı, Almanya’da gerekli oturma ve çalışma izinlerini alarak bir şirketin yanında kesintisiz ve yasal biçimde bir yıl çalışmışsa, mevcut iş devam ettiği sürece aynı işverenin yanında çalışma izninin yenilenmesi konusunda ortaklık hukukundan kaynaklanan bir hak ileri sürebilir.
Bununla birlikte bir yıllık çalışma, kişiye istediği işverene geçme veya başka bir AB ülkesinde çalışma hakkı vermez. Bu aşamadaki güvence esas olarak aynı işverenin yanında çalışmanın devamına ilişkindir.
Üç Yılın Sonunda İşveren Değiştirmek Mümkün Mü?
Bir Türk işçisi aynı AB ülkesinde üç yıl yasal olarak çalıştıktan sonra daha geniş bir hak elde edebilir. İşçi, AB üyesi ülke vatandaşlarına tanınan öncelik saklı kalmak üzere, aynı meslek veya iş kolunda başka bir işveren tarafından yapılan ve ilgili istihdam kurumuna usulüne uygun biçimde bildirilen iş tekliflerine başvurabilir.
Burada “üç yıl çalıştım, artık her işi yapabilirim” şeklinde bir sonuç çıkarılmamalıdır. Üç yıllık aşamada işveren değişikliği mümkün hâle gelebilse de yeni işin kural olarak aynı meslek veya faaliyet alanında olması gerekir. Ayrıca iş teklifinin ilgili ülkenin çalışma ve istihdam kurallarına uygun olması aranır.
Hakların aşamalı olarak kazanıldığı bu dönemde, çalışma geçmişinin ve izinlerin belgelenmesi büyük önem taşır. İş sözleşmeleri, maaş bordroları, sosyal güvenlik kayıtları, çalışma izinleri ve ikamet belgeleri gerektiğinde hak sahipliğini ortaya koyabilecek temel delillerdir.
Dört Yıllık Yasal Çalışmanın Önemi
Aynı ülkede dört yıl yasal çalışmasını tamamlayan Türk işçisi, 1/80 sayılı Kararın 6. maddesi kapsamında o ülkedeki herhangi bir ücretli işe daha serbest biçimde erişme hakkı kazanabilir.
Bu aşamada işçinin belirli bir işveren veya meslekle bağlılığı büyük ölçüde ortadan kalkar. Başka bir ifadeyle kişi, yalnızca önceki işiyle aynı alanda değil, tercih ettiği başka bir ücretli işte de çalışabilme hakkına sahip olabilir.
Ancak bu hakkın da sınırları vardır:
• Hak yalnızca koşulların tamamlandığı ev sahibi AB ülkesinde geçerlidir.
• Başka bir AB ülkesine taşınarak orada çalışma hakkı sağlamaz.
• Serbest meslek faaliyetleri ve şirket kurma konusu aynı hüküm kapsamında değerlendirilmez.
• Kişiye otomatik olarak AB vatandaşlığı veya süresiz oturma izni vermez.
• Çalışmanın yasal, gerçek ve usulüne uygun olması gerekir.
Dolayısıyla Fransa’da dört yıllık yasal çalışma sonucunda elde edilen bir hak, kişiye otomatik olarak Hollanda’da veya Almanya’da çalışma yetkisi kazandırmaz.
Çalışma Hakkı Bazı Durumlarda İkamet Hakkını Koruyabilir
1/80 sayılı Kararın metni esas olarak çalışma hakkını düzenliyor. Bununla birlikte Avrupa Birliği Adalet Divanı, tanınan çalışma hakkının etkili biçimde kullanılabilmesi için buna bağlı bir ikamet hakkının da bulunması gerektiğini kabul ediyor.
Çünkü bir kişiye belirli bir ülkede çalışma hakkı tanınıp aynı ülkede ikamet etmesine izin verilmemesi, çalışma hakkını fiilen anlamsız hâle getirebilir. Bu nedenle gerekli koşulları karşılayan bir Türk işçisi, çalışma hakkının yanında buna bağlı ikamet hakkına da dayanabilir.
Bu durum, her oturma izninin otomatik olarak uzatılacağı anlamına gelmez. İkamet hakkının dayanağı, çalışma geçmişi, kişinin iş gücü piyasasındaki durumu ve izinlerinin hukuki niteliği somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.
Özellikle oturma izni yalnızca belirli bir işverene bağlı olduğu gerekçesiyle uzatılmayan bir Türk vatandaşının, kararın kesin olduğunu düşünerek işlem yapmadan önce Türkiye–AB Ortaklık Hukuku kapsamında hak sahibi olup olmadığını araştırması önemlidir.


