İngiliz Anahtarı: Talisca

Özellikle söylemek gerekir ki bu takımın en büyük problemi skor değil, doğru bilinen yanlışlar.Fenerbahçe yine kazandı ama yine aynı hastalıklarını sahaya taşıdı. 1-0’lık galibiyete kimse burun kıvırmaz. Avrupa’da galibiyet galibiyettir. Ama bu skorun rahatlık verdiğini söyleyen ya futbolu bilmiyordur ya da kendini kandırıyordur. Rövanşta tur hâlâ ortada. Tek teselli, sahadaki oyuna bakınca bunun tam tersini izleyeceğimizi de düşünmüyorum. Fenerbahçe rakibinden daha iyi takım olduğunu gösterdi.

Futbol bu kadar romantik değil. Oyuncu değişirse sistem de değişir.

Oyuncu değişiklikleri ise hocanın daha doğrusu Aziz Yıldırım’ın maç içindeki en doğru işiydi. Oyuna dokundu, maçın ritmini değiştirdi. Talisca ise yine bildiğimiz Talisca… Kapalı savunmanın maymuncuğu. Her takımın elinde bir İngiliz anahtarı olur; sıkışan yeri açar. Fenerbahçe’nin elindeki anahtar da bu adam. Böyle oyuncular istatistikle anlatılmaz. Maçın düğümünü çözen adamlardır bunlar.

Ama gelelim can sıkan meseleye… Fenerbahçe yine santrforsuzluğun faturasını ödedi. Pozisyon var, baskı var, oyun üstünlüğü var ama ceza sahasında işi bitirecek adam yok. Avrupa’da bunun affı olmaz. Bugün 1-0 olur, yarın elenirsin.

Kerem Aktürkoğlu meselesi ise artık “destek olalım” sınırını geçti. Sürekli gol ve asist rakamlarının arkasına saklanıyor. Futbol yalnızca tabeladan ibaret değil. Maç boyunca kaç top kaybettiğine, kaç atağı öldürdüğüne de bakacaksın. Kerem yine aynı şeyi yaptı. Top ezdi, yanlış karar verdi, hücumun ritmini bozdu. Sonra biri çıkıp “ama geçen sezon şu kadar gol katkısı yaptı” diyor. Güzel kardeşim, ben muhasebe defteri okumuyorum. Düşmüş takıma 4 gol atarak istatistik kimse kasmasın.Ben sahaya bakıyorum.

İrfan Can ise en azından bir şeyler yapmaya çalıştı. Olmadı belki ama denedi. Kerem ise yine oyunun içinde kayboldu. Bu kadar krediyi hangi performansla alıyor, gerçekten merak ediyorum.

Fred’e de teşekkür etme vakti gelmiş. Büyük futbolcuydu. Bu ligin en iyi orta sahalarından biri oldu. Ama futbol vicdan işi değil. Bugün ne oynadığına bakarsın. İstek var ama bacaklar gitmiyor. Baskıya çıkıyor, dönemiyor. İkili mücadeleyi kazanıyor, ikinci hamlede yok. Eski Fred’den geriye sadece adı kalmış.

İsmail Kartal’ın bu Fred ısrarı bana Fatih Terim’in son dönem Selçuk İnan inadını hatırlatıyor. Teknik adam bazen oyuncunun bugününü değil, hafızasındaki fotoğrafını oynatıyor. En büyük hata da burada başlıyor.

Bir de şu “99 puan aldım” meselesi… Sayın hocam, o takımın önünde Dzeko vardı, Tadic vardı. Top saklayan, oyunu dinlendiren, etrafındaki oyuncuları büyüten iki lider vardı. Senin sistemini onlar taşıdı. Şimdi onlar yok. Hâlâ aynı oyunu Kerem’le, İrfan’la, Fred’le oynamaya çalışıyorsun. Futbol bu kadar romantik değil. Oyuncu değişirse sistem de değişir.

Bir başka garabet de şu… Uzun santrfor koyacaksan ters ayaklı kanatla oynama isteğinin mantığı nedir? Çizgiye inmeyen, orta kesmeyen kanatla uzun forveti nasıl besleyeceksin? Bu kadar temel bir futbol gerçeğini görmezden gelirsen, en iyi santrforu da getirsen verim alamazsın. Kerem bu oyunun içinde üretmiyor. Israr ettikçe takım da üretmiyor.

Son söz… Fenerbahçe kazandı. Avantajı aldı. Kimse galibiyeti küçümsemesin. Ama Avrupa’da bir üst turdan itibaren bu oyun eksikleri affedilmez. Aziz Yıldırım’ın neden aylardır kanat oyuncusu istediği bu maçta bir kez daha ortaya çıktı. Çünkü üst seviyede Greenwood oynar. Kerem ve İrfan ise ancak izler. Futbolun acı tarafı budur. Forma geçmişe göre verilirse, geleceği başkaları yazar.

Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz