DİDEM GÖRKAY YAZDI: SON KAYDEDİLENLER İLK KAYBEDİLENLER

Hayat, biyolojik bir süreçten ziyade, yavaş yavaş eksilen bir batarya ömrüdür. Ve ironiye bakın ki, bu eksilme sürecinde yaptığımız en bilinçli eylem, kaydetmektir. Tıpkı bir gemi battığında en değerli gördüğümüz —ya da en son elimizin altında kalan— ufak birkaç parça eşyayı bir şişeye koyup okyanusa bırakmamız gibi, modern insan da varoluşsal çöküşünden hemen önce Ctrl+S tuşuna basar. Bu makale, adı ‘Son Kaybettiklerimiz’ olmasına rağmen, temasını ‘Son Kaydedilenler’ üzerine kurar; çünkü kayıp, çoğu zaman, tutunmaya çalıştığımız o son eylemin zıttında gizlidir.

Kaydetme Eylemi: İnsanlığın Yeni Bağımlılığı

Ölümün artık biyolojik değil, dijital bir anlık kesinti olduğu çağımızda, bir insanın son kaydı, onun gerçek vasiyetidir. Ruhlarımızın, yün hırkalar gibi sökülüp rüzgâra karıştığı kış mevsimlerinde, biz, geride ne bıraktığımızı merak ederiz. Cevap, masaüstümüzdeki ‘Son Kaydedilenler’ klasöründedir.

‘Son Kaydedilenler’ klasörü, arkeolojik kazı alanı gibidir. Orada, ne hayata dair derin bir mana, ne de her şeye yeniden başlatacak bir teselli bulursunuz. Bulduğunuz şey, bir insanın en çıplak ve en acınası halidir: Sürekli unutulan şifreleri ancak bir yere yazarak girdiğimiz sitelerde akıp giden zaman kaybı freni patlamış kamyon gibi hayatımızı ezip geçmektedir. Belki de sadece bir sefer girip kayıt olduktan sonra bir daha yolumuzun düşmeyeceği sitelere koyduğumuz birbirinden ilginç şifrelere yaratıcılığımızı harcadık. Mesela;

Üye olunan sitelerin parolaları:

stoktanevarsa.com

parola: beklemeyapmayalim

iadeetmeduragı.com

parola: osonkadehiicmeyecektik

dortsenedegelir.com

parola: mezarlıktamoda

olutrendlercumhuriyeti.com

parola: bunlarigiyersekzekimurendebizigorurmu

Unutmaktan korktuğumuz, ama varlığını idrak etmeye bile gerek duymadığımız binlerce dijital kimliğimizin şifresi. Bu, bir insanın kendi varoluşsal anahtarlarını, hiç açmayacağı kapılar için saklama çabasıdır. Dosyada en çok girilen sitelerin şifrelerinden sonra yolculuk devam eder.

Pazar_Kahvesi_Foto_Kırpılmış.jpg: Sahte neşenin, estetik kaygıyla işlenmiş, son rötuşu. Mutluluğun orijinal halinin silindiği, sadece paylaşılabilir versiyonunun kaydedildiği o an. Kaydetmek, bir güven eylemi değildir; bir erteleme eylemidir. “Şimdi bitemez, daha düzenleyecek satırlarım var,” diyen beynin, mutlak hiçliğe karşı açtığı son ve trajikomik savaştır.

Gerçek kayıp, kaydettiklerimizde değil, kaydetmeye değersiz bulup rüzgâra bıraktıklarımızdadır.

Çok daha faydalı alanlara kanalize edebileceğimiz beynimizi gelip geçici şeylerle doldururuz. Hafıza, üzerinde çalışıldıkça bozulan bir dokudur. En son ne zaman bir şeyi, sadece “içinde yaşamak” için kaydettik? Her ânı bir fotoğraf, her düşünceyi bir tweet, her duyguyu bir not olarak kaydetme mecburiyeti, bizi hayatın o devasa “doygunluk anından” mahrum bıraktı. Yuttuğumuz her lokma, bir saatlik hayat ertelemesi değil, sadece anlamsız bir kalori yığınına dönüştü. Kaybımız, keki yerken duyulan o anlık hazdır; o anın tadını çıkarmak yerine, keki bitirdiğimizde elimizde kalacak olan suçluluk duygusunu kaydetmeye odaklanmamızdır.

Orijinal koku, kokusundan tanınır. Oysa biz, duygularımızı bile filtrelenmiş, estetik birer keder illüzyonuna dönüştürdük. Kaybımız, şişelenmemiş, reklamı yapılmamış, ham halimizdir. En son kaydettiğimiz taslaklar, aslında ruhumuzun çıplak halinin değil, yayınevi kriterlerine göre düzenlenmiş, opsiyonlu birer versiyonudur.

İronik olan şudur: Biz ‘Son Kaybettiklerimiz’ diye yas tutarken, bu kaybın en somut kanıtı olan ‘Son Kaydedilenler’ klasörümüz, bize bir hayatın değil, bir sistemin bittiğini fısıldar.

Gelinen çağda hayat, ne bir dram, ne bir komedi, ne de bir şiirdir.

Hayat, sadece bir dosyadır. Ve en büyük kayıp, bu dosyanın ne zaman ve hangi ânda ‘kaydet’ tuşuna bastığımızı unutan, o büyük kayıtsızlık ânıdır.

Bu da, modern insanın son trajedisidir: Kendi ateşini kendi kaburgasından yakmayı öğrenen kadın, bu ateşin üzerine en son, bir metin belgesini kaydeder. Ve bu eylem, tüm o ontolojik soğuğa rağmen, ne muazzam bir kayıtsızlık, ne muhteşem bir özgürlüktür.

Nihayetinde, en büyük ironi şudur: Kaybı, kayıtla engellediğimizi sanırız. Oysa, her ‘Kaydet’ tuşu, insanın kaotik, çelişkili ve bu yüzden de eşsiz olan hikâyesini, temiz, optimize edilmiş, kolayca ‘arama’ yapılabilir bir veri kümesine dönüştürür. Geriye kalan, bir ruhun bıraktığı izler değil, bir sunucunun titizlikle sakladığı bir dizi anlamsız dosyadır. Ve öldüğümüzde sorulacak tek soru, ‘Ne bıraktın?’ değil, ‘Depolama alanın doldu mu?’ olacaktır.

İşte bu, tarihin en iyi düzenlenmiş ve en boş vasiyetidir: Milyonlarca dosya ve içinde hiç kimse.

Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz