Galatasaray nihayet kendine geldi! Hem de sıradan bir galibiyetle değil, Avrupa’ya ve rakiplerine güçlü bir mesaj vererek… Şeytanın bacağı kırıldı, ilk puanlar alındı. Geçen yazımda da belirtmiştim: İlk iki maçtan ve son maçtan sıfır puan çıkaran Galatasaray, beş maçlık periyottan 10 puan toplarsa ilk 24 iddiasını güçlendirir. İlk adım geçildi. Şimdi mesele, bu çıkışı sürdürülebilir hâle getirmek.
Büyük kulüpleri yalnızca mağlubiyetler değil, o mağlubiyetlerden hiçbir ders çıkarmamak küçültür.
Osimhen dünya çapında bir santrfor olduğunu bir kez daha gösterdi. Batrakov da kalitesini ortaya koydu. Haftalardır eleştirdiğimiz kanat organizasyonları bu kez son derece başarılıydı. Rakibi genişleten, ceza sahasını dolduran, ne yaptığını bilen bir Galatasaray izledik.
Peki madem bu oyun oynanabiliyor, haftalardır neden izleyemiyoruz?
Oyuncular mı maç seçiyor, yoksa Okan Buruk mu lige eskisi kadar önem vermiyor? Çünkü Galatasaray tam kapasite oynadığında ligde ona rakip olmak kolay değil. Ancak büyük takım olmak, yalnızca Avrupa’da ya da kritik maçlarda iyi oynamakla ölçülmez. İstikrar, şampiyonluğun temel şartıdır.
Üstelik bu galibiyet eksikleri ortadan kaldırmıyor. Uğurcan, henüz kritik anlarda sırtını rahatça yaslayabileceğin bir kaleci güvenini vermiyor. Abdülkerim varsa savunmanın dengesi bozuluyor. Sara’daki düşüş ise akıl sır erdirilecek gibi değil. Sürekli top kaybeden, oyunun ritmini belirlemekte zorlanan bir Sara, Galatasaray’ın orta sahadaki gücünü aşağı çekiyor.
Buna rağmen Galatasaray, derbi öncesinde önemli bir özgüven kazandı. Şimdi yapması gereken, bu galibiyetin tesadüf olmadığını kanıtlamak. Çünkü bir maçla kriz bitmez ama doğru bir başlangıç yapılabilir.
Fenerbahçe’de sorun kadrodan büyük!
Gelelim Fenerbahçe’ye… Tablo karanlık. Fikstürdeki en kolay maçlarından birine fırtına gibi başlayan takım, son dakika golüyle yıkıldı. Futbolda son dakika golü yiyebilirsiniz. Ancak mesele, doksan dakika boyunca ne oynadığınız ve işler ters gittiğinde nasıl tepki verdiğinizdir.
Açık konuşayım: Bu Fenerbahçe’nin ne ligde ne de Avrupa’da ciddi bir hedefe ulaşabileceğine inanıyorum. Jesus döneminde kadro belki daha zayıftı ama takımın bir oyun aklı, sahaya yansıyan bir planı ve maça müdahale edebilen bir hocası vardı. Bugün ise bunların hangisi var?
İsmail Kartal’la devam edildiği sürece tablonun değişeceğine inanmıyorum. Haftalardır aynı senaryo: Aynı oyuncu değişiklikleri, aynı tıkanıklık, aynı çaresizlik. Rakip hamle yapıyor, Fenerbahçe seyrediyor. Oyun değişmiyor, sonuç değişmiyor.
Kusura bakılmasın ama Fenerbahçe’nin kenarında oturan bir teknik direktör var; sahada ise teknik direktör dokunuşunu göremediğimiz bir takım. İlk 11’i belirlemek başka, takım yönetmek başka!
Kerem olmuyor, Semedo olmuyor. Guendouzi büyük hata yaptı ama bütün faturayı ona kesmek kolaycılık olur. Sistem işlemiyorsa bireysel hatalar büyür, takımın yapısı sağlamsa bu hatalar telafi edilir. Muriç de şampiyonluğa taşıyacak golcü profili konusunda beklentileri karşılamıyor. Kerem ise asla Fenerbahçe oyuncusu değil.
Greenwood, Kanté, Ederson ve bir ölçüde Skriniar dışında güven veren oyuncu sayısı tartışılır durumda. Böylesine iddialı bir kadronun bu kadar kimliksiz futbol oynaması kabul edilebilir değil. Fenerbahçe’nin sorunu yalnızca oyuncuların performansı değil; kadrodan verim alamayan bir teknik anlayış.
Taraftar artık transfer ismi duymak istemiyor. Sahada bir plan, kulübede bir akıl görmek istiyor.
Derbi Fenerbahçe için acı bir reçete olabilir!
Derbi geliyor. Derbilerin favorisi olur ama garantisi olmaz. Fenerbahçe kazanırsa şaşırmam. Futbolun doğasında böyle sonuçlar var. Ancak asıl mesele, Fenerbahçe’nin derbiden nasıl bir sonuçla çıkacağı değil, o sonucun ardından ne yapacağı.
Çünkü Fenerbahçe derbiyi kazansa bile mevcut sorunlar kendiliğinden ortadan kalkmayacak. Aynı oyun, aynı değişiklikler, aynı taktiksel yetersizlik devam edecekse bir galibiyet yalnızca sorunları erteleyecek.
Bu yüzden çok net söylüyorum: Fenerbahçe’nin derbide ağır bir mağlubiyet alması, uzun vadede kulübün hayrına olabilir. Kimse takımının ezilmesini istemez. Ancak bazen değişimin başlaması için acı bir gerçekle yüzleşmek gerekir. Sürekli pansuman yaparak kangreni iyileştiremezsiniz.
Fenerbahçe’nin asıl tehlikesi Galatasaray’a kaybetmek değil, kaybettikten sonra hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmek. Çünkü mesele tek bir derbi değil; kulübün nasıl bir futbol oynayacağına, hangi teknik akılla yönetileceğine karar verememesi.
Galatasaray eksiklerine rağmen ayağa kalkmak için bir adım attı. Fenerbahçe ise artık bahaneleri bırakıp kendi gerçekleriyle yüzleşmeli.
Derbiyi Galatasaray da kazanabilir, Fenerbahçe de. Ama skor ne olursa olsun bir gerçek değişmeyecek: Galatasaray’ın çıkışını sürdürmesi, Fenerbahçe’nin ise artık köklü bir karar alması gerekiyor.
Çünkü büyük kulüpleri yalnızca mağlubiyetler değil, o mağlubiyetlerden hiçbir ders çıkarmamak küçültür.


