BU İŞ İSMAİL’LE OLMAZ!

Maalesef Türk futbolu adına rezalet bir gece yaşadık. Fenerbahçe, İngiltere’de yarım düzine gol yedi. Avrupa’nın en üst seviyesinde mağlup olmak başka bir şeydir, sahadan bu kadar ağır bir skorla ayrılmak bambaşka… Kimse Fenerbahçe’den Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu beklemiyor. Kimse İngiltere’de yenilgiyi dünyanın sonu olarak görmüyor. Ancak altı gol yemek de iki cümleyle geçiştirilecek, “Rakip güçlüydü, olur böyle şeyler” denilerek normalleştirilecek bir hadise değildir!

Yenilgi normal olabilir. Teslimiyet normal değildir!

Yenilgi normal olabilir. Teslimiyet normal değildir!

Peki, bu sonuç gerçekten bir gecede mi ortaya çıktı? Hayır! Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Sezon başından beri konuştuğumuz mesele tam olarak buydu. Sorun yalnızca oyuncuların bireysel performansı değil; takımın oyun anlayışı, saha içindeki organizasyonu ve teknik direktörün kötü gidişata müdahale biçimiydi.

Şimdi skor altı gol olunca herkes ayağa kalktı. Peki, bu takımın alarm verdiğini görmek için altı gol yemesini mi beklemek gerekiyordu?

Fenerbahçe’nin Rizespor karşısında aldığı 3-0’lık galibiyet kâğıt üzerinde başarılı bir sonuçtu. Ama futbol yalnızca tabeladan ibaret değildir. Bazen kazandığınız maç, kaybettiğiniz maçtan daha fazla soru işareti barındırır. O karşılaşmada da sorunlar vardı. Üstelik bu sorunlar, skorun rahatlığı sayesinde görünmez hâle geldi. Taraftarın bir bölümü sonucu değil, oyunu sorguluyordu. Çünkü mesele üç gol atmak değil, takımın sahada ne oynadığını anlayabilmekti.

Bugün dönüp baktığımızda o galibiyetin gerçek sorunları örtme ihtimalini daha net görüyoruz. Bir teknik direktörün görevi yalnızca kazandığında alkış toplamak değil, kazandığı maçta bile yanlışları görebilmektir. Peki, İsmail Kartal ne yaptı? Tartışılan oyun anlayışında ısrar etti. Sorunların üzerine gitmek yerine aynı düzeni sürdürdü. Sonunda da Avrupa sahnesinde bu ısrarın faturası çok ağır kesildi.

Gelelim asıl meseleye…

Dün yine aynı senaryoyu izledik. Altı numara çıktı, altı numara girdi. Kanat çıktı, kanat girdi. Forvet çıktı, forvet girdi. Peki, hocam, oyun nerede değişti?

Rakip sizi çözdüğünde B planınız ne? Merkezde üstünlük kuramıyorsanız ne yapacaksınız? Önde baskı sonuç vermiyorsa hangi alternatifle rakibin oyununu bozmayı deneyeceksiniz? Takımın boyu uzamış, savunma ile orta saha arasındaki mesafe açılmış, oyuncular birbirinden kopmuşsa bunun çözümü yalnızca oyuncu değiştirmek midir?

Taraftarın istediği, sırf farklı görünmek adına ezbere değişiklikler yapmak değildi. Beklediği şey, maçın gidişatını okuyabilen ve gerektiğinde kendi doğrularını sorgulayabilen bir teknik direktördü.

Oyuncu değiştirmek başka, oyuna müdahale etmek başka şeydir!

İsmail Kartal’ın önündeki en büyük soru da burada başlıyor: Bu takımın oyununu değiştirecek cesareti mi yok, yoksa bunu yapabilecek bir oyun planı mı? Bu sorunun cevabını ben değil, sahadaki futbol ve teknik direktörün bundan sonra göstereceği performans verecek. Ancak Avrupa’daki bu tablo, mevcut yaklaşımın ciddi biçimde sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

İsmail Yüksek’e ayrı bir parantez açalım. Kötüydü. Hem de çok kötüydü. Alıştığımız mücadele gücünden, oyun içindeki etkinliğinden ve orta sahadaki direncinden eser yoktu. Ancak bütün faturayı bir futbolcuya kesmek, asıl sorunu görmezden gelmektir.

Bir oyuncu kötü oynayabilir. Peki, o oyuncunun etrafındaki organizasyon ne durumda? Orta saha neden bu kadar kolay geçiliyor? Savunma neden bu kadar fazla baskı altında kalıyor? Takım neden rakibin oyununa karşılık verecek bir bütünlük sergileyemiyor?

Bunların hiçbirinin cevabı yalnızca “İsmail Yüksek kötü oynadı” değildir.

Oğuz Aydın ve şaşırtıcı biçimde İrfan Can dışında, takımın genelinde alışılmış performansların çok uzağında bir görüntü vardı. Ancak bireysel performansların bu kadar düşmesinde takım organizasyonunun payını da konuşmak gerekiyor. Futbolda bazen oyuncu sistemi aşağı çeker. Bazen de sistem, oyuncunun yapabileceklerini ortadan kaldırır. İyi teknik direktör, bu iki durum arasındaki farkı ortaya koyabilendir.

Lukaku ayakta durmakta zorlanıyor. Muriqi, beklenen golcü etkisini ortaya koyamıyor. Greenwood ise ilk maçlarda izlediğimiz futbolcudan çok uzaktı. Greenwood’da Sane’yi gördüm: İlk dönemindeki heyecanından, bireysel etkinliğinden ve rakibi tehdit eden görüntüsünden uzaklaşmış bir oyuncu…

Elbette her futbolcunun formu düşebilir. Ancak bu kadar önemli isimlerin aynı dönemde etkisizleşmesi, insanı ister istemez şu soruya götürüyor: Sorun sadece oyuncuların formunda mı, yoksa onları en verimli şekilde kullanabilen bir düzen kurulamadı mı?

Fenerbahçe’nin kadrosu Türkiye ligi için iddialı olabilir. Ancak Avrupa’nın en üst seviyesinde aynı kadro kalitesi tek başına yeterli değil. Orada rakibin temposuna, fizik gücüne ve taktik disiplinine karşılık vermek zorundasınız. İsimlerinizin olması yetmez. O isimlerden bir takım yaratmanız gerekir.

Yıllar sonra yeniden Şampiyonlar Ligi sahnesinde bulunmak, Fenerbahçe için başlı başına önemli bir hedef. Böyle bir fırsat yakalanmışken taraftarın beklentisi elbette rakipleri ezip geçmek değil. Beklenti, mücadele eden, planı olan, kaybetse bile neden kaybettiğini anlatabilen bir takım görmek.

Çünkü Avrupa’da yenilebilirsiniz. Hem de çok güçlü bir rakibe karşı yenilebilirsiniz. Futbolun doğasında bu var. Ama taraftarın kabul etmekte zorlandığı şey, sahadaki çaresizlik hissidir. Bir takımın mağlup olması başka, maçın gidişatını değiştirebilecek hiçbir çözüm üretememesi başka!

Fenerbahçe taraftarı yalnızca skor tabelasına bakmıyor. Teknik direktörün hamlelerine, takımın gelişimine, oyuncuların neden geriye gittiğine ve aynı hataların neden tekrarlandığına da bakıyor. İşte tam bu noktada İsmail Kartal’ın sorumluluğu başlıyor.

İsmail Kartal’ı yalnızca altı gollük mağlubiyet nedeniyle eleştirmiyorum. Futbolda ağır yenilgiler yaşanabilir. Rakibiniz sizden daha iyi olabilir. Bazen bütün hesaplarınız bir maçta bozulabilir. Ancak bir teknik direktörü değerlendirirken yalnızca skora değil, o skora götüren sürece bakarsınız.

Aynı sorunlar tekrar ediyorsa, takım aynı zaafları gösteriyorsa, kötü gidişata karşılık verilen cevaplar değişmiyorsa artık mesele tek bir maç olmaktan çıkar.

Bugün Fenerbahçe taraftarının sorması gereken soru şudur: İsmail Kartal bu takımı gerçekten ileriye taşıyabilir mi?

Şu ana kadar gördüğümüz tablo, bu soruya olumlu cevap vermeyi zorlaştırıyor. Belki İsmail Kartal bundan sonra farklı bir oyun anlayışı ortaya koyacak. Belki eleştirileri boşa çıkaracak. Ancak bunun için aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemekten vazgeçmesi gerekiyor.

Çünkü futbol, yalnızca doğru oyuncuları sahaya sürme oyunu değildir. Doğru planı kurma, yanlışta ısrar etmeme ve gerektiğinde cesur olma oyunudur.

Fenerbahçe’nin sorunu yalnızca İngiltere’de altı gol yemesi değil. Asıl sorun, bu mağlubiyetten önce de görülen zaafların giderilememiş olmasıdır.

Ve bugün geldiğimiz noktada benim kanaatim net: İsmail Kartal ile Fenerbahçe’nin geleceğine dair ciddi soru işaretleri var. Tabi İsmail Kartal tek sorumlu mı ? O istemesine rağmen Talisca’yı gönderen Aziz Başkan ile ne kadar olacak?

Skor ağır, gece karanlık, mağlubiyet onur kırıcı. Ama asıl tehlike, bütün bunların yaşanmasına rağmen hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi davranılmasıdır.

Çünkü altı gol bir gecede yenir. Aynı hatalar ise ısrar edildiği için tekrar eder.

Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz