Bazı maçlar vardır, skor size gerçeğin tamamını anlatmaz.
Asıl tehlike, gerçeğin görülmemesinde.
Hatta bazen skor, gerçeği gizler.
Fenerbahçe açısından bu maç tam olarak böyle.
Beşiktaş biraz daha becerikli, biraz daha şanslı, biraz daha soğukkanlı olabilseydi bugün konuştuğumuz şey “Fenerbahçe derbiyi kaybetti” olmayacaktı.
Konuştuğumuz şey çok daha ağır olacaktı:
Fenerbahçe sahadan ezilerek çıktı.
Çünkü Beşiktaş, rakibine futbol oynatmadı.
Orta saha mı?
Beşiktaş’ın.
Kanatlar mı?
Beşiktaş’ın.
İkili mücadele mi?
Beşiktaş’ın.
Tempo mu?
Beşiktaş’ın.
Oyunun kontrolü mü?
Yine Beşiktaş’ın.
Fenerbahçe’nin elinde ne kaldı?
Biraz bireysel kalite, biraz Skriniar, biraz Ederson ve bolca “bir şey olur mu?” beklentisi.
Skriniar savunmanın önünde adeta yangın söndürücü gibi dolaştı. Önüne geleni kesmeye çalıştı.
Ederson ise zaman zaman panterleşti.
Ama düşünün…
Kaleciniz panterleşiyor, savunmanız can havliyle direniyor, rakip kaçırıyor ve siz hâlâ oyuna ortak olamıyorsanız burada bir problem vardır.
Hem de küçük bir problem değil.
Futbol problemi.
HOCA NE YAPIYOR?
Şimdi gelelim asıl meseleye.
İsmail Kartal…
Saygısızlık etmek istemiyorum.
Ancak teknik direktörlük performansı açısından ortaya çıkan tabloyu da cilalayıp başka bir şeymiş gibi göstermenin anlamı yok.
Maç sıkışıyor.
Ne yapılıyor?
Forvet çıkıyor, forvet giriyor.
Kanat çıkıyor, kanat giriyor.
Sonra bir başka oyuncu…
Peki oyun planı?
Yok.
Set hücumu?
Yok.
Merkezden rakibin savunma bloklarını bozacak organizasyon?
Yok.
10 numara pozisyonunda oynayacak, bağlantı kuracak, hücumu yönlendirecek bir yapı?
Yok.
Oyuncu değişikliği yapmakla teknik direktörlük yapmak aynı şey değil.
Bunu açıkça söylemek lazım.
Muriqi çıkar, Lukaku girer.
Oğuz çıkar, Nene girer.
Ben de yaparım.
Tribünden maçı izleyen herhangi biri de yapar.
Asıl mesele şu:
Lukaku’yu soktuğunda Lukaku’ya nasıl pozisyon hazırlayacaksın?
Nene’yi aldığında onu hangi bölgede topla buluşturacaksın?
Rakibin savunmasını nasıl açacaksın?
İkinci bölgeden üçüncü bölgeye nasıl geçeceksin?
Bir tane 10.5 numara koyup bağlantı kurmayı neden düşünmüyorsun?
Set hücumu neden yok?
Rakip seni kapattığında B planın nedir?
Bunların cevabı yoksa elinizde sadece pahalı oyunculardan oluşan bir kadro vardır.
Takım değil.
HAKEME SIĞINMAK KOLAY
Bir de tribün tarafı var.
Kerem’in pozisyonunda penaltı bekleniyor.
Hakeme küfürler…
İtirazlar…
Tepkiler…
Yahu kardeşim, ne penaltısı?
Futbolu biraz da dürüstçe konuşalım.
Aynı pozisyon Beşiktaş lehine verilseydi ne olacaktı?
Yapının sapından girilecekti, kapısına kadar gidilecekti.
Bin tane senaryo yazılacaktı.
“Bizi doğradılar.”
“Lig dizayn ediliyor.”
“Yapı devrede.”
“Federasyon bilmem ne yapıyor.”
Tamam.
Peki kendi takımınızın futbolunu ne yapacağız?
Hakem vermedi diye mi Fenerbahçe orta sahada ezildi?
Hakem vermedi diye mi kanatlar çalışmadı?
Hakem vermedi diye mi Beşiktaş oyunun her alanında daha diri kaldı?
Hakem vermedi diye mi hücum organizasyonu kurulamadı?
Hakem, Fenerbahçe’nin futbol problemini çözemez.
Bu kadar basit.
LYON GALİBİYETİ BÜYÜK YANILGI YARATMIŞ
Belli ki Lyon galibiyeti Fenerbahçe camiasında ciddi bir rehavet yaratmış.
Bir maç kazanıldı.
Herkes bir anda problemler bitmiş gibi davrandı.
Oysa futbolda bir galibiyet, kötü yapılanmayı iyi yapılanmaya dönüştürmez.
Bir Avrupa galibiyeti, teknik direktörün bütün eksiklerini ortadan kaldırmaz.
Bir maçta alınan üç puan, dört maçlık kötü gidişatı sihirli biçimde silmez.
Bugün Fenerbahçe’nin problemi şampiyonluk yarışında kaç puan geride olduğu değil.
Önce nasıl futbol oynayacağını bulması gerekiyor.
Şampiyonluğu bırakın.
İlk ikiye girecek mi?
Bugünkü görüntüyle bundan bile emin olmak zor.
Bu kadar büyük yatırım yapılmış bir takımın bu kadar sıradan görünmesi kabul edilebilir değil.
Ve burada yönetimin artık seyirci kalma lüksü yok.
Aziz Yıldırım’ın futbol bilgisine güvenenlerdenim.
O nedenle açık konuşuyorum:
Takıma bir an önce el atılması gerekiyor.
Çünkü işler hiç iç açıcı değil.
BEŞİKTAŞ’IN MESELESİ BAŞKA
Beşiktaş tarafında ise tam tersine bir yükseliş hissediliyor.
Daha önce de söyledik.
Bu takım ümit veriyor.
Eksikleri var mı?
Fazlasıyla var.
İlk 11 ile kulübe arasında yeterli kalite farkı var mı?
Hayır.
Kadronun her bölgesinde alternatif var mı?
Hayır.
Ama sahaya çıktığında bir şey anlatıyor.
Bir fikri var.
Bir karakteri var.
En önemlisi de ne yapmak istediği belli.
Büyük rakibini deplasmanda yenmek elbette tek başına şampiyonluk alameti değildir.
Ama bunu güzel oyunla yapıyorsanız, orada ciddiye alınması gereken bir takım var demektir.
Üstelik Beşiktaş’ın savunma hattı kağıt üzerinde öyle “aman aman” denilecek bir savunma değil.
Fakat takım savunması öyle iyi çalışıyor ki bireysel eksikler bir ölçüde kapanıyor.
İşte burada teknik direktöre şapka çıkarmak gerekiyor.
Çünkü iyi hoca bazen yıldızlarla değil, elindeki oyuncudan maksimum verimi alarak kendisini gösterir.
Salih mesela…
Açık söyleyeyim, beklediğimden çok daha iyi performans sergiliyor.
Agbadou?
Adeta kule.
Gelen topu karşılıyor.
Gelen rakibi karşılıyor.
Hava hakimiyetiyle savunmaya güven veriyor.
Ve Beşiktaş’ın rakip ataklarını daha başlamadan bozan bir görüntü ortaya çıkıyor.
DÖRT MAÇ, İKİ MAĞLUBİYET
Şimdi kimse çıkıp “Daha sezon uzun” demesin.
Evet, sezon uzun.
Elbette uzun.
Ama futbolun gerçekleri de bugünden okunur.
Dört maçta iki mağlubiyet.
Biri derbi.
Üstelik oynanan oyun da ortada.
Buna bakıp “Hiçbir şey yokmuş gibi devam edelim” demek gerçeklerden kaçmaktır.
Beşiktaş ise kusursuz değil.
Hatta ciddi eksikleri var.
Ama doğru istikamette.
Fenerbahçe ise pahalı, iddialı, kaliteli oyuncularına rağmen vasat bir futbol görüntüsünde.
Ve en tehlikelisi şu:
Fenerbahçe’nin problemi yalnızca kaybetmek değil.
Fenerbahçe’nin problemi neden kaybettiğini anlayamamak.
Beşiktaş bugün kazanırken bir şey inşa ediyor.
Fenerbahçe ise kaybederken hâlâ ne inşa edeceğini tartışıyor.
Sezon sonunda tablo elbette değişebilir.
Futbol böyle bir oyun.
Ama bugünün fotoğrafını çekmek gerekirse fazla süslemeye gerek yok:
Fenerbahçe alarm veriyor.
Beşiktaş ise yükseliyor.
Ve Fenerbahçe yönetimi hâlâ bunu yalnızca bir derbi mağlubiyeti olarak görüyorsa…
Asıl tehlike skor tabelasında değil.
Asıl tehlike, gerçeğin görülmemesinde.


