Fenerbahçe’de seçim dönemleri hiçbir zaman sadece futbol konuşulan dönemler olmadı. Türkiye’de siyaset neyse, Fenerbahçe seçimleri de odur. Aynı kaos, aynı kutuplaşma, aynı “kurtarıcı lider” psikolojisi. 80’ler 90’lar Türkiye’sinde nasıl “Ankara’ya deniz gelecek” vaatleri havada uçuşuyorsa, bugün de kürsüye çıkan herkes dünyayı yeniden keşfetmiş gibi konuşuyor. Fenerbahçe’de seçim artık proje yarıştırmaktan çok ego yarıştırmaya döndü.
Hakan Safi’yi dinliyorum, Aziz Yıldırım’ı dinliyorum. İki farklı jenerasyonun, iki farklı güç anlayışının savaşı gibi. Ama ortak noktaları var: İkisi de sürekli “BEN” diyor. İşte taraftarı rahatsız eden yer tam burası.
Aziz Yıldırım cephesinden başlayalım. Ne söylenirse söylensin, adamın vaatleri daha gerçekçi. Çünkü futbolun içinden geliyor, kulübün dinamiklerini biliyor, neyin yapılabilir neyin yapılamaz olduğunu yıllarca yaşayarak gördü. Ancak Aziz Yıldırım’ın da en büyük problemi tam burada başlıyor: Kendini hâlâ Fenerbahçe’nin üst aklı gibi görmesi.
Açık açık söylemiyor belki ama verdiği hava şu:
“Ben olmazsam bu kulüp savrulur.”
İşte bu psikoloji artık taraftarı yoruyor. Çünkü modern futbol kulüpleri tek adam rejimiyle yönetilmiyor. Hele bugün hiç yönetilmiyor. Futbol değişti, ekonomi değişti, oyuncu profilleri değişti ama Aziz Yıldırım’ın futbol aklı çok fazla güncellenmedi.
Bakın 2-3 yıl önce önerdiği isimlere…
Marcelo, Ramos, Mourinho…
Bunlar 10 yıl önce heyecan yaratırdı. Şimdi ise daha çok “eski gazete manşeti” gibi duruyor. Futbolda isim değil sistem kazanıyor artık. Aziz Yıldırım döneminin son yıllarını da unutmadık. Finansal Fair Play sonrası yapılan transferleri hatırlayın:
Dirar…
Aatıf…
Janssen…
Kameni…
O dönem ortaya çıkan tablo aslında şunu gösterdi:
Aziz Yıldırım büyük isim sever ama modern futbol organizasyonu kurmakta zorlanır.
Bir de Aykut Kocaman konusu var. İşte orada soru işaretleri büyüyor. Ben şahsen Aykut Kocaman’ı birçok Fenerbahçelinin aksine kötü teknik adam olarak görmedim. Hatta dönemine göre doğru futbol aklına sahipti. Ama gerçekçi olmak lazım:
6-7 yıldır aktif teknik direktörlük yapmayan bir ismi bugün “kurtarıcı” diye sunmak, taraftarın heyecanını yükseltmez.
Futbol nostaljiyle yönetilmez.
Geçmiş başarılar bugünün çözümü değildir.
Gelelim Hakan Safi’ye…
Doğal olarak daha fazla heyecan yaratıyor. Çünkü yeni yüz, yeni para, yeni enerji demek. Fenerbahçe taraftarı da yıllardır aynı yüzleri görmekten sıkıldı. İnsanlar değişim istiyor. Ancak Hakan Safi’nin konuşmalarında beni rahatsız eden başka bir şey var:
Fenerbahçe vizyonundan çok kendi başarı hikâyesini anlatıyor.
“Milyar dolarlık şirket yönetiyorum.”
“Şunu yaptım.”
“Bunu başardım.”
İyi güzel de…
Holding yönetmek başka, Fenerbahçe yönetmek başka.
Fenerbahçe taraftarı CEO değil lider arıyor.
Sunum değil proje görmek istiyor.
Safi’nin anlattıkları kulağa hoş geliyor ama söylemleriyle gerçeklik arasında ciddi mesafe var gibi duruyor. Bana biraz 90’ların popülist siyasetini hatırlatıyor:
Büyük cümleler, büyük rakamlar, büyük hedefler…
Ama altı ne kadar dolu, orası belirsiz.
Saadettin Saran sürecinden sonra taraftar zaten psikolojik olarak yorgun. Bir hayal kırıklığının üstüne ikinci bir hayal satılırsa bu camia daha da kırılır.
Fenerbahçe’nin bugün ihtiyacı olan şey ne eski kahraman romantizmi ne de zengin iş insanı PR’ı.
Kulübün ihtiyacı:
Sistem.
Akıl.
Kurumsallık.
Modern futbol organizasyonu.
Ama Türkiye’de seçim kültürü değişmediği için yine aynı yere dönüyoruz:
Kürsü savaşları…
Ego savaşları…
Reyting savaşları…
Ve işin en acı tarafı şu:
Herkes Fenerbahçe için konuştuğunu söylüyor ama en çok kendini anlatıyor.


