Türkiye’den yetkililer, yurt dışında yaşayan Müslümanlara maruz kaldıkları İslamofobi vakalarını “kanıksamak” yerine ilgili makamlara ve gerektiğinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşımaları çağrısı yaptı. Çağrı, Avrupa’da ayrımcılık, nefret söylemi ve dini temelli dışlanma tartışmalarının yeniden yükseldiği bir dönemde geldi.
Daily Sabah’ın 3 Nisan 2026 tarihli haberine göre, Türkiye Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Fatih Mehmet Karaca, yurt dışındaki birçok Müslümanın günlük hayatta karşılaştığı ayrımcılığı sıradan gördüğü için resmi şikâyet yoluna gitmediğini söyledi. Haberde, Karaca’nın bu nedenle mağdurlara olayları yetkili kurumlara bildirme ve hukuki süreci işletme çağrısı yaptığı aktarıldı.
Haberde ayrıca, Avrupa’daki Müslüman toplulukların karşı karşıya kaldığı ayrımcılık ve nefret suçlarının görünür hale gelmesi için kayıt altına alınmasının önemine vurgu yapıldı. Bu yaklaşım, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk’ün 15 Mart 2026’da yaptığı ve dünya genelinde Müslümanlara yönelik taciz, ayrımcılık ve şiddette artış yaşandığını belirten açıklamayla da örtüşüyor.
AGİT de aynı tarihte yaptığı açıklamada, Müslümanların fiziksel saldırılar, tehditler ve mülke yönelik nefret temelli eylemlerle karşı karşıya kalmaya devam ettiğini bildirdi. Kurum, din veya inanç temelinde ayrımcılığın uluslararası hukuk açısından açık biçimde yasak olduğunu hatırlattı.


