10.9 C
Malta
Perşembe, Şubat 26, 2026
spot_img
spot_img

DİDEM GÖRKAY YAZDI: GÖRÜLDÜ ATILMAYAN 8 YIL VE MAVİ TIK BEKLERKEN GEÇEN BİR ÖMÜR

Bu hafta, Malta Haber okuyucuları için son günlerde ülke genelinde en çok konuşulan konu hakkında yazacağım.

Masumiyet Müzesi, Füsun ve Kemal, böyle aşklar da varmış, yok canım bu aşk değil, adam narsist, aman eskiden narsist diye bir şey mi vardı, karaktersiz denirdi, 70ler ne güzelmiş, bak bak şu apartmanın yerinde şimdi butik var…

Hangi ortama girsem kulağıma gelen konuşmalar Füsun ve Kemal, Masumiyet Müzesi hakkındaydı. Tabii ki ben de diziyi izledim ve çok beğendim.

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ni bu kadar çok sevmemizin, üzerine saatlerce konuşmamızın ve o tozlu Çukurcuma sokaklarında Füsun’un hayaletini aramamızın tek bir sebebi var: Biz artık “beklemeyi” ve “tek bir eşyaya ruh yüklemeyi” unuttuk.

Bugün her şeyin Instagram “story”lerinde 24 saat içinde buharlaştığı, aşkın bir “beğeni” ya da “kaydırılan bir profil” mesafesine indiği bir dünyada; Kemal’in 4213 adet izmariti tek tek dizmesi bize bir “delilik” değil, bir “kutsallık” gibi geliyor.

Füsunlar ile dijital dünyanın Kemal’leri arasındaki o uçurumu anlatan ironik ve derin analiz:

Beklemenin Estetiği vs. “Görüldü” Trajedisi

Kemal, Füsun’u sekiz yıl boyunca o akşam yemeklerinde bekledi. Yan yana oturup konuşamadıkları, sadece birbirlerinin varlığını hissettikleri o sessiz saatler, bugün bize imkânsız gibi geliyor. 2026’da birine mesaj atıp 8 dakika “görüldü” yanıtı alamazsak, o aşkı “toksik” ilan edip, çok seviyorum dediğimiz kişiyi engelliyoruz.

Masumiyet Müzesi’nin bu kadar sevilme nedeni, Kemal’in sabrına duyduğumuz gizli hayranlık. Bizler artık birinin saçının kokusunu içimize çekmek yerine, profilindeki “son görülme” saatini takip ediyoruz. Kemal’in Füsun’un bardağını çalması bir tutkuydu; bizim birinin fotoğrafını “stalk”lamamızise sadece verilere takılıp kalmak.

Eşyaların Ruhu vs. Ekranın Soğukluğu

Kemal için bir tuzluk, bir toka ya da bir sinema bileti, Füsun ile geçirilen o kutsal anın somutlaşmış haliydi. Müze, o eşyaların dile gelmesiydi.

Şimdi her şey dijital. Füsun’un meşhur sarı elbisesi bugün bir butiğin web sitesinde “stokta yok” ibaresinden ibaret. Kemal bugün Füsun’un izmaritlerini biriktiremezdi; muhtemelen Füsun elektronik sigara içerdi ve Kemal de sadece onun şarj kablosunu saklayabilirdi. Eşyaların yerini pikseller aldığından beri, aşkın ağırlığı da kayboldu. Bir müze dolusu eşya mı daha ağır, yoksa telefonunuzdaki 5000 fotoğraflık bir albüm mü? Cevap belli, fiziksel olan, acıtır; dijital olan, sadece yer kaplar.

Nostaljik Bir Melankoli: Modern Füsun’un Kaçışı

Orijinal Füsun, 1970’lerin İstanbul’unda hapsolmuş, arzuları ile toplum arasında sıkışmış bir kadındı. Bugünün Füsun’u ise özgür ama “erişilebilir” olmanın yorgunu.

Dizide ve filmde gördüğümüz o derin bakışlar, bugün bir “selfie” filtresinin arkasına saklanmış durumda. Füsun bugün yaşasaydı, Kemal’in takıntısından kaçmak için kullanıcı adını değiştirir, saçlarını platin rengine boyatıp kimliğini saklamaya çalışırdı. Ama Kemal, algoritmanın yardımıyla onu yine bulurdu. Kaçacak bir Çukurcuma kalmadı, her yer dijital birer vitrin.

Bu romanın ve hikâyenin bu kadar sevilmesinin asıl nedeni, “yavaş aşkın” son kalesi olmasıdır. Bizler, Kemal’in o hastalıklı ama sadık aşkında, kendi sığ ilişkilerimizin panzehrini buluyoruz.

Görsellik işin içine girdiğinde, eski İstanbul’un sarı ışıkları, bugünün LED aydınlatmalı, soğuk Nişantaşı kafelerine bir başkaldırı gibi duruyor.

İronik gerçek, biz Kemal’i seviyoruz çünkü o, bir kadını sevmek için telefonuna ihtiyacı olmayan son adamdı. O, Füsun’u bir “bildirim” olarak değil, bir “varlık” olarak sevdi.

Pikseller Arasında Kalan Bir Aşk Masalı

Masumiyet Müzesi, bize aşkın bir “proje” ya da “sosyal medya içeriği” olmadığını hatırlatıyor. Bugün Füsun ve Kemal yaşasaydı, muhtemelen ilk kavgada birbirlerini takipten çıkarırlardı. Müze ise hiç açılmazdı; çünkü anılar “Cloud”da silinir giderdi.

Bu yüzden o kitabı her açtığımızda ya da diziyi her izlediğimizde aslında şunu diyoruz: “Keşke benim de uğruna 4213 izmarit biriktirecek kadar vaktim, sabrım ve ruhum olsaydı.” Ama ne yazık ki, şarjımız bitiyor ya da bir sonraki kaydırmaya geçiyoruz.

Kemal, muhtemelen Instagram’ın “Taslaklar” kısmını bir tür dijital müzeye dönüştürür, ama cemiyet hayatındaki imajı sarsılmasın diye bu paylaşımların hiçbirini yapmaya cesaret edemezdi. Kemal günümüzde böyle bir aşk yaşasaydı neler olurdu peki?

İşte Kemal’in asla paylaşamadığı, pikselleri yaşla dolu o dijital müze arşivinden bazıları:

Kemal Basmacı’nın Yayınlanmamış Instagram Taslakları

1. Taslak: “Eşyaların Pikselli Ruhu”

Görsel: Füsun’un az önce içtiği, üzerinde ruju kalmış bir kağıtkahve bardağının portre modunda çekilmiş fotoğrafı.

Konum: Bebek Starbucks (Ya da Füsun’un check-in yaptığı herhangi bir yer).

Caption: “Hayatımın en mutlu anıydı, farkındaydım. Çünkü bardağın üzerindeki ruj lekesinden evlerine gittiğimde gizlice alacağım ve anı olarak saklayacağım eşyayı bulmuştum,Füsun’un muhteşem kırmızı ruju. Sibel ile evlilik hazırlığındaki o soğuk pırlantalar yerine, bu karton bardağın ısısı kalbimi yakıyor. Füsun, sen bu bardağı geri dönüşüme attın ama ben ruhumu o çöp kutusuna kilitledim. #MasumiyetMüzesi #DigitalArchive #RujLekesi#UnrequitedLove”

2. Taslak: “Gümüş Platin Melankoli”

Görsel: Füsun’un arkası dönükken çekilmiş, saçlarının parladığı bulanık bir kare.

Caption:”Saçlarını gümüş platin yapmışsın Füsun. 1975 model bir Chevrolet’nin tamponu gibi parlıyor anılarımız. Sen bu rengi ‘yeni bir başlangıç’ sanıyorsun, oysa ben o gri tonlarında, seninle Çukurcuma’da kaybolduğumuz o tozlu günleri görüyorum. Seni ‘Close Friends’e eklemedin diye mi bu kadar soğuk bu pikseller? #SilverHair #ModernFüsun#SeenByEveryoneButMe”

3. Taslak: “4213 Bildirim”

Görsel: Telefonun kilit ekranında biriken yüzlerce okunmamış bildirim (Sibel’den ‘Neredesin?’ mesajları).

Caption: “Füsun, bugün senin profilini tam 4213 kez ziyaret ettim. Eskiden izmarit biriktirirdim, şimdi ‘stalk’ verisi topluyorum. Algoritmalar seni unutturmaya çalışıyor, önüme ‘Tanıyor Olabileceğin Kişiler’ diye başkalarını çıkarıyorlar. Bilmiyorlar ki ben senin İnstagram’daki ilk gönderine kadar indim. Sen benim en büyük ‘error’umsun. #AlgorithmOfLove#StalkerDiyeceklerBiliyorum

Füsun’dan Kemal’e Atılmamış Bir DM Zinciri

Kemal’in bitmek bilmeyen “beğeni” ve “hikâye izleme” tacizine karşılık Füsun’un klavyesinden dökülen ama asla “Gönder”e basılmayan o mesaj:

Füsun: “Kemal, saçlarımı platin yaptım çünkü o eski, sarı elbiseli kızı öldürmek istedim. Sen hala 4K çözünürlükte benim 144p’lik anılarımı arıyorsun. Müze kuracağına, şu telefonunu şarja tak da gerçek dünyaya dön. Saçlarım gümüş olabilir ama kalbim metalik değil, sadece yorgun. Lütfen artık hikâyelerime bakmayı bırak, ya da bir kere olsun ‘like’ atmak yerine gerçekten nasılsın, diye sor ya da sorma, çünkü yanıt vermeyeceğim. #BlockListComingSoon”

İşte bu yüzden Masumiyet Müzesi çok sevildi. Çünkü Kemal, Füsun’un dijital yansımasını değil, varlığını istiyordu. Biz bugün ekranı kaydırdıkça binlerce Füsun görüyoruz ama hiçbirinin “izmaritine” dokunacak kadar âşık olamıyoruz ve vakit ayırmıyoruz.

Çukurcuma’nın tozlu rafları yerini bulut tabanlı sunuculara bıraksa da, insan kalbinin o meşhur sızısı değişmiyor:

“Hayatımın en mutlu anıymış, farkında değildim; çünkü o sırada telefonumun şarjı %1’di.”

Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz