12.9 C
Malta
Cuma, Şubat 20, 2026
spot_img
spot_img

DİDEM GÖRKAY YAZDI; BEYOĞLU: ARTIK SADECE ANILARDA YAŞAYAN BİR HAYALET

İstanbul’un kalbi, ruhu ve hafızası olarak kabul edilen Beyoğlu, son yirmi yılda sadece bir semt değişikliği değil, bir “medeniyet tasfiyesi” yaşadı. 2004 yılından itibaren hızlanan ve günümüzde bir kimliksizleşme zirvesine ulaşan bu süreç, eski Beyoğlu’nun o aristokratik, entelektüel ve çok kültürlü dokusunu yerle bir ederek yerine gürültülü, estetikten yoksun ve tarihsiz bir “geçiş güzergâhı” bıraktı.

Beyoğlu’nun Altın Çağı

Eski Beyoğlu, sadece binalardan ibaret değildi; bir yaşam biçimiydi. İstiklal Caddesi’ne çıkmak bir ritüeldi. İnsanların kıyafetlerine özen gösterdiği, kütüphanelerin, kitabevlerinin ve sanat galerilerinin caddenin ana omurgasını oluşturduğu o yıllarda Pera, “Levanten” mirasını henüz bütünüyle kaybetmemişti. Mekânlar, o mekânların müdavimleriyle anlam kazanırdı.

Markiz Pastanesi, duvarlarındaki fayanslarından garsonlarının nezaketine kadar bir dönemin zarafet sembolüydü. Eski Gezi Pastanesi ise meydanın o keşmekeşinde bir vaha gibi durur, Beyoğlu’nun “İstanbul Beyefendisi” tarafını temsil ederdi. Oraya gitmek, Taksim’in o devasa meydanına kaliteli bir porselen fincanın içindeki kahveyle, vakur bir mesafeden bakmaktı.

 Sinemanın Mabedi ve Pasajların Ruhu

Eski Beyoğlu demek, sinema demekti. Emek Sineması, bu semtin aristokrat ruhuydu. 2013’te Emek’in o eşsiz dokusunun yıkılıp bir AVM’nin üst katına “replika” olarak taşınması, Beyoğlu’nun tabutuna çakılan en büyük çivi oldu. Ardından Alkazar, Sinepop ve Majestik de birer birer düştü.

Caddenin damarları olan pasajlar da bu acımasız ve ölçüsüzkıyımdan nasibini aldı. Hazzopulo’nun o taş duvarlarındaki samimiyet, Atlas’ın sanat kokan dükkânları yerini ucuz bir tek tipleşmeye bıraktı. Robinson Crusoe 389 gibi kalelerin düşmesiyle, semtin entelektüel derinliği de yerinden edildi.

Bar Kültürünün İnfazı: Kemancı’dan Nargile Dumanına

Beyoğlu’nun asıl isyanı ve neşesi barlarında saklıydı. Kemancı, sadece bir rock bar değil; bir neslin mabedi, özgürlüğün simgesiydi. Orada kurulan dostluklar, kıyafetlerin değil fikirlerin yarıştığı o bohem atmosfer paha biçilemezdi. Mojo, Hayal Kahvesi, Andon ve Babylon gibi mekânlar Beyoğlu’nun gece haritasının köşe taşlarıydı.

2011’deki masa-sandalye operasyonuyla başlayan “sterilize etme” çabası, aslında semtin sokağındaki neşeyi bitirdi. Eskinin o loş ışıklı, karakterli barlarının yerini; bugün aşırı ışıklandırılmış, gürültülü ve sadece “görünmek” üzerine kurulu, nargile dumanına boğulmuş ruhsuz mekânlar aldı. Bar kültürü yerini “show” kültürüne, samimiyet ise vitrinselleşmeye bıraktı.

Bir Semtin Sessiz Vedası

Bugün İstiklal Caddesi’ne girdiğinizde sizi karşılayan manzara; devasa kozmetik dükkânları, her köşede türeyen tatlıcılar ve tatlıcıların vitrinlerinden akan şerbeti fotoğraflayan cahil bir güruh insan topluluğu, eski İstanbulluları adeta boğmaktadır. Beyoğlu artık bir dünya kenti değil, hafızasız bir “transit geçiş bölgesi” oldu. Eskiden Beyoğlu’na “çıkılırdı”; şimdi ise Beyoğlu’ndan sadece “geçiliyor”.

Sonuç olarak Beyoğlu, artık sadece eski fotoğrafların puslu derinliğinde ve o günleri bizzat yaşamış şanslı azınlığın hafızasında yaşayan bir hayalettir. Bir semtin ruhu olan o zarafet ve asi samimiyet; yerini geri dönülmez bir şekilde vasatlığın ve betonun gürültüsüne bıraktı. Ne Kemancı’nın o isyankâr gitar sesleri bir daha ara sokaklarda yankılanacak ne de Gezi Pastanesi’nin o ağırbaşlı huzuru meydanı selamlayacak.

Kabullenmesi zor olsa da, o efsanevi Beyoğlu bir daha asla geri gelmeyecek; bizler ise sadece o görkemli enkazı eski, güzel bir hikâye gibi anlatmaya devam edeceğiz ve mümkün oldukça Beyoğlu’ndan geçmeden yaşamaya çalışacağız.

Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz