<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dilek Bolat Archives - Malta Haber</title>
	<atom:link href="https://www.maltahaber.com/z_author_arch/dilek-bolat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link></link>
	<description>Malta&#039;nın Türkçe Sesi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 06 Mar 2022 08:12:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/04/favicon.ico</url>
	<title>Dilek Bolat Archives - Malta Haber</title>
	<link></link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Binlerce yıllık dostluk</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/dilek-bolat-binlerce-yillik-dostluk/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/dilek-bolat-binlerce-yillik-dostluk/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reşit Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Mar 2022 08:12:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilek Bolat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=28782</guid>

					<description><![CDATA[<p>06 Mart 2022 Tekrar köpek edinmeyi düşündüğüm şu günlerde okuduğum bir kitapta, nasıl oluyor da diğer hayvanlara kıyasla köpeklere bu denli yakın hissediyoruz, sebebi birkaç binlik bir bağ ile açıklanıyordu. Şöyle ki; köpek insanlar tarafından evcilleştirilen ilk hayvan ve Tarım Devrimi’nden önce evcilleştirilmiş. Uzmanlar çok tarih açısından anlaşamasalar da günümüzden beşbin yıl önce evcilleştirilmiş köpekler [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/dilek-bolat-binlerce-yillik-dostluk/">Binlerce yıllık dostluk</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>06 Mart 2022</p>
<p>Tekrar köpek edinmeyi düşündüğüm şu günlerde okuduğum bir kitapta, nasıl oluyor da diğer hayvanlara kıyasla köpeklere bu denli yakın hissediyoruz, sebebi birkaç binlik bir bağ ile açıklanıyordu.</p>
<p>Şöyle ki; köpek insanlar tarafından evcilleştirilen ilk hayvan ve Tarım Devrimi’nden önce evcilleştirilmiş. Uzmanlar çok tarih açısından anlaşamasalar da günümüzden beşbin yıl önce evcilleştirilmiş köpekler ile ilgili gayet ikna edici kanıtlar var, hatta köpekler insan gruplarına binlerce yıl önce bile katılmış olabilirler.</p>
<p>Köpekler hem avlanmak hem de savaşmak, ayrıca vahşi hayvanlara ve davetsiz misafirlere karşı da bir alarm sistemi olarak kullanılıyordu. Nesiller boyunca, iki tür birbirleriyle daha iyi iletişim kuracak şekilde birlikte evrildi. İnsanların ihtiyaçlarına ve duygularına en çok dikkat eden hayvan olan köpekler, insanlar tarafından diğer hayvanlara göre daha daha çok ilgi görüp beslendiler, bu yüzden de hayatta kalma şansları daha yüksekti. Eş zamanlı olarak da köpekler insanları kendi ihtiyaçları için manipüle etmeyi öğrendiler. 15 binlik bağ, insanlarla köpekler arasında, insanlarla diğer hayvanlar arasındakinden çok daha derin bir yakınlık ve karşılıklı anlaşma yarattı; hatta bazı durumlarda köpekler de tıpkı insanlar gibi törenle gömüldüler.</p>
<p>Kuzey İsrail’de bulunmuş on iki bin yıllık bir mezar taşı da bunun bir kanıtı niteliğinde; 50 yaşında bir kadının iskeleti bir köpekle yan yana duruyor ve köpek kadının başının yakınına gömülmüş. Kadının sol eli duygusal bir bağı gösterircesine köpeğin üstünde duruyor. Elbette başka muhtemel açıklamalar da vardır ama köpeğin kadına öteki dünyanın bekçisi tarafından hediye edildiğine inanılıyor.</p>
<p>Malta’ya geldiğim ilk zamanlar kollarımda bir karıncalanma hissetmeye başlamıştım, çok derin bir yerlerden gelen bir sızıya dönüşmeye başlamıştı ve anlam veremiyordum. Bir köpeği kollarıma aldığımda son bulacağını bilseydim aylar önce bu sızıya son verirdim. Çok büyüleyici bir andı Tiny&#8217;nin eve gelişi; içeri girmesiyle birlikte hayatım çok eğlendiğim bir oyun alanına dönüşmüştü. Kollarımdaki o sızı yerini sevgi seline bırakmış, masum sevgisi başımı döndürmüştü. Tek istediğim bütün zamanımı onunla geçirip doyasıya saf sevgisini içimde hissetmekti. 17 yaşımdan beri yalnız yaşamamdan sebep belki de eve girdiğimde beni bekleyen bir sevgi selinin olması dışarı dünyayla tüm ilişkimi kesmiş, hayatımın insanlarsız en asosyal dönemini geçirmiştim. Benzerini hissetmediğim bir duyguydu, beni etkisine alıp büyülemişti. Konuşmadan iletişmek konuşarak olandan daha ilgimi çekmişti ve bununla ilgili bulduğum tüm kaynakları araştırıyor, işten kalan tüm vaktimi ya Tiny’nin psikolojisini çözmeye harcıyor ya da onunla oyunlar oynayarak geçiriyordum. Onunla iletişimimizin çoğu göz temasıydı; o dönemde köpek psikolojisi ile yaptığım araştırmalar en derin araştırma konum olmuştu ve bu bakışları paylaşma yeteneğinin hem insan hem de evcil hayvan için oksitosin artışı sağladığını gösteriyordu. (Oksitosin, kalp atış hızını düşürmek de dahil olmak üzere vücut üzerinde fizyolojik etkilere neden olan bir hormon ve pozitif duyguların oluşmasına çok büyük katkı sağlıyor)</p>
<p>Onlar da bizler gibi belli bir anıyı hatırlamıyor olabilirler ancak herhangi bir hareketi, mimiği, sesi ve kokuyu bir duygu ile bağdaşlaştırabiliyorlar. Diğer araştırmalar, köpeklerin, depresyon gibi belirli kronik ve akut psikolojik durumların eşdeğeri de dahil olmak üzere, insanlar gibi olumsuz duygular yaşayabileceğini öne sürdü. Benzer şekilde, birkaç yıl önce, klinik depresyon, nevroz ve diğer psikolojik durumlara benzer semptomlar, köpek duyguları olarak bilinen şey içinde genel olarak kabul edildi. Öte yandan başka araştırmalar köpeklerin de kıskanç olabildiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Bilim insanlarına göre köpeklerde bu tür davranışlar, muhtemelen köpeklerin insanlarla olan yakın ilişkisinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Durum böyleyken sizin için sorunlu olduğunu düşündüğünüz davranışın, davranışın kendisi ifade edilmese bile köpekler için duygusal bir anlamı olduğunu göstermektedir. Bu sebeple, binlerce yıllık dostlarımızın da bizler gibi olumsuz duygular yaşayabileceğini kabul edip onlara kalbinizin en derin yerini açtığınızda karşınızda en saf, en eğlenceli, en güvenli… sevgiyi bulacağınızdan emin olabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/dilek-bolat-binlerce-yillik-dostluk/">Binlerce yıllık dostluk</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/dilek-bolat-binlerce-yillik-dostluk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kintsugi</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/kintsugi/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/kintsugi/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reşit Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Oct 2021 05:29:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilek Bolat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=26310</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaklaşık 20 yıl önce özgürlüğümü ilan edip kendimle yola çıkmaya karar verdigimden beri göçebe hayatım hiç bitmedi. Fiziksel olarak çok kalsam da bir yerde, ruhum hep gezindi, bir yer bulamadı kendine, tipki kitaplarım gibi. En çok da onların evsiz olması üzdü beni, hala da garip bir şekilde onlara karşı sorumluluklarımı yerine getiremediğimi derinden hissedip üzülürüm. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/kintsugi/">Kintsugi</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 20 yıl önce özgürlüğümü ilan edip kendimle yola çıkmaya karar verdigimden beri göçebe hayatım hiç bitmedi. Fiziksel olarak çok kalsam da bir yerde, ruhum hep gezindi, bir yer bulamadı kendine, tipki kitaplarım gibi.</p>
<p>En çok da onların evsiz olması üzdü beni, hala da garip bir şekilde onlara karşı sorumluluklarımı yerine getiremediğimi derinden hissedip üzülürüm. Biryerlerde bıraktıklarımın bana küstüğünü hisseder, bir daha yanlarına gidemem terk ettigim icin suçluluk duygumdan. Kendimin parçalarını bıraktığım gibi onları da o yerlerden toplayıp mum ışıklarının altında kek kokusuyla karışsın istiyorum kitaplarımın kokusu. Elimi uzattığımda dokunabilmek, yanımda olduğu için şükran duymak, her ruh durumuma göre şekillenmiş dostlarımı gözlerimle buluşturmak isterdim küçük bir kız çocuğuyken el feneri yardımıyla battaniyenin altında yaptığım gibi. Bu çemberdeki döngü onlarla ebediyete kadar tamamlanmadan icimdeki o büyük eksiklik hiç bitmeyecek eminim. Geçenlerde gittiğim anne evimde birkaçıyla tekrar karşılaştık, bir de baktım ki yıllarca bit pazarlarından, antikacılardan topladığım minik eşyalarım da ayni ruh durumunda, onlar da evsiz yersiz yurtsuzlar. Ah bir de yaşlanmış 2. el kitaplarım. Hepsiyle biraz da olsa hasret giderip söz verdim bu sefer; çok yakında buluşacağız diye. Neden mi? Eskilerime kıyamam ben, sarıp sarmalarım, yanımda olmasalar da konuşurum, kahkaha atarım, ağlarım onlarla. Bazen de küserim ama barışmak icin hep bir sebep bulurum kendi icimde. Kötü duyguların hayatıma girmesine izin vermediğimden beri içimdeki sevgi selinin artması, herseyi olduğu gibi kabul edip olduğum gibi kabul edilme duygusu ile tanışmama vesile olmuştu yıllar önce. Duyguların bu denli derinligi, kimyası, beni alıp götürdükleri yerler, bende ne kadar kaldıkları, nerelere dokundukları, beni nasıl birine dönüştürdükleri hep çok merak uyandırıp etkilemiştir beni. O yüzden biriktirdiklerim hep çok degerlidir benim icin. En çok da kırık dökük eşyalar, yırtık ya da kopuk sayfaları olan kitaplar, kenarı çıtlamış seramikler, paslanmış metal eşyalar vs. Ayni Japon felsefesinde yer alan kusurların mükemmelliğini ortaya çıkarma sanatı gibi yani ’Kintsugi’.</p>
<p>Tanımsal olarak kırılan seramikleri, toz halinde bulunan altın, gümüş ve platin tozlar ile özel bir vernik yardımıyla yapıştırmak, onarmaktır. Ama bence bundan çok daha fazlası..</p>
<p>İnsan deneyimlerinde olduğu gibi eşyaların da bir anısal değere sahip olduğuna inanılır bu felsefede ve eşyaların varlığı insan hafızasının bir parçası olarak görülür. Kusurlardan kurtulmak değil, onları belirginleştirip hayatın anlamına derinlik ve zenginlik kazandıran bir değer olarak öne çıkarılması amaçlanılır. Aynı zamanda kırılan veya hasar gören eşyaların yerine yenilerinin konulması değil taşıdığı hatıralarla daha sağlam ve daha değerli bir şekilde var olmaya devam etmesine özel bir anlam yüklenir.</p>
<p>Tüm acı ve kayıplara rağmen bu acılardan daha kuvvetli, daha dirayetli bir şekilde kendini yeniden var etmenin de mesajını içinde taşır. Bu anlamda Doğu ve Batı edebiyatlarında çokça yer bulan küllerinden doğan ‘zümrüdü anka, phoenix kuşu’ efsaneleriyle de paralel bir anlamsal benzerliğine sahiptir. Kintsugi, hayatın hatıralarla ileriye yol aldığını ve geçmişin hatıraları izinde kaldığı takdirde hayatın yeni zenginliklerine erişilebileceğini vurgular. Nasıl ki bir insan hatıralarını çıkarıp atamayacaksa, ancak onlardan aldığı dersle ve inançla yeni ve doyumlu bir hayata yelken açabilecekse Kintsugi de kırılan parçaları bir araya getirirken işte bu bütünlüklü mesajı verir.</p>
<p>Ah biz de kırıldığımız yerlerimizden bantlar yapıştırsak, alçılarla, altınlarla kapatsak ve yeniden daha güçlü olarak varolmanın keyfini çıkarsak?</p>
<p>Herşeyin kusursuzluk üzerine kurulu olduğu -kusursuz vücut, kusursuz ev, kusursuz kıyafet, kusursuz insan gibi- bu günlerde kendimizi hiç bir duygu yüzünden yoruyoruz.</p>
<p>Kusurlarımızı oldukları gibi kabul etsek ya da en kırılan, en köşeli yerlerinden süsleyip sevmeyi denesek aynen hayatın geçici ve eksiklikler üzerine kurulu olduğunu kabul ettiğimizde yaşayacağımız o dinginleşme gibi?</p>
<p>Aldığın yara, ışığın sana akacağı yerdir.</p>
<p>Yaralarına sahip çıktığında ulaşacağın ışığın şiddetine inanamayacaksın..</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/kintsugi/">Kintsugi</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/kintsugi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En derin yerindeki sen</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/dilek-bolat-en-derin-yerindeki-sen/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/dilek-bolat-en-derin-yerindeki-sen/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ziyahan Albeniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2021 08:02:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilek Bolat]]></category>
		<category><![CDATA[benlik]]></category>
		<category><![CDATA[içimizdeki çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[insan ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=24568</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hiç kimse hayatına tesadüfen girmez. Hayatındaki herkes senin bir yönünü yansıtır. Diğerinde bir yansıman olarak gördüğün o yönün senin kurtuluşun için var. Beni gör, kabul et ve kurtul diye yansıyor, peki sen napıyorsun? Korkup kaçıyor ve ısrarla o yönünü görmezden gelip yok mu sayıyorsun? Unutma ki en çok nefret ettiğin ve yargıladığın şeye zamanla dönüşürsün. Bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/dilek-bolat-en-derin-yerindeki-sen/">En derin yerindeki sen</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="ltr">
<div>
<p>Hiç kimse hayatına tesadüfen girmez.</p>
<p>Hayatındaki herkes senin bir yönünü yansıtır.</p>
<p><span style="font-family: Calibri, Helvetica, sans-serif;">Diğerinde bir yansıman olarak gördüğün o yönün senin kurtuluşun için var.</span><span style="font-family: Helvetica;"> </span>Beni gör, kabul et ve kurtul diye yansıyor, peki sen napıyorsun?</p>
<p>Korkup kaçıyor ve ısrarla o yönünü görmezden gelip yok mu sayıyorsun?</p>
<p>Unutma ki en çok nefret ettiğin ve yargıladığın şeye zamanla dönüşürsün. Bu yüzden yaşamın sen isyan ettikçe, öfkelendikçe içinden çıkılmaz hale geliyor. Neyi merak ettiğine, yargıladığına ve neden nefret ettiğine dikkat et. Hayatına giren hiç kimse, yaşadığın hiçbir olay ve korkuların gereksiz ve anlamsız değildi. Korkunun olmadığı yerde zafer vardır. Bu korkusuzluktan kahramanlar oluşur. Yaşadığın bu olayların hepsi bilinçlenmen ve aklını kullanman içindi. Niye benim başıma geliyor dediğin olayların şiddeti ve büyüklüğü o kadar çoksa bil ki o hız ve güçte bilinçaltının oyunlarına gelip aklını kullanmadığın sürece acı çekmeye devam edersin. Sen bu olayı kabul ettiğinde aynı zamanda yaşama dair direncin bitecek ve kendinle aranda müthiş bir sevgi seli oluşacak. İşte ancak o zaman kendini bu dünyaya ait hissedebileceksin. İtiraz etmeden, direnmeden teslim olmanın muhteşemliğini, bunun gücünü hissedebiliyor musun?</p>
<p>Teslim olduğunda sadece şimdide yaşarsın. Şimdinin gücünde gerçekçi olmayan geçmiş ve geleceğe dair düşünceler dolayısıyla duygular da olmayacağı için hislerinin sana fısıldadıklarını net bir şekilde duyabileceksin. Mucizeler sadece almaya hazır olanlara gönderilir. Evren boşluk sever. Korkularınla, nefretinle, yargıladıklarınla, kalıplarınla doldurduğun anlarını görmez evren, seni onlarla başbaşa bırakır ve çıkış yolu bulmanı bekler. O boşluğu bekler, bulup sana fısıldamak ister mucizelerini.</p>
<p>Mucizelere inanmak yerine inançlarının çoğu sana acı şeklinde programlandıysa bu inançlar hayallerinle senin aranda kocaman duvarlar örerek seni bloke ederler. Onları dönüştürmenin ilk yolu daha güçlü duygularla onları boşaltmaktır. Müzik duyguları harekete geçiren en hızlı ve güçlü aractır çünkü anılar müziği sever, sözcüklerin ulaşamadığı yerlere dokunabilir. Gözlerimizle göremediğimiz şeylerin içinde bazen hayat bulabiliriz.</p>
<p>Bu dünyaya iki temel soruyla geldin; kim olduğunu ve dunyanın nasıl bir yer olduğunu sorgulayacaksın.</p>
<p>Ve evini arayacaksın.</p>
<p>Temel sorularla ilgili biraz fikir ve his sahibi olsam da ben de evimi arayanlardanım hala. Bir yer miydi burası, biri miydi yoksa sadece ben mi, ya da hepsi miydi? Ya da daha cevap için doğru soruyu sormuyor muydum, o yüzden cevap da gelmiyor muydu? Ama bu yolda karşıma çıkan sorgusuna girmediğim cevaplara ulaşmaya değmez miydi?</p>
<p>Geçenlerde yine Valletta&#8217;daki sevdigim o cosy kafede aynı sorguya giren ve yıllardır tanıyormuşum gibi hissettigim biri ile ‘evim neresi?’ sorgusuna girmek geçmişteki beni elimden tutup yine basladığım noktaya getirmişti. Geçmişteki benle bugünün benini tekrar buluşturduğu için kalbimin en derin yerine dokunmuştu.   O nokta etrafındaydı hayatım, bazen unutuyordum hayatın koşuşturmasında ama içimde bir yer hep bir yolunu bulup bu sorgumla karsılaştırıyordu beni. O sıcak, heyecanlı ve stresli Valletta akşamında zaman, mekan, kişiler yok olmuştu; bir zaman tünelinin içine girip dünyevi ne varsa arkada bırakmanın huzurunu yaşamıştım. İnsanın kendiyle karşılaştığı şölen gibiydi. Yazının başındaki gibi; hiç kimse hayatımıza tesadüfen girmiyordu ve bunu bilinçsizce farketmiş olmak sıcacık hissettirmişti beni.</p>
<p>Jehan Barbur’un Evim Neresi albümündeki gibi;</p>
<p>Seçemediğim bir bedenin yabancısıyım; kabulümdür.<br />
Onu ihya etmeden buradan gitmemektir dileğim.<br />
Yeryüzünden öte yoktur başka bildiğim ama çoktur anımsadığım.<br />
Bu ruha aşinayım; zulmümdür.<br />
Onu ehlileştirmeden yok olmamaktır hayalim.</p>
<p>İlişkili diğer konu da zihninin cok derinlerinde hayatta kalmaya programlandın ve tüm yaşamın boyunca hayatta kalmak için mücadele vereceksin. Sen çok güvenilir olan anne karnından hiç bilmediğin tanımadığın insanlarin olduğu bu dünyaya çığlık çığlığa korkularınla geldin. İlk tesellin anne memen oldu, ondan ayrıldığın  andan itibaren ise hep bu tamamlanma arzusuyla annendeki sıcaklığı, güveni ve aitlik duygusunu aramaya başladın, belki de evimizi bilmek istememizin en temel sebebi buydu, en derinimizdeki bu hisse ve duygulara yaklaşmak. Aradığın o çok büyük başarılarda, bir çok davranışının ardında yatan duygu bu tamamlanma duygusuydu.</p>
<p>Tamamlanacagım diye kendini görmezden gelenler, senleri benin önüne koyanlar, alma verme dengesini şaşıranlar, daha kendi ile bir olmadan başkası ile tamamlanmaya çalışanlar, ait olmadığı ve değersiz hissettiği yerden gidemeyenler.. Neden bunları yaşıyorum diye sorma cesaretine ne zaman ulaşacaksın? Bunun sebebi Içindeki cocuğa ebeveynlik yapmayı ögrenmemen olabilir mi? Tum hayatını küçük bir çocuğun ellerine bırakman?</p>
<p>İçindeki çocuğun ögrendiği tek basetme yöntemi ortamdan kacarak kurtulmaktır. Oysa ki içindeki cocuk bu boşluk anlarında sözcüklerin gücüyle duygularına sevgi yükleyip anlatmayı ögrenmiş olsaydı kaçmazdı. Iletişim kurarak çözmeye çalışırdı. Yani kaçan, giden, küsen, mızmızlanan, trip atan, kabuğuna çekilen, konuşmadan anlaşılmayı bekleyen aslında bu sorunla nasıl baş edeceğini bilemeyen minicik bir çocuk.</p>
<p>Peki bu çocuğun bilinciyle hareket ettiğini nasil anlarsın? Beden mutlaka sinyal verir; nefesin hızlanır, kalbin sıkışır, diğerlerini tehlike gibi algılarsın, değersiz ve sevilmediğini hissedersin. Tıpkı çocukça öfke nöbetleri, ağlama krizleriyle gelen çaresizlik ve sabırsızlık duygularının hakim olduğu anlardaki gibi.</p>
</div>
<p>Bu çocuk incinmeye çok açıktır.</p>
<p><span style="font-family: Calibri, Helvetica, sans-serif;">Farkında olsak da olmasak da incindiğimiz zaman genelde başkalarını incitmek isteriz. Eleştirildiysek ve bundan incindiysek başkalarını da aynı şekilde eleştirip incitmenin yollarını ararız. Sanki onların canını yakarak kendi sızımızı hafifletecekmişiz gibi düşünürüz. Kabul edemediğin incinme senin hem kurban olmana hem de daha çok intikam alma arzuna kapılmana sebep olur. Bu yüzden incitmek istediğin anlarda dur. İncindiğini hissettiğinde içinde bir boşluk duygusu hissedeceksin.  Bunu hemen o kişiyle bağlantıya geçerek sözcüklerle doldurmaya çalış. Bu kişiye ulaşamadığın anlarda yazmayı da deneyebilirsin. Yazmak da içindeki boşluk duygusunun dolduğunu hissettirecek sözcüklerin konuştuğu güçlü bir yoldur. </span></p>
<p><span style="font-family: Calibri, Helvetica, sans-serif;">Susmamız gereken yerde hararetle konuşmamız, konuşmamız gereken yerde sinsice susmamızdı belki de bizi bitiren. Şimdi anlıyorum ki konuşmadıklarımız bizi konuştuklarımızdan daha çok anlatıyormuş.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri, Helvetica, sans-serif;">İçindeki çocuğa ebeveynlik yapmayı öğrendiğin anda, başına ne gelirse gelsin çözebileceğini, çözemediklerinle de baş edebileceğini unutma. Yapman gereken şey içindeki çocuğun sağlıklı bir ebeveyne ihtiyacı olduğunun farkına varmak. Ona başkalarının yol göstermesini, annelik babalık yapmasını bekleme. Sevsinler, okşasınlar, değer versinler diye bekleme; sen o duyguları vermeden o asla tatmin olmayacak. Çünkü senin onu görmeni istiyor, tüm çabası bunun için.</span></p>
</div>
<p><span style="font-family: Calibri, Helvetica, sans-serif;">Hadi tam zamanı; sevdiğin cosy bir cafeye rezervasyon yaptır ve kendin ve içindeki küçük çocukla bir randevuya çık, iki kişinin benzerliklerine inanamayacaksın. İnsanın en güzel sohbeti kendi ile yaptığı, haydi tutun içinizdeki çocuğun elinden, o sabırsızlıkla sizi bekliyor!</span></p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/dilek-bolat-en-derin-yerindeki-sen/">En derin yerindeki sen</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/dilek-bolat-en-derin-yerindeki-sen/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmiş asla ölmüş değildir; geçmiş, geçmiş bile değildir</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/gecmis-asla-olmus-degildir-gecmis-gecmis-bile-degildir/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/gecmis-asla-olmus-degildir-gecmis-gecmis-bile-degildir/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[neselif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 09:19:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilek Bolat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=19453</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; 2 Kasım 2020 / Malta İncindim, incitildim derinden Terkettim kendimi Tesadüfen, karşılaştım içimde Kendimle yeniden&#8230; Konuştukça delikler açılıyordu içimde; ruhumu körelten, geçmişime dokunan küçük parçalarımı ortaya çıkarmak önce kendinden uzaklaşıyormuş gibi hissettirmiş, sonra kendime yaklaştırmıştı beni. Duygularımı en dipte yaşarken bakmışım ki kendimle kavgam beni bana getirmişti, hep böyle olmuyor muydu zaten? Kavganın bittiği [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/gecmis-asla-olmus-degildir-gecmis-gecmis-bile-degildir/">Geçmiş asla ölmüş değildir; geçmiş, geçmiş bile değildir</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-19455 size-full" src="https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/11/Canva-Old-Wooden-Door-With-Rusty-Padlock-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1707" srcset="https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/11/Canva-Old-Wooden-Door-With-Rusty-Padlock-scaled.jpg 2560w, https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/11/Canva-Old-Wooden-Door-With-Rusty-Padlock-300x200.jpg 300w, https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/11/Canva-Old-Wooden-Door-With-Rusty-Padlock-1024x683.jpg 1024w, https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/11/Canva-Old-Wooden-Door-With-Rusty-Padlock-768x512.jpg 768w, https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/11/Canva-Old-Wooden-Door-With-Rusty-Padlock-1536x1024.jpg 1536w, https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/11/Canva-Old-Wooden-Door-With-Rusty-Padlock-2048x1365.jpg 2048w, https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/11/Canva-Old-Wooden-Door-With-Rusty-Padlock-450x300.jpg 450w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>2 Kasım 2020 / Malta</p>
<p>İncindim, incitildim derinden<br />
Terkettim kendimi<br />
Tesadüfen, karşılaştım içimde<br />
Kendimle yeniden&#8230;</p>
<p>Konuştukça delikler açılıyordu içimde; ruhumu körelten, geçmişime dokunan küçük parçalarımı ortaya çıkarmak önce kendinden uzaklaşıyormuş gibi hissettirmiş, sonra kendime yaklaştırmıştı beni.</p>
<p>Duygularımı en dipte yaşarken bakmışım ki kendimle kavgam beni bana getirmişti, hep böyle olmuyor muydu zaten?</p>
<p>Kavganın bittiği yerdi sorun aslında, umudun yolunu kaybettiği yer değil miydi orası? Kime karşı umudun yitmişti; kendine ya da yanındakine..</p>
<p>En tehlikelisi aslında kendine olanın bitmesiydi; insanın benleri gidip senler çoğaldıkça yerin dibini boyluyordu. Geçenlerde okuduğum bir kitapta yazar ‘umut insanın geleceğini garantilediği için bugünü elinden alan bir hastalıktır’ demişti. Neden geçmiş, şimdi, gelecek diye 3’e kesin çizgilerle ayırmışız ki anları, anıları? Benim için salise sonrası da bir umuttan ibaretti, neden geçmiş ve şimdi olarak 2’ye ayırıp şimdi ile salise sonrasını da birleştirmiyoruz ki? Hatta böyle yaparak sürekli şimdiyi yakalayamama korkumuzun %50&#8217;lik kısmı da ortadan kalkmaz mıydı?</p>
<p>Konuştukça anlamıştım ki anı yaşayacağım diye kendime ettiğim eziyetlerin sebebi geçmişteki o küçük kız çocuğundaki parçalarımdı.</p>
<p>Gözlerimi kapatıp derin bir nefesle küçük bene gitmiştim, oradaki parçalarıma; dağınık, kırık dökük, paramparça, ilgi, sevgi, en çok da anlaşılmayı bekleyen.</p>
<p>Hadi dedim, gayret et, topla, yapıştır o parçaları ki bugünün seni, o küçük kız çocuğu ile barışsın. Yoksa hayat dardı, her geçen gün darlaşıyordu da. Yükleri bırakmak gerekti, o küçük kız çocucuğunun yüklerini hafifletmeliydi. Yoksa bu kavga hiç bitmezdi. O yüzden konuşmalıydı; ruhta delikler açıp kötünün aktığını görmeliydi, yoksa özgürleşemezdi ruh&#8230; Beden&#8230;</p>
<p>Ama kolay mıydı o küçük kız çocuğu ile tanıştırmak kendini, aynı sofrada yıllar öncenin yemeğini paylaşmak, aynı acı sudan içmek.</p>
<p>Yine derin bir nefes alıp gözlerimi kapatıp kendimi dışarıdan izledim; küçük lale küpelerim, kırmızı beyaz çizgili tshirt’üm, afrikalı lülük saçlarımla küçücük bir kız çocuğuydum; orada öylece farkedilmeyi bekliyordum, olduğum gibi kabul edilmeyi ama yine de gözlerimin içi pasparlaktı, gülüyordu, umudu vardı bir salise sonrasına.</p>
<p>Bir minicik kiz çocuğu bak duruyor orada hala<br />
Anlatamam gördüklerimi o neşeli çocuğa&#8230;</p>
<p>80 yaşındaki bilirkişi çok önemli birşey söylüyordu; eline tebeşiri aldı, tahtaya yazıp çizmeye başladı;</p>
<p>‘0-6 yaş grubu çocukluk döneminde yaşananlar, perde arkasındaki karagöz hacivat oyunu gibidir, o dönemde yaşadıkların ip olur şimdiki seni gölgede oynatırlar, bugün verdiğin kararları etkiler ve sen hiç bilmezsin, anlamazsın’ demişti.</p>
<p>&#8216;Bilinçaltı kaydeder ve asla unutmaz’ diye de ekledi.</p>
<p>Ne değerliydi bu bilgiler, ne çok duygumu sorgulatmıştı, ne çok soruma cevaplar bulmuştu seneler önce.</p>
<p>Ama insanın bilinçsizce verdiği kararların kökenine inmesi kolay mıydı? Değildi ama bu pahabiçilemez bir deneyimdi ve değerdi.</p>
<p>Sebebini bilmek kanayan yaraya merhem sürmek gibiydi, hatta bazılarına yara bandı yapıştırıp kapatmak gibi.</p>
<p>Artık beni asla yaralayamaz hayat eğer istemezsem<br />
Yıllar beni kolay yakalayamaz ben durup beklemezsem&#8230;</p>
<p>Artık herşey elimdeydi, istersem üzülürdüm kendime, ‘kader’imi yaşardım, istersem de o kıza sarılıp yaralarımızı iyileştirebilirdim.</p>
<p>Kolay değildi o kız çocuğunun karşısına yüreklice çıkıp elinden tutup, kalbini iyileştirip, ‘yanındayım, bak bana nasıl da büyüdün, yetişkin oldun, herseyi yetişkin bilinci ile çözebilirsin&#8217; demek.</p>
<p>Sarılıp onu şimdiki yaşına büyütüp, gözlerinin içine bakıp, kalbinin en seven yerine koyup, güvendesin şimdi demek.</p>
<p>Kolay değildi iki aynı gözü farklı zaman dilimlerinde aynı hizaya getirmek.</p>
<p>Ya yapmasaydım, ya o çocuğun elinden tutmasaydım?</p>
<p>Yeryüzünde travması olmayan hiçbir insan yokmuş, çünkü insan hayatında en az 1 defa sevmediği onu etkileyen bir olayı susup kabul etmek durumunda kalırmış.</p>
<p>Konuşulmayan, çözülmeyen herşey bir gün bir yolunu bulup çıkmaya mahkumdur, çıkmıyorsa da muhakkak sonraki nesile aktarılır diyor yazar Mark Wolynn.</p>
<p>Genellikle de küçük çocuklar, her zaman olmasa da, hayatı ilk çocuklardan -ya da tek çocuktan- biraz daha iyi sürdürürler, çünkü tek çocuklara aktarılmış olan aile geçmişinin bitmemiş meseleleri daha büyük paya sahiptir. Yani dışarıdan bakıldığında kardeşlerden biri travmadan hiç yara almamış gibi görünebilir, diğeri ise yüklenmiş olabilir.</p>
<p>Yani kimse pamuklar içinde değildi, ama -miş, mış gibi yaşayanlar hep vardı ve bu kadar çalışmadan sonra onları çok net bir şekilde farketmeye başlamıştım.</p>
<p>Hem kendimin hem de etrafımdakilerin farkında olmak artık keyifli bir oyuna dönüşmüştü benim için. Her gün kendimle ilgili birşeyi öğrenmek beni gün geçtikçe derinleştirmişti. Ama kendinin farkında olmadan yaşayan -yaşayıp giden- diyelim insanları anlamakta güçlük çekmeye başlamıştım, kendine sığlık beni rahatsız ediyordu, hala da eder.</p>
<p>Hayat buna değerdi, sorgulanmalıydı, derinleşmeliydi, bi altı üstüne gelmeliydi. Ama yok kolay hep ordaydı, ona kavuşmak derinleşmeden daha cazipti, yorulmuyordun, sorgulamıyordun.</p>
<p>Bu sorguya bir kere bile girmeyen kimse bunun keyfine varamazdı, hep uzak görürdü bunu, nerden çıktığı belli olmayan acılarını yok saymak daha kolaydı.</p>
<p>Aslında bir kere geçse kendinden, içinden, derin derin, gördükleri karşısında hayretler içinde kalırdı.</p>
<p>Peki nasıl yapmalıydı, ne yapmalıydı?</p>
<p>Travmaların en büyük özelliği onu anlatma ya da açığa çıkarma konusundaki yetersizliğimizdir der Wolynn. Sadece kelimeleri kaybetmeyiz, aynı zamanda hafızamız ile ilgili kayıplarımız vardır. Travmatik bir olay sırasında, düşünce süreçlerimiz öyle dağınık ve düzensiz hale gelebilir ki asıl olaya ait anıları fark edemez oluruz. Bunun yerine anılarımız, görüntüler, bedensel algılar ve kelimeler halinde içimizde biryerlere dağılır ve bilinçaltımızda depolanır. Sonra herhangi bir şeyle hatta asıl deneyimi uzaktan andıran bir tetikleyici ile aktif hale gelir.</p>
<p>Bunun için neye olması gerekenden çok tepki veriyorsanız oraya bir bakın derim. Bilinçsizce, kendimizi belirli insanlara, olaylara veya durumlara geçmişi yansıtan o tanıdık, eski yollarla benzeri tepkiler verirken bulabiliriz. İşte buraları, bu anları normalmiş gibi kenarda bırakmayın, daha kötüsü ile karşılaşmadan çözün, çözemeseniz de farkına varın, emin olun farkına varmak bile acıyı azaltıyor.</p>
<p>Sabah kalktığınızda bir amaçsızlıkla uyanıyorsanız, içiniz sıkılıyorsa, işyerinde yanınızdaki çalışma arkadaşınızın yaptığı bir yanlışa aşırı tepki veriyorsanız, ilişkilerinizde hep sizden ayrılıyorlarsa, ya da hep siz ayrılıyorsanız, bir parfüm kokusu içinizi eziyorsa, eski bir fotoğrafa bakamıyorsanız, geceden korkuyorsanız, yanınızdan her geçen kişinin size zarar vereceğini düşünüyorsanız, işyerinde yaptığınız kimsenin umrunda olmayan o minik hatayı siz günlerce düşünüp içinizi eziyorsanız, içinizde sürekli onaylanmayı bekleyen minik bir kız/oğlan çocuğu varsa, yanınızda hep birilerinin olmasını istiyor kendinizle kalmakta sorun yaşıyorsanız, ne zaman ‘yapamazsın’ ya da başka sizi etkileyen bir kelimeyi duyduğunuzda sinirleniyorsanız, kısacası ‘bu neden benim başıma geliyor hep ya da neden sürekli aynı şeyi hissediyorum’ diyorsanız, durun orda, bir bakın kendinize, içinize, geçmişinize, söylenmeyi bekleyen şeyler var orada.</p>
<p>Ama iyi ayırdedin sizden mi kaynaklı bunlar ya da başkasının travmasına mı ortak oluyorsunuz. Yani bir arkadaşınız sizi erkek arkadaşını elinden almakla suçluyorsa ve siz kendinizden, bilinçaltınızdan eminseniz, o onun travması, kendi deneyimlediği bir aldatma/aldatılma olayını size malediyor olabilir, çok dikkat edin ki başkasının travması altında ezilmeyesiniz. Onun bilinçaltı oyunları sizinki olmasın.</p>
<p>Bilinmesi gereken en önemli gerçek; hiçbirşey kaybolmaz zihinde, sadece yön değiştir. Bilinçaltı duyulmak için ısrar eder, tekrarlar o yanlışın doğrusunu yaşayana kadar, düzeltmek ister.</p>
<p>İzin verin bilinçaltının kapısının kırılmasına, en azından aralayın, zihninizin bilinçli olmayan ne varsa bunlara ‘kader’ ismini takmasına izin vermeyin sakın, gidin üzerine, size söyleyecekleri var emin olun.</p>
<p>Zihnin odacıklarına ulaşmak hiç kolay değil biliyorum ama içinizdeki kız çocuğuna ulaşmaya değmez mi? Size vereceklerine..</p>
<p>Dilek Bolat</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/gecmis-asla-olmus-degildir-gecmis-gecmis-bile-degildir/">Geçmiş asla ölmüş değildir; geçmiş, geçmiş bile değildir</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/gecmis-asla-olmus-degildir-gecmis-gecmis-bile-degildir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Var olmanın dayanılmaz ağırlığı</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/var-olmanin-dayanilmaz-agirligi/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/var-olmanin-dayanilmaz-agirligi/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[neselif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2020 08:34:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilek Bolat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=19144</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; 19 Ekim 2020 / Malta Az mıyım, çok muyum? Var mıyım, yok muyum? Ben neyim? Kaç mıyım, göç müyüm? Hiç miyim, suç muyum? Ben kimim? İzlediğim bir psikoloji videosunda kimim, yenim, nerdeyim gibi soruları soran kişilerin hayatın anlamını derinlemesine kavramaya calısan insanlar olduğunu ve bunun herkes için alışıldık bir sorgulama olmadığını söylemişti. Var mıydım, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/var-olmanin-dayanilmaz-agirligi/">Var olmanın dayanılmaz ağırlığı</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-19145 size-full" src="https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/10/Canva-Row-of-Black-and-Gray-Polished-Pebble-on-Gray-Surface-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1708" srcset="https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/10/Canva-Row-of-Black-and-Gray-Polished-Pebble-on-Gray-Surface-scaled.jpg 2560w, https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/10/Canva-Row-of-Black-and-Gray-Polished-Pebble-on-Gray-Surface-300x200.jpg 300w, https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/10/Canva-Row-of-Black-and-Gray-Polished-Pebble-on-Gray-Surface-1024x683.jpg 1024w, https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/10/Canva-Row-of-Black-and-Gray-Polished-Pebble-on-Gray-Surface-768x513.jpg 768w, https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/10/Canva-Row-of-Black-and-Gray-Polished-Pebble-on-Gray-Surface-1536x1025.jpg 1536w, https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/10/Canva-Row-of-Black-and-Gray-Polished-Pebble-on-Gray-Surface-2048x1367.jpg 2048w, https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/10/Canva-Row-of-Black-and-Gray-Polished-Pebble-on-Gray-Surface-450x300.jpg 450w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>19 Ekim 2020 / Malta</p>
<div data-ogsc="rgba(0, 0, 0, 0.847)">
<div data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">
<div data-ogsc="rgba(0, 0, 0, 0.847)">
<div>
<div data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Az mıyım, çok muyum?<br />
Var mıyım, yok muyum?<br />
Ben neyim?</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Kaç mıyım, göç müyüm?<br />
Hiç miyim, suç muyum?<br />
Ben kimim?</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">İzlediğim bir psikoloji videosunda kimim, yenim, nerdeyim gibi soruları soran kişilerin hayatın anlamını derinlemesine kavramaya calısan insanlar olduğunu ve bunun herkes için alışıldık bir sorgulama olmadığını söylemişti.</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Var mıydım, fiziken olmam varolmamı karşılıyor muydu?</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Şu an kendimi Sex and the City dizisindeki Carrie Bradshaw gibi hissetmiştim; Maltanın başkentinde, içeri girdiğimde tanıyan yüzlerin tebessümle karşıladığı cosy bir kafede omzumda hafif bir şalla jazz müziği eşliğinde el yapımı bir bardaktan şarabımı yudumlayıp puromu içime çekerken ve beni, benliği, varlığı sorgularken..</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Evet o frekanstaydım, yazabilirdim şimdi; dışarı çıkmayı bekleyen ateş alevini gün yüzüne çıkarabilirdim. Birkaç haftadır seyahatlerim sebebiyle başına oturup yazı yazamadığım, moda giremediğim için vicdan azabı çekerken çok önemli bir süreci gözden kaçırdığımı farkettirmişti bana.</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Bu sabah yataktan kalktığımda yıllardır hayatımda olan, olduğuna binlerce şükürler ettiğim, azıcık aklım karışsa, ruhum yolunu kaybetse yanında soluk aldığım 80 yasındaki bir dostumla -hayatıma iyi kötü derin olarak dokunan herkes, hayatımda olmasa da dostumdu, çünkü derin olmayan ilişkiler hiçbir zaman ilgi alanımda olmamıştı- bu farkındalığı yaşamıştık.</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">’ben’ üzerine uzun uzun konuşmuştuk.</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Önce ‘ben’ dedi, sonra senler başlar dedi. Karışık kafamı daha da karıştırmıştı.</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Eğer senle benin yeri değişirse vay haline; tüm rotan değişir, yönü belli olmayan rüzgara karşı gelmeye çalışan yenkenli gibi oradan oraya savrulup durur insan dedi. İnsanın pusulası neydi, gönyesini nasıl doğrulturdu, nasıl bulurdu yolunu, kendini..</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Yolu bulmak kendini bulmaya yeter miydi?</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Her yol insanı kendine götürür müydü?</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Ya çıkmaz sokaklar, ya bitmeyen, yapışıp lastik gibi süzülen ya da hiç yaşanmamış gibi biten yollar?</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Hangisi, hangileriydi ‘ben’?</p>
<p data-ogsc="rgba(0, 0, 0, 0.847)">Ses miyim, sus muyum?<br />
Sis miyim, pus muyum?<br />
Ben neyim?</p>
<p data-ogsc="rgba(0, 0, 0, 0.847)">Ak mıyım, pak mıyım?<br />
Al mıyım, sat mıyım?<br />
Ben kimim?</p>
<p data-ogsc="rgba(0, 0, 0, 0.847)">Döndüm durdum bu sorunun etrafında.</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Evet tek bir soruydu beni buralara getiren, milyon şeyi aynı anda sorgulatan.</p>
<p><span style="font-family: arial, sans-serif;" data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">O zaman dedikleri kadar vardı, ‘ben’lik üzerine sorulan her soru, sizi daha da derinleştiriyordu, parçalarınızı topluyordu bir araya, varlığınızı gerçekliyordu.</span></p>
<p><span style="font-family: arial, sans-serif;" data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Ya bu sorular olmasa? Salt fiziksel varlığınız, var eder miydi sizi?</span></p>
<p><span style="font-family: arial, sans-serif;" data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Hep istiyoruz ki her sorumuzun sihirli bir cevabı olsun, köşeyi dönünce karşımıza çıksın, kestirmeden hemen bulalım onu.</span></p>
<p><span style="font-family: arial, sans-serif;" data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Ya bu yolda karşınıza çıkan başka cevaplar, başka sorular?</span></p>
<p><span style="font-family: arial, sans-serif;" data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Ya insanın ‘ben’ i bulamadan, ‘bir’ </span><span data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">olmadan çoğalmaya çalışmaları?</span></p>
<p><span style="font-family: arial, sans-serif;" data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Hayalini kurduğum ‘dünyanın bütün şehirlerinden güneşin batışını izleme’ ütopyama karşılık Valletta’da deneyimlediğim güneşin batışı ve bu sorular beni hayli tatmin etmişti.</span></p>
<p><span style="font-family: arial, sans-serif;" data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">‘ben’ sorusunun cevabını ararken yolda bulduklarıma minnettardım bugün.</span></p>
<p><span style="font-family: arial, sans-serif;" data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Evet önce ‘ben’di, sonra senler geliyordu, gelmeliydi.</span></p>
<p><span style="font-family: arial, sans-serif;" data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">2003 yılında ÖSS sınavı için hazırlanırken bir dershanenin Türkiye genelinde düzenlediği ücretsiz bir deneme sınavına girmiştim, ilk 3’te yer aldığım için de discman hediye etmişlerdi. O dönem o kadar istiyordum ki bir cd çalarım olsun, eve de bir öğlen elimde dismanle girince annem bu konuyu kendi yöntemleriyle epeyi kurcalamıştı <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Benim onu hakettiğime sonunda inanıp discman’le aşkımı yaşamama izin vermişti. Hatta olayı ticarete döküp 1 pil karşılığı 5 şarkı dinletiyordum lisedeki arkadaşlarıma. Bir pil almanın pahalı olduğunu düşündüğümüz yıllardı.</span></p>
<p><span style="font-family: arial, sans-serif;" data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Neyse ÖSS sonucum geldi ve kendimi beşiktaş meydandaki korsan CD satan seyyarcıda buldum. Kendime hediyem ‘Şebnem Ferah’ cdsiydi. CD yi alıp beşiktaş sahile inip -bilenler bilir, şimdiki Üsküdar teknelerinin kalktığı yerin sağ tarafında kumdan sahil vardı- ayaklarımı boğaza sokup birsürü pilimle birlikte şarkıları dinlerken aşırı mutlu olmuştum. Yıllardır emek verdiğim sınavı geçmenin tatlı mutluluğuna kapılıp kendime ‘artık kendine dönme zamanı’ demiştim. Yıllarca kendimi kenara koyup sınavı ‘ben’ in önüne koymuştum, o zamandan farketmiştim yanlış olduğunu ama başka çarem yoktu ki. Bazı coğrafyalar kaderindi, ‘ben’le ilgili soruları sordurmuyordu, savaştığın başka şeyler oluyor bu coğrafyalarda.</span></p>
<p><span style="font-family: arial, sans-serif;" data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">’sen’ ler ‘ben&#8217;in önüne geçiyordu.</span></p>
<p><span style="font-family: arial, sans-serif;" data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Nedense Şebnem’in daha sonra çıkardığı ama beynimin bir şekilde o gece dinlediğim şarkı olduğuna ikna ettiği aşağıdaki sözlerdi -beynimin oyunu, farklı zamanlardaki farklı objeleri bağdaştırması- o gece ayaklarım buz tutana kadar dinlediğim;</span></p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Benim hiç boyanmamış<br />
Dört duvarım var<br />
Çatlaklarından sızıp<br />
İçinden geçtiğim</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Benim hiç yıkılmamış<br />
Duvarlarım var<br />
Dikkatle baktığımda<br />
Ardını gördüğüm adeta</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Sen hiç hiç oldun mu<br />
Birden duruldun mu<br />
Bulanıkmış berrakmış<br />
Her suyu içtin mi</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Altında ağ olmadan<br />
Yerden yükseldin mi?</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Artık kendi duvarlarımı boyayabilirdim, ‘ben’i arayabilirdim.</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">O gece başlayan sorularım hala devam ediyor, hala bulamadım ama bu yolda bulduğum cevaplar belki de ‘ben’ için sorduğum sorulardan  ve cevaplardan daha önemliydi.</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Çakıl taşlarım var<br />
Her yerden topladığım<br />
Boşluğa düştüğümde<br />
Oyunlar yaratıp oynadığım.</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">Bu yolda o kadar çok çakıl taşı buldum ki, varlığıma beni götüren..</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">’sen’ i ‘ben’den uzaklaştıran neyin varsa savaş onunla, kazanamıyorsan da barış.</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">‘ben’liğe götüren çakıl taşlarının bundan sonra nasıl da yoluna çıktığına şaşıracaksın, emin ol buna!</p>
<p data-ogsc="rgb(34, 34, 34)">
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/var-olmanin-dayanilmaz-agirligi/">Var olmanın dayanılmaz ağırlığı</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/var-olmanin-dayanilmaz-agirligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni normalde yeni bir rutin: Meditasyon</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/yeni-normalde-yeni-bir-rutin-meditasyon/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/yeni-normalde-yeni-bir-rutin-meditasyon/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ziyahan Albeniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2020 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilek Bolat]]></category>
		<category><![CDATA[bir çift yürek]]></category>
		<category><![CDATA[meditasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nameste]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[nikolay tesla]]></category>
		<category><![CDATA[sonsuzluğun mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[yoga]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=18528</guid>

					<description><![CDATA[<p>Korona döneminde İstanbul&#8217;da yaşayan bir arkadaşımla ortak rutinimiz olsun diye hemen hemen hergün Yoga yapmaya başlamıştık. Yine bir gün online olan derslerden birine katılıp yoga yapıyordum ve hoca öyle bir poza girmemizi istemişti ki büklüm büklüm olmuş, elim kolum başım nerde yerlerini pek hissedemiyordum. O anda ’ öyle bir ana gidin ki kötü bir şey [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/yeni-normalde-yeni-bir-rutin-meditasyon/">Yeni normalde yeni bir rutin: Meditasyon</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Korona döneminde İstanbul&#8217;da yaşayan bir arkadaşımla ortak rutinimiz olsun diye hemen hemen hergün Yoga yapmaya başlamıştık. Yine bir gün online olan derslerden birine katılıp yoga yapıyordum ve hoca öyle bir poza girmemizi istemişti ki büklüm büklüm olmuş, elim kolum başım nerde yerlerini pek hissedemiyordum. O anda ’ öyle bir ana gidin ki kötü bir şey yaşamışsınız ya da haber almışsınız ve nefesinizi tutuyorsunuz’, ‘şimdi o tüm sıkışmışlıklardan kurtulmak için derin derin nefes alıp verin, hatta verirken de süreyi uzatın’ demişti. Vücuduma bir titreme gelmişti o an, özellikle pelvis bölgesinde biriktirdiğimiz kötü enerjiler vücudumdan süzülerek benden uzaklaşıyordu. 40 dakikalık ders bittiğinde kapanışı 10-15 dakikalık bir meditasyonla yapmamızı istemişti.<br>Meditasyon mu? Yıllardır dönem dönem denediğim ancak odaklanmakta zorluk çektiğim için bir türlü başarılı olamadığım başarısızlıklar silsilesiydi benim için. Aslında ne de eski bir bilgiydi benim için meditasyon; lise yıllarımda okuduğum Marlo Morgan’ın ‘Bir Çift Yürek’ kitabında Avustralyalıların göçebe kültürünün sembolü olan Aborjinlerin birbirleri ile nasıl iletişim kurduklarını öğrendiğimde o dönemde  aynen onlar gibi iletişim kurmayı denemiştim. Hatta ortaokuldan beri görüştüğüm çok sevdiğim bir erkek arkadaşımla bir kafede buluşup sahaflardan çok ucuza bulduğumuz bilim teknik dergilerini karıştırır saatlerce üzerine konuşurduk. Çok akıllı bir çocuktu ve her şey bilimseldi onun için, ilk defa mistik bir konuyu masaya yatırdığımda şaşırmış ve konuşmak istememişti. Ama uzun süren ikna aşamasından sonra o da kitabı okuyup meditasyon ve telepati konularında denemeler yapmaya başlamıştık. Artık her buluşmamız özel anlara dönüşmüş, kendi kendimize deneyimlediğimiz meditasyon seanslarımızı birbirimizden yorumlar alarak dinler olmuştuk, hatta ikili meditasyon denemeleri bile yapmıştık, birbirimizin zihinlerini okuyarak iletişim kurmak harikaydı. Sanırım en çok varlığımı hissettiğim, dışarıdan gelen etmenlere kendimi kapattığım, yalnızca kendimi yaşadığım dönemdi benim için. Sonrasında hayat kavgası, kargaşası, telaşı bir şekilde kara delik gibi tüm enerjiyi kendine çekip uzaklaştığın bir döngüye dönüşüyor ve içinde zaman algısını kaybettiriyor.<br></p>



<p>Yıllar sonra dönem dönem denediğim ama her defasında vücudumun ve zihnimin bir yolunu bulup tepki gösterdiği deneyimdi benim için meditasyon; vücudum saniye hareketsiz kalamazken zihnim sürekli yer değiştiriyordu. Ama bu defa farklıydı; yogada yaşadığım enerji transferinden sonra yaptığım meditasyon beni yine 15 sene önceki deneyimlerime götürdü, evet aynı histi, hatta daha da güçlü. Vücudum ne dersem yapmaya hazır bir asker gibiydi, zihnim ise tam da o andaydı, hiçbir yere gitmiyordu, bana dönüşün keyfini yaşadım. O an hiç bitmesin istedim, ne kadar sürdüğü konusunda bir fikrim yok ve hatta telefonum uzun uzun çalmasaydı daha da uzun kalmayı yeğlerdim.<br></p>



<p>Evlerine girince ‘ses olsun’ diye hemen televizyon açan karşısında uyuyakalan arkadaşlarım, ailem; kendi sesinizi duymaktan neden bu kadar korkuyorsunuz? <br></p>



<p>Bundan kurtulmanın bir yolunu mu arıyorsunuz, minik reçetemi meditasyon üzerinden aşağıda maddeledim;<br>Odaklanmanızı sağlayacaksa meditasyon esnasında müzik de dinleyebilirsiniz ama dinlerken müziğin frekansına dikkat etmenizde fayda var. Tesla’nın da söylediği gibi <em>&#8220;Eğer evrenin sırlarını bulmak istiyorsanız enerji, frekans ve titreşim konuları üzerine düşünmeniz gerekiyor.”</em>Bu sebeple 432 Hz frekansta müzik dinlemek kendinizdeki sırları ortaya çıkarırken daha faydalı olacaktır.<br>Çünkü, dinlediğiniz çoğu müzik 1953 yılında alınan uluslararası bir karara göre 440 Hz’dir ancak gezegenimizin doğal titreşimine bakıldığında bu frekansın doğal rezonans ile uyumlu olmadığı görülmektedir. Bunun da insan bilinci ve davranışı üzerinde negatif etkilerinin olduğu düşünülmektedir.</p>



<p>1. Meditasyona başlamadan önce telefonunuzu uçak moduna getirin ve her gün 5 dakika yaparak başlayın,</p>



<p>2. Sevdiğiniz bir müziği açın ve dans edin ya da 20-25 dakika yoga yapın,</p>



<p>3. Dik durabileceğiniz herhangi bir oturuşu tercih edin, bedenin dik konumda olması zihnin uyku haline geçmesini önler,</p>



<p>4. Yere oturacaksınız altınızda bir yastık olsun, hatta yastığın ucuna oturun, sandalyeye oturmak ve duvara yaslanmak da olabilir,</p>



<p>5. Sizin için rahat bir oturuşa yerleştikten sonra karın deliğinden aşağısını yere doğru bırakın, karın deliğinden yukarısının da göğe doğru uzadığını hayal edin,</p>



<p>6. Yatarak da meditasyon olabilir ancak uyuma riskine karşılık ilk etapta oturmayı tercih edin, bunun istisnası uykuya geçişte sorun yaşayanlar, yatar pozisyonda uyumadan önce meditasyon yapabilirler, dolu zihinle bahsetmenin en kolay yolu,</p>



<p>7. Zihnin sürekli çalışması insanı bedenine ve nefesine yabancılaştırıyor, meditasyon zihni kendi haline bırakıp dikkati beden ve nefeste tutma çalışmasıdır,</p>



<p>8. Burun deliğinden giren nefesin göğüs kafesine dolmasını ve göğüs kafesinin iki yana doğru genişlemesini fark edin,</p>



<p>9. Nefes alırken kalçayı aşağı doğru bırakın ancak tüm vücut kendini bırakmasın, başın tepesinden yukarı doğru uzadığınızı hayal edin,</p>



<p>10. Dikkati düşüncelerden nefese getirmek için nefes saymak güzel bir yöntem. 1’den 10’a kadar sayıp, tekrar 1’e dönerek nefes alıp verebilirsiniz,</p>



<p>11. Düşünceleri hızla akan trafikteki araçları seyredermiş gibi izleyin, yorum yapmadan izlediğinizde belirecek ve yok olacaklar,</p>



<p>12. Düşüncelerin peşine takıldığınızı farkettiğiniz her an nefesinizi hatırlayın,. Böyle anlarda hangi sayıda olduğunuzu unutabilirsiniz, sayıyı unuttuğunuzda tekrar 1’den başlayın,</p>



<p>13. Düzenli olarak meditasyon yapmaya başladığınızda zamanı kademeli olarak 20-25 dakikaya kadar artırabilirsiniz.<br>Ve hiç korkmadan ara ara zihninize gelen,  salisede giden görüntülerin üzerine gidin, emin olun söyleyecekleri var size.<br></p>



<p>Namaste.. .</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/yeni-normalde-yeni-bir-rutin-meditasyon/">Yeni normalde yeni bir rutin: Meditasyon</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/yeni-normalde-yeni-bir-rutin-meditasyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlığınızı seçtiniz mi yoksa zorunda mı kaldınız?</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/yalnizliginizi-sectiniz-mi-yoksa-zorunda-mi-kaldiniz/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/yalnizliginizi-sectiniz-mi-yoksa-zorunda-mi-kaldiniz/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ziyahan Albeniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2020 17:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilek Bolat]]></category>
		<category><![CDATA[boş zaman]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[kitqp]]></category>
		<category><![CDATA[korona virüs]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[serdar kuzuloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[tercih edilmiş yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/yazarlar/dilek-bolat/yalnizliginizi-sectiniz-mi-yoksa-zorunda-mi-kaldiniz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir sorun bakalım kendinize, ama samimiyetinizle cevaplayın &#8216;yalnız kalmak istiyor musunuz’? Yine bir podcast dinledim ve Corona döneminde içine düştüğüm, hatta hala zaman zaman varlığını hissettiren bu duygumla ilgili sorularıma cevaplar buldum. Biraz Serdar Kuzuloğlu&#8217;nun podcastinin özeti gibi olacak ama sizlerle paylaşmasaydım vicdan azabı çekerdim kesin, çünkü bu duygunun içine aldığı herkes bu nimetten nasiplenmeli, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/yalnizliginizi-sectiniz-mi-yoksa-zorunda-mi-kaldiniz/">Yalnızlığınızı seçtiniz mi yoksa zorunda mı kaldınız?</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir sorun bakalım kendinize, ama samimiyetinizle cevaplayın &#8216;yalnız kalmak istiyor musunuz’?</p>



<p>Yine bir podcast dinledim ve Corona döneminde içine düştüğüm, hatta hala zaman zaman varlığını hissettiren bu duygumla ilgili sorularıma cevaplar buldum. Biraz Serdar Kuzuloğlu&#8217;nun podcastinin özeti gibi olacak ama sizlerle paylaşmasaydım vicdan azabı çekerdim kesin, çünkü bu duygunun içine aldığı herkes bu nimetten nasiplenmeli, özellikle bu virüs döneminde.</p>



<p>Evet konumuz yalnızlık; seçmişsin, zorunda kalmışsın, iyi birşeymiş, kötüymüş, gerekliymiş, değilmiş hepsinin üzerinden geçeceğiz.</p>



<p>Öncelikle Ekvador ülkesinde mutluluk bakanlığının olduğunu biliyor muydunuz? Ya da mutsuzluk bakanlığının İngilterede olduğundan haberiniz var mıydı? Hatta çok şaşırtıcı; İngilterede yaşlılar arasında yapılan bir araştırmaya göre son 1 aydır kimse ile görüşmeyen 200 bin yaşlı var, toplamda da 9 milyon yalnız insan. Yani bir nevi işkence, yani tecrit. Tabi bunun en büyük sebebinin teknoloji çağında olmamızın yansımaları olduğu düşünülüyor. Yani insanlar fiziken görüşme yerine internet ortamında görüşmeyi daha çok tercih ediyor. Bu sebeple yalnızlık internet üzerindeki en büyük payda. Hatta dikkat ettiyseniz online ingilizce konuşma sitelerinde çoğunluk yaşlı ve konuşma gereksinimlerini buradan karşılıyorlar. Yani tecritten kaçıyorlar&#8230;</p>



<p>Diğer konu ise yalnız kalmamız sistem tarafından istenmiyor çünkü takip zorlaşıyor; yani hükümetler, tarikatlar, işyerleri insanların grup şeklinde yaşamalarını istiyor, bireyselliği öldürmek istiyorlar. Plazalara bir bakın, artık neredeyse tüm işyerleri açık ofis, WC’ ler bile paravanlarla kapatılıyor, duvar yok. Aynı şekilde ortalama süresi 15 sene olan okullar da insanları sistemde birlikte tutmanın diğer yolu, dinler, tarikatlar gibi.</p>



<p>Ayrıca, gün geçtikçe sosyal medyada takipçi sayımız artıyor ama fiziksel yalnızlığımız büyüyor. Neden fiziksel görüşmeye ihtiyaç duyuluyordu; havadis takası ve birbirimizden akıl almak için ama artık fiziksel olarak biraraya gelmek için o kadar az sebebimiz kaldı ki. ‘Her’ filmi de bu konuyu ele alan bir film, fiziksel olarak görüşmek yerine yapay zeka ile görüşüyordu ana karakter. Düşünsenize telefonun/bilgisayarın ucundaki insan gibi bütün ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz biri ve size asla sorun çıkarmıyor. Görüldüğü gibi teknoloji çok büyük bir açığı kapatıyor; yalnızlığı.</p>



<p>Bir bakın instagram sayfanıza; bilimsel olarak max 105 kişi ile arkadaşlık ilişkinizi yönetebilirken yine de takipçi sayınız artsın istiyorsunuz ama onlarla arkadaş olmak istemiyorsunuz. Ayrıca bu kalabalıklardan taleplerimiz var, hep birşeyler istiyoruz onlardan; yeni aldığınız elbisenizle çekindiğiniz fotoğrafı beğensin istiyorsunuz, ilgi hoşunuza gidiyor. Ama hiç diyor musunuz ‘instagrama gireyim de bir arkadaşımın derdine ortak olayım, onu bir konu cesaretlendireyim’ : hayır! Ama fiziksel görüşmede bunları yapıyorsunuz.&nbsp;</p>



<p>Türkiye gerçeklerine gelelim; ortalama bir Türk insanı yalnız zaman geçirmez, bu zamanı da öncelikli olarak aile ile geçirir.&nbsp;</p>



<p>Türkçede bir kelime birden çok anlama geldiği için yalnızlık kelimesi bu sebeple biraz kafa karıştırıcı, bakın şu iki cümleye;</p>



<p>&#8211; çok yalnızım, delirmek üzereyim,<br />&#8211; beni biraz yalnız bırakın, düşünmem gereken şeyler var.</p>



<p>İlki tercih edilmemiş diğeri de ihtiyaç duyulan yalnızlık.</p>



<p>Peki yalnızlık kötü birşey mi?</p>



<p>Benim de çok sevdiğim Arthur Schopenhaur’un sözüyle devam ediyordu konuşmasına ‘insanın bu dünyada yalnızlık ya da bayağılıktan birisini seçmekten başka çaresi yok’</p>



<p>Bayağılığnın kökeninde kalabalık vardır.</p>



<p>Yapılan bir deneyde 500 şempanzeyi bir araya getirmişler ve çok büyük bir kaos çıkmış. 500 insanı biraraya getirdiklerinde bir sürü fikir ortaya çıkmış ama yaratıcılık eksik kalmış. Yaratıcılık için inziva gerekir, yani seçilmiş yalnızlık.</p>



<p>Tercih edilmiş ve gerçekleştirilebilinmiş yalnızlık bir ayrıcalıktır, yani yalnız kalabilmek istediğinde kalabilen, bu süreyi verimli bir şekilde değerlendirebilen ve bunu bitirmek istediğinde sosyal hayatına dönebilen insan bu çağda mutlu olmak için ihtiyaç duyduğu büyük bir hazineye sahiptir zaten.</p>



<p>Huzuru, mutluluğu kalabalıklarda bulmak zordur. Düşünmek ancak yalnız kalınabildiğinde yapılabilen bir eylemdir.</p>



<p>Peki emekli olan insanların mutsuzluğu, yalnız kaldıkları için ölümlerinin yaklaşması gerçeği? Emeklilikle birlikte göçüp gidenlerin oranı o kadar yüksek ki, nedeni ise tek sosyal ortamlarını işyerindeki insanlara göre kurmaları. Emeklilikle birlikte bu sosyal ortam ellerinden alındığında artık zihinleri bedenlerini kapatmaya başlıyor. Bu yüzden zorunda kalınmış yalnızlığı yaşamamak için yalnız kalmayı yönetmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Ayrıca yalnızlığın bir sorun olduğu mentalitesinden çıkmak gerekiyor. Aksine bunu  yaratıcılığı körükleyen bir fırsat olarak görmek gerekiyor, kaçınmamız gereken bir şey olarak değil. Sanat bile yalnızlığa ihtiyaç duyar, yeni için yalnız kalmak kaçınılmazdır.</p>



<p>Bir de yalnızlıkla tüketim arasındaki ilişkinin farkına varıp, tüketim uzağına düşmemek gerekir. Çünkü yalnızlık karşısında tüketim özendiriliyor; psikoloğa git, ilaç al, kitap al, tatil al, hep bir al serisi..</p>



<p>Bence sadece ‘meraklı olmak’ bile bu hayattaki mutluğun, yalnız kalmamanın en büyük anahtarı. Çünkü sizi öğrenmeye, sorgulamaya, okumaya, araştırmaya yönlendiriyor.</p>



<p>Bu sebeple elinizin altına bir kitap koyun bakalım neler hissedeceksiniz zorunda kalınmış yalnızlığınızı yaşarken?&nbsp;<br />Tercih edilmiş yalnızlığa olana dönmesini sağlayabilir belki?</p>



<p>Yazmayı bu yüzden seviyorum; yazarken farkında olmadığınız şeyler ortaya çıkıyor; Corona döneminde yalnızlık hapsine düşmemin sebebi virüs dışında bir şey öğrenme isteğimin olmamasıymış, bunu şuan çok net görebiliyorum.</p>



<p>Şimdi tekrar sorun aynı soruyu kendinize; içinizde bulunduğunuz yalnızlığı siz mi seçtiniz, yoksa zorunda mı kaldınız?</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/yalnizliginizi-sectiniz-mi-yoksa-zorunda-mi-kaldiniz/">Yalnızlığınızı seçtiniz mi yoksa zorunda mı kaldınız?</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/yalnizliginizi-sectiniz-mi-yoksa-zorunda-mi-kaldiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyada 1 gün</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/dunyada-1-gun/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/dunyada-1-gun/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ziyahan Albeniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Aug 2020 08:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilek Bolat]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada 1 gün]]></category>
		<category><![CDATA[stats]]></category>
		<category><![CDATA[worldmeters]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=18506</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayattaki en onemli ‘challenge’ ımı Einstein&#8217;in bu çok güzel sözüyle dile getirmek isterim; basit bir biçimde izah edemiyorsanız yeterince iyi anlamamışsınız demektir. Bu sebepledir ki ‘less is more’ düşünce tarzı benim mottom oldu son yillarda. Bu yazımda da çok gerilerde bıraktığım mühendislik kimliğim ile kelimelerden cok sayılarla konuşarak çok basit bir şekilde 1 günde dünyada [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/dunyada-1-gun/">Dünyada 1 gün</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Hayattaki en onemli ‘challenge’ ımı Einstein&#8217;in bu çok güzel sözüyle dile getirmek isterim; basit bir biçimde izah edemiyorsanız yeterince iyi anlamamışsınız demektir. Bu sebepledir ki ‘less is more’ düşünce tarzı benim mottom oldu son yillarda.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yazımda da çok gerilerde bıraktığım mühendislik kimliğim ile kelimelerden cok sayılarla konuşarak çok basit bir şekilde 1 günde dünyada neler oluyor aktarmak istiyorum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Covid-19 ile hayatıma giren </span><a href="http://www.worldometers.info"><span style="font-weight: 400;">www.worldometers.info</span></a><span style="font-weight: 400;"> sayfası sanırım en çok ziyaret ettiğim sitelerden biri haline geldi ve buradaki datalarla excelde hazirladigim minik bir formülle dünyaya tepeden bakmak çok şaşırtıyor beni her defasında.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hatta koronanın ilk zamanlarında minik çalışmamı Türkiye’de bir gazete ile paylaşmıştım, bir kısmını kullanmaları çok sevindirmişti beni.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelelim 1 günde dünyada neler oluyor istatistiklerine; (28/08/2020 &#8211; 10.28 saati itibariyle)</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Dünya nüfusu :  7.807.955.781. Her yıl 81 milyon artış var ve son 40 yılda nüfus 2 katına çıktı,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bugün 162.945 çocuk dünyaya gelirken 68.509 kişi vefat etti. Yeni doğan kişi sayısı, ölen kisi sayisindan %40 daha fazla. Yani popülasyonda yaklaşık 94.000 kişilik bir buyubüyüme var, peki yeterli kaynak var mı bu devasal büyüme için? Cevaplar az sonra</span><span style="font-weight: 400;">?</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Korona virüsünden sebep 1.079 kişi vefat ederken aşağıdaki veriler bu virüs dışında da başımızda daha önemli belalar olduğunu gösteriyor, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Basit bir nezleden vefat eden kisi sayisi 576,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">5 yas altı vefat eden çocuk sayısı 8.964 iken 365 çocuk doğum anında öldü,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">50.212 tane kürtaj yapıldı,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">1.995 kişi HIV/AIDS cinsel hastalığından öldü,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">9.750 kisi kanserden, 1.166 kisi Sıtma hastalığından öldü,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bugün 6.5 milyon sigara içilirken sigaradan 5.950, alkolden de 2.979 kisi öldü,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">1.278 kişi intihar etti , Korona virüsünden ölen kişi sayisindan daha fazla,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">1.610 kisi trafik kazasi geçirip öldü,</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya nüfusu  7.807.955.781 iken 798.391.241 kişi yani nufusun %10’unun temiz suya ulaşımı yok, ulaşan 554.573 kişi de sudan kaynaklı ölüm yaşadı.</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Nufusun %11’i sınırlı kaynaklar sebebiyle yeterli beslenemezken, %33’u aşırı kilolu ve obez kategorisinde ve 13.610 kisi açlıktan öldü.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Nüfus istatislikleri beni hayretler içinde bırakırken gelelim doğanın durumuna;</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bugun 6.350 hektar orman yok oldu</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">8.557 hektar arazi erozyon sebebiyle yok oldu</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">14.688 hektar alan çölleşti,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">12.006 ton zehirli kimyasal dünyaya yayıldı,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">44.395.285 ton CO2 emisyonu gerçeklesti, yani küresel ısınmaya sebep olan atmosfere salınan sera gazı gibi düşünebilirsiniz,</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Enerji kısmında,</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Harcanan 213 mio MWh enerjinin sadece %15’i doğal enerji kaynaklarından, %85’i doğal olmayan kaynaklardan tedarik edldi. </span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Nedir bu doğal olmayan enerji kaynakları: petrol, doğalgaz,  kömür vs, işte size son durumu bu kaynakların;</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Dünyadaki petrol rezervi 43 yıl sonra, doğalgaz 57.575 gün sonra, kömür 148.744 gün sonra bitecek,</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Harika haber 1 katrilyon MWh Güneş enerjisi dünyaya ulaşıyor, burdan yola çıkıp bu enerjiyi kullanılabilir doğal enerji kaynağına çevirip %15’i artırmanın yollalrını bulmalıyız, çünkü bedava.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi sıra teknolojide;</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">97.720 araba, 186.659 bisiklet üretildi,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">308.058 bilgisayar üretilirken internet kullanan kişi sayısı bugün itibariyle 4.660.287.605 kişi yani nufusun yaklaşık %60’i. Ve bu kullanıcılar bugün 119.646.5985.125 mail gönderdiler,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">303.509 TV, 2.982.191 cep telefonu satıldı,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">3.203.585 blogda yazısı yazılırken, 356.664.582 tweet atıldı, Google’da 3.341.998.447 arama yapıldı,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">1.769.375 yeni kitap basıldı,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">215.780.225 gazete dağıtıldı,</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki harcanan paralar? Bugün itibariyle; </span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sağlık için 7.018.205.255 USD,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Eğitim için 4.795.775.852 USD,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Savunma için 2.174.586.225 USD,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Uyuşturucu için 263.479.096.225 USD harcandı.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Tum bu datadaki sonuçlara baktığımızda, </span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İnsanlık bu korona virüsünden daha büyük sağlık sorunlarıyla savaşıyor ve dünyanın daha iyi bir sağlık sistemine ihtiyacı olduğu aşikar,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Uyuşturucuya harcanan para 263 bilyon USD iken sağlık, eğitim ve savunma harcamaları toplamı sadece 14 bilyon USD, cok şaşırtıcı değil mi? Datalarda uyuşturucudan ölen kişi sayısı nedense yer almıyor, bu daha da şaşırtıcı bence ama araştırmama göre sigara, alkol ve uyuşturucudan ölen kişi sayisı 10 mio’un üzerinde. Alkol ve sigaradan ölenleri çıkardiğımda  uyuşturucudan ölen kişi sayisi 5 mio’nun üzerinde,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Korona&#8217;dan ölen kişi sayısı bugün itibariyle 836 bin kişi, uyuşturucudan ölen kişi sayısı Korona&#8217;dan ölen kişi sayısının 16 katı. Bu tablodaki en korkutucu sonuç bu bence,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Doğal enerji kaynaklarının bir an önce %15 seviyelerinin üzerine çıkması için yatırımlar yapılmalı, yoksa başka kaynaklar bulunmadığı sürece dunyadaki diğer enerji kaynaklarının tükenmesi için kısıtlı bir zaman var. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Küresel ısınmada hala farkındalığın yeterli seviyelerde olmadiği anlaşılıyor, halbuki sadece sağlık açısından bile baktiğınızda kutuplardaki buzulların erimesiyle ortaya çıkan yeni virüs ve bakteriler insanlar için tehdit oluşturuyor ve yeni hastalıkların habercisi, bu sebeple en azından kontrol edebileceğimiz karbon ve zehirli kimyasalların salınım seviyelerinin düsürülmesi için çalışmalar yapılmalı, insanlık bilinçlendirilmeli, eğitimler verilmeli, enerji dersleri mufredatlara eklenmeli vb,</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki okuma oranı? Beni en çok üzen data bu; gazete okuma ve kitap basım oranı nüfusa göre çok düşük maalesef, insan sabah çay ya da kahvesinin yanında 2-3 gazeteye gözatmıyorsa, akşam evinde bir yarım saat okumuyorsa, öğrenmek için ilgisini çeken bir şey yoksa, etrafında neler oluyor, bana ne oluyor/olacak merakına düşmüyorsa? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yılbaşı gecesi bu yıl kendinizden beklentileriniz arasında ’&#8230;sunu/bunu öğreneceğim’ yoksa? Geçen yıl bir önceki yıl kendime verdiğim sözleri tuttum mu kaygınız yoksa?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha önceki <a href="https://www.maltahaber.com/dilek-bolat/ikigai/">Ikigai</a> başlıklı yazımda da belirtmiştim, ikiga&#8217;inizin tamamlanması için otomatik olarak ‘what the world needs (Dünya için ne yapabilirim) ‘ düsüncesi aklınıza düsmüyorsa? Dünya’ya nasıl faydalı olabilirim düşüncesi için hiçbir aksiyonunuz yoksa?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tablo yukarıdaki gibi ve hic parlak görünmüyor, bu sebeple kendime şu soruyu soruyorum;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben ne yapabilirim bu tabloyu duzeltmek için? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ya siz?</span></p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/dunyada-1-gun/">Dünyada 1 gün</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/dunyada-1-gun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her üzüldüğünüzde , mutsuz hissettiğinizde depresyondayım sananlardan mısınız?</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/her-uzuldugunuzde-mutsuz-hissettiginizde-depresyondayim-sananlardan-misiniz/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/her-uzuldugunuzde-mutsuz-hissettiginizde-depresyondayim-sananlardan-misiniz/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ziyahan Albeniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Aug 2020 08:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilek Bolat]]></category>
		<category><![CDATA[aldous huxley]]></category>
		<category><![CDATA[david burns]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[feeling good]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[seneca]]></category>
		<category><![CDATA[serdar kuzuloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=18489</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her üzüldüğünüzde , mutsuz hissettiğinizde depresyondayım sananlardan mısınız?  Güzel haber; her üzüntü depresyon değildir diyor okudugum &#8216;Feeling Good&#8217; kıtabının yazarı David Burns.  Peki neden mutsuzluğa bu kadar toleransımız düşük, neden herhangi bir duygu gibi bunu da sıradanlaştıramıyoruz? Çünkü okuduğumuz tüm kişisel gelişim kitapları, sosyal medya, içinde olduğumuz tüketim toplumu vs mutluluğa kanalize, siz hiç mutsuzluğunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/her-uzuldugunuzde-mutsuz-hissettiginizde-depresyondayim-sananlardan-misiniz/">Her üzüldüğünüzde , mutsuz hissettiğinizde depresyondayım sananlardan mısınız?</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div><span style="font-size: small;">Her üzüldüğünüzde , mutsuz hissettiğinizde depresyondayım sananlardan mısınız? </span></div>
<div></div>
<div><span style="font-size: small;">Güzel haber; her üzüntü depresyon değildir diyor okudugum &#8216;Feeling Good&#8217; kıtabının yazarı David Burns. </span></div>
</div>
<div></div>
<div><span style="font-size: small;">Peki neden mutsuzluğa bu kadar toleransımız düşük, neden herhangi bir duygu gibi bunu da sıradanlaştıramıyoruz?</span></div>
<div></div>
<div><span style="font-size: small;">Çünkü okuduğumuz tüm kişisel gelişim kitapları, sosyal medya, içinde olduğumuz tüketim toplumu vs mutluluğa kanalize, siz hiç mutsuzluğunu paylaşan bir instagram kulanıcısı gördünüz mü ya da teknolojinin mutsuzluk vaadettiğini?</span></div>
<div><span style="font-size: small;"> </span></div>
<div><span style="font-size: small;">Bu yazı için çalısmaya başladıgımda insanların mutluluk tariflerini incelemek istedim ve bir tarif çok etkiledi beni; <em>&#8216;Mutluluk insanın bütün istek ve özlemlerine eksiksiz ulaşması ya da ulaşmak istenen olguya erişince duyumsanan sevinç’</em> diyordu tanım. </span></div>
<div></div>
<div><span style="font-size: small;">Bir insanın bütün istek ve özlemlerine eksiksiz ulaşması mümkün mü? İstekler hiç biter mi? Daha önceki yazılarımda mükemmelliğin ne kadar da ulaşılmaz olduğunu ve insanı nasıl mutsuz ettiğini belirtmiştim. Yani mutluluk tanımının içinde bile mutsuzluk var. Mutluluğu ulaşılmaz kılan da maalesef bu tanımla yola çıkan mutluluk avcıları.</span></div>
<div></div>
<div><span style="font-size: small;"><span style="color: #333333;">Serdar Kuzuoğlu’nun <em>&#8216;Zihnimin Kıvrımları&#8217;</em> serisinin sıkı takipçisiyim ve o podcastlerin birinde şu soruyu soruyor; <em>&#8216;neden&#8217; sorusunun cevabı olmayan şey nedir? Yani öyle birşey ki o kendi varlığının sembolü. Yani o güzel </em></span><em><span style="color: #333333;">arabayı aldın, neden? Çünkü sana iyi hissettiriyor, iyi hissedince mutlu oluyorsun. Ya da karnıyarık yemeğine bayılıyorsun, neden? Çünkü o his seni annene götürüyor ve sonunda mutlu oluyorsun. İntihar etmek bile mutluluk hissinden aslında temeline baktığımızda, amaç mutsuzluk haline dayanamayıp mutluluğa kavuşmak. </span></em></span></div>
<div><span style="font-size: small;"><span style="color: #333333;"> </span></span></div>
<div><span style="font-size: small;"><span style="color: #333333;">Peki nedeni olmayan şey nedir; mutluluk! Yani mutluluğun bir adım ötesi yok, sorusu da yok ve tüm yaşama amacımız gibi görünüyor. Ama şartlı; önce istediğimiz ‘her şeye&#8217; ulaşıyoruz sonra mutlu oluyoruz. </span></span></div>
<div><span style="font-size: small;"> </span></div>
<div><span style="font-size: small;"><span style="color: #333333;">Yazar Aldous Huxley der ki; <em>Mutluluğun peşinde koşan insan mutlu olamaz</em>, mutluluk başka yan şeylerin yansıması olarak hayatımıza gelir. Yani arayarak gelmiyor, kısa yolu da yok, tesadüfen geliyor hayatımıza. Bizi mutlu etmesinin sebebi de bu zaten; beklenmedik ve plansız programsız olması gibi. Yine de b</span>unları bilmemize rağmen mutluluk peşinde koşuyoruz. Schopenhaur der ki; <em>Doğuştan gelen tek bir yanılgı vardır, o da mutlu olabilmek için burada olduğumuz düşüncesidir.</em></span></div>
<div></div>
<div><span style="font-size: small;">Filozof Seneca da; <em>Ölçüyü aşan her şey zararlıdır ama en tehlikelisi ölçüsüz mutluluktur</em>,der.<br />
</span></div>
<div></div>
<div><span style="color: #333333; font-size: small;">Diğer konu da parası olan mutludur düşüncesi; tüketim toplumu mutluluğun sanki satın alınabilecek birşey olduğunu söyler bize. O villayı satın alırsan, o maaş artışını verirlerse kesin mutlu olursun gibi hep bir hedef koyarlar ve bu bizim de işimize gelir. Çünkü bir bedeli vardır mutluluğun ve bunun bedelini bilmek iyi hissettirir bize. Yoksa diğer tarafta beklenmedik bir şeyler yaşamak için anı beklemek daha zordur, ne de olsa garantisi de yoktur mutluluğun. Bunun için parayı zenginlik, zengin olmayı da mutluluk sanarız. </span></div>
<div><span style="font-size: small;"> </span></div>
<div><span style="color: #333333; font-size: small;">Peki mutluluk gerekli mi?</span></div>
<div><span style="color: #333333; font-size: small;"> </span></div>
<div><span style="color: #333333; font-size: small;">Çoğu hastalığın mutsuzluk kaynaklı olduğunu düşünürsek evet gerekli. </span></div>
<div><span style="color: #333333; font-size: small;"> </span></div>
<div><span style="color: #333333; font-size: small;">Ayrıca mutluluk yolunda karşımıza çıkan tanımlar var, bunlardan bazılarına değinmek istiyorum; mutluluk hissi ile memnun olma hissinin karıştırılması, tahammülsüzlük, sıradanlaşma gibi.</span></div>
<div><span style="color: #333333; font-size: small;"> </span></div>
<div><span style="font-size: small;"><span style="color: #333333;">Evet şu anki yaşadığım dönemde bunu çok net görebiliyorum; her şeyin çabuk çabuk yaşanması, ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı olması, insanların birbirine tahammülsüzlüğü, bir şey sıradanlaşacak diye kendilerine, yanındakilere uyguladıkları psikolojik baskı ve her şeyin mükemmel olması gerekliliği gibi. Bunların çoğunun sebebi ‘haz’ duygusundan kaynaklanıyor aslında. Bu duygu için yarına yatırımdan çok bugünü yaşayıp bir şekilde kapatayım duygusu geliyor, bundandır her şeyin kısa ve sığ oluşu. Çünkü derin korkutur, çünkü derin için hazdan başka duygulara yatırım yapmak gerekir, zordur derine gidiş. </span>Bu yüzden tüketim toplumlarında ruhun yerini beden almıştır. Duygulardan çok dışarıdan göründüğümüz şeklimiz önemlidir.</span></div>
<div><span style="color: #333333; font-size: small;"> </span></div>
<div><span style="color: #333333; font-size: small;">Amerikada yapılan bir araştırmaya göre yıllık 75 bin dolar kazanan biri ile 100 bin dolar kazanan birinin mutluluğu arasında çok büyük bir fark yok, normal bir apartman dairesinde oturan ile lüks bir rezidansta oturan birinin arasındaki mutluluk da hemen hemen aynı. Yani içeride hisler hemen hemen aynı ama tüketim toplumunun aşıladığı paranın mutluluk ile ölçülmesi dayatması dışarıdan durumu farklı gösteriyor.</span></div>
<div><span style="font-size: small;"> </span></div>
<div><span style="font-size: small;">Bu sebeptendir belki dışarıdan görünen ile gerçek farklıdır çünkü çoğumuz mutluluğun dışarıdan görüntüsü ile ilgileniriz ve çok havalı olduğunu düşünürüz. Nasıl mı? Mezun olunca, evlenince ya da çocuk sahibi olunca mutlu olacağımızı sanarız yani bir nevi enstitülere bağlarız mutluluğu.</span></div>
<div><span style="font-size: small;"> </span></div>
<div><span style="font-size: small;">Kısaca özetleyecek olursak mutluluk aldığınız o çok lüks araba ya da villa değildir. O araba ile kiminle yolculuğa çıktığınız, nereye gittiğiniz ve o yolda yaşadığınız deneyimlerdir. <strong>Aslında m<span style="color: #333333;">utluluk karşılık beklemeden yaşamaktır, vermektir, almaktır. Başkaları için yaptığınız şeyin sizde yarattığı mutluluk hissi başka çok az şeyde bulunur.  Bu yolla sadece siz mutlu olmazsınız, çok büyük olasılıkla karşınızdaki kişi/kişileri de mutlu edersiniz.</span></strong></span></div>
<div><span style="font-size: small;"> </span></div>
<div><span style="font-size: small;">Bu ara bu konulara dikkat etmemden sebep belki de çok sevdiğim bir arkadaşımın genelde mutlu olmasının sebebini daha iyi anlamaya başladım; çünkü o her sabah işyerinin <span style="color: #333333;">kapısındaki kedilere yemek taşıyor, öğle aralarında bahçedeki ağaçları suluyor, evinde baktığı sokak hayvanlarına sarılıyor, insanları önemsiyor ve karşılık beklemeden nasıl alış-veriş yapması gerektiğini naturel yoldan biliyordu.</span></span></div>
<div><span style="font-size: small;"> </span></div>
<div><span style="color: #333333; font-size: small;">Sanırım tarif bu kadar basitti ve aynı zamanda bu kadar zordu.</span></div>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/her-uzuldugunuzde-mutsuz-hissettiginizde-depresyondayim-sananlardan-misiniz/">Her üzüldüğünüzde , mutsuz hissettiğinizde depresyondayım sananlardan mısınız?</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/her-uzuldugunuzde-mutsuz-hissettiginizde-depresyondayim-sananlardan-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölümü bu kadar yakından hissedip yaşamaya nasıl devam edeceğiz?</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/olumu-bu-kadar-yakindan-hissedip-yasamaya-nasil-devam-edecegiz/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/olumu-bu-kadar-yakindan-hissedip-yasamaya-nasil-devam-edecegiz/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ziyahan Albeniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2020 08:00:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilek Bolat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=18443</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gece telefonum çaldı, çalıştığım şirketin CEO&#8217;suydu telefonun ucundaki. Birlikte çalıştığım arkadaşımın tüm haftasonunu birlikte geçirdiği erkek arkadaşı ateşlendiği için COVID-19 testi yaptırmış ve kötü haber; çocuk pozitif çıkmıştı! Kendisi işlerle ilgili neler yapmam gerektiği konusunda bilgi vermeye devam ederken o birkaç saniyede bin türlü şey aklıma gelmişti; 3-4 saat yarım metreden az bir mesafede toplantı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/olumu-bu-kadar-yakindan-hissedip-yasamaya-nasil-devam-edecegiz/">Ölümü bu kadar yakından hissedip yaşamaya nasıl devam edeceğiz?</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gece telefonum çaldı, çalıştığım şirketin CEO&#8217;suydu telefonun ucundaki.</p>
<p>Birlikte çalıştığım arkadaşımın tüm haftasonunu birlikte geçirdiği erkek arkadaşı ateşlendiği için COVID-19 testi yaptırmış ve kötü haber; çocuk pozitif çıkmıştı! Kendisi işlerle ilgili neler yapmam gerektiği konusunda bilgi vermeye devam ederken o birkaç saniyede bin türlü şey aklıma gelmişti; 3-4 saat yarım metreden az bir mesafede toplantı yapmamız, kontrol etmem için verdiği kağıtların tüm gün elimin altında olması ve öğle yemeğini de aynı yerde yememiz gibi.</p>
<p>Bir an dehşete kapıldım ve hiçbirşey duymadığımı hissettim, dünya etrafımda dönmeye başladı. Tek diyebildiğim <em>&#8220;bir dakika ayağa kalkayım&#8221;</em> idi. Söylediği her şeyi tekrar ettirdim ama söylediklerinin %80’i hala yok bende. Telefonu kapattık ama ne oturabiliyordum ne de ayakta kalacak kadar enerjim vardı.</p>
<p>Evet kas ağrım vardı ve birkaç gündür de yorgun hissediyordum, evet kesin enfekte olmuştum. Ne yapacaktım şimdi?</p>
<p>Test yaptırayım o zaman dedim ama o arada sesimi duymuş gibi CEO mesaj atmıştı, virüsün belirgin semptomları yoksa en yakın test yaptırma tarihi 1 hafta sonraydı. Ayrıca enfekte olduğunu düşündüğüm iş arkadaşımla konuştum hemen, sabah test yaptıracağını, 24 saat içinde de sonucunu alacağını söyledi. Hemen aynı odada olduğum diğer italyan arkadaşla konuştuk, o da<br />
inanılmaz endişeliydi. Hepimiz test sonucu cikana kadar hiçbir aksiyon almamaya karar verdik.</p>
<p>Evet aylarca bana uğramasın diye evden çıkmadığım, aldığım her ürünü derinlemesine temizlediğim, en az 2-3 ay yanyana gelip biri ile konuşmadığım; ülkeme, sevdiklerime dönemediğim, bütün planlarımı<br />
tarihi belli olmayan bir zamana ötelediğim, yalnızlığı dibine kadar hissetmeme neden olan sebep burnumun ucundaydı artık, yanyanaydık.</p>
<p>Ya enfekte olduysam, kan aldırmaktan korkan ben bu süreci nasıl atlatacaktım? Ya da atlatabilecek miydim?</p>
<p>Sabah zor oldu, gün zor bitti. Nefes çalışmaları yaptım bütün gün, nefesimi tuttum ve 10&#8217;a kadar saydım, öksürüyor muyum kontrol ettim. 35 yıldır hiç ateşim çıkmamış demek ki, ilk defa ateş ölçer aldım eczaneden. İnternetten bütün gün virüsü atlatan kişilerin videolarını izledim. Kimileri çok hafif atlatırken kimileri yaşadıkları en kötü zaman olduğunu söylüyorlardı ve hayatta kaldıkları için de şanslı olduklarını tekrarliyorlardı.</p>
<p>Soru işaretleri beynimi kemirdi, keşke virüs çıkar çıkmaz ailemin yanına dönseydim pişmanlıkları yaşadım. Ya yeteri kadar ilgilenmezlerse yabancı olduğum için? En kötü ne varsa hepsi geçti akımdan.</p>
<p>36 saatim böyle geçti ve sonunda iyi haberi aldık; negatif çıkmıştı, süper haberdi!</p>
<p>6 aydır yaşadığım korkunun çok daha fazlasını 36 saat içinde çok daha yoğun yaşamıştıım ama negatif çıktı diye iyi mi hatırlarım bu süreci; hayır ! Peki tüm hayatımızı durma noktasına getiren bu virüs süreci bittiğinde bizde nasıl etkileri olacak hiç düşündünüz mü?</p>
<p>Başka bir deyişle; ölümü bu kadar yakından hissedip yaşamaya nasıl devam edeceğiz?</p>
<p>Hepimiz kendimize bir hayat tutturmuş, kendi küçük dünyalarımızda irili ufaklı binlerce önemli veya önemsiz şeyin peşinde koşuyorduk. Koşmuyorduk aslında uyuyorduk diyor klinik psikolog Jak ve devam<br />
ediyor şu sözlerle; <em><strong>Gözlerimizi hayatın gerçeklerine yummuş günlük meseleleri tüm gerçeklik onlarmış gibi yaşıyorduk.</strong></em> Ama uyandık; uyandık gördük ki ölebiliriz, kaybedebiliriz, gördük ki her şey geçici; sağlık, maddi varlık, hayatlar, kendimiz. Çok değer verip çantada keklik gördüklerimiz, özlersem 2 saatte ordayım güvenli sözleri, zaten öyle olmalı dediğimiz çoğu şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğunu bu süreçte tam anlamıyla hissetmiş olduk.</p>
<p>Evet sonluyuz, evsiziz, yersiziz, yurtsuzuz. Evimiz, kendimiziz belki de tek gerçek.</p>
<p>Güvendiğimiz o bütün zeminler güvende hissedelim diye kendimizin yarattığı kurgular aslında. Uyandık, yüzyıllardır biriken yorgunluğumuzu üzerimizden atıyoruz şu an büyük derslerle. Ve bu süreçte hayatlarımızı, ötekini, berikini, dünyayı, doğayı takdir etmeden yorgunluğumuzu atamayacağımızı daha da anlamış olduk.</p>
<p>En basiti bir tatile çıkmak için bile ne kadar çok şartın sağlanması gerekiyormus, hiç düşünmezdim bunu.</p>
<p>Diğer konu ise; kendimi bildim bileli plan yapmayı severim; yarını, gelecek ayı, sonraki 5 seneyi ve güvende hissederim bunu yaparken. Ya şimdi? Yarını bilmeden yaşama rutini oluşturmak benim icin resmen bir eziyet. Hala oluşturmuş değilim, hatta bu süreçte hayatımla ilgili büyük kararlar vermek durumunda kaldım ve sonrasını bilmeden bu kararları vermek hala beni rahatsiz ediyor.</p>
<p>Ama işte <strong>‘new normal’</strong> dedikleri bu değil mi?</p>
<p>Benim bu sürecim kendimle ilgili yeni açılımlar yaşayarak, gereksiz ve beni yoran seyleri hayatımdan çıkararak, yeniyi selamlayarak, hayatın anlamının kalan her şeyden daha önemli olduğunu daha iyi<br />
kavrayıp o yönde kararlar alarak, plansızlıkla başetmeye calışarak, daha çok kabul ederek, sevdiklerimi özleyerek, benim için önemli olan kişileri hayatımda daha da değerlendirerek, sevdiğim şeyleri daha da parlatarak, minimalist yasam tarzına alışmaya calışarak ve çokça dondurma yiyerek geciyor.</p>
<p>Ya sizin <strong>&#8216;new normal’</strong> ınız nasıl gidiyor?</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/olumu-bu-kadar-yakindan-hissedip-yasamaya-nasil-devam-edecegiz/">Ölümü bu kadar yakından hissedip yaşamaya nasıl devam edeceğiz?</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/olumu-bu-kadar-yakindan-hissedip-yasamaya-nasil-devam-edecegiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
