<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türk imgesi Archives - Malta Haber</title>
	<atom:link href="https://www.maltahaber.com/tag/turk-imgesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link></link>
	<description>Malta&#039;nın Türkçe Sesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 Sep 2026 23:21:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/04/favicon.ico</url>
	<title>Türk imgesi Archives - Malta Haber</title>
	<link></link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Malta’daki Türk İzleri: Almanzor u Marija</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-almanzor-u-marija/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-almanzor-u-marija/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 23:18:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elif Ören]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Ören Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Almanzor u Marija]]></category>
		<category><![CDATA[din ve kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Giovanni Antonio Vassallo]]></category>
		<category><![CDATA[Malta edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[malta tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman imgesi]]></category>
		<category><![CDATA[önyargı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk imgesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-almanzor-u-marija/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düşman Denilen Âşık Dokuzuncu yazı. Sekiz yazıdır Malta’nın güneşte kavrulmuş sarı kireçtaşına sinmiş barut kokusunu, sokaklarda yankılanan bedduaları, tarlalara dikilmiş yüzsüz korkulukları, merdiven başında çocukların ödünü koparan kara gölgeleri anlatıp duruyorum. Arada korsan baskınları geçti, 1565’in bitmeyen gölgesi masanın başköşesine kuruldu. Tork kelimesi kimi zaman doğrudan Türk oldu, kimi zaman Osmanlı, kimi zaman da sadece [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-almanzor-u-marija/">Malta’daki Türk İzleri: Almanzor u Marija</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Düşman Denilen Âşık</strong></p>
<p><strong>Dokuzuncu yazı.</strong></p>
<p>Sekiz yazıdır Malta’nın güneşte kavrulmuş sarı kireçtaşına sinmiş barut kokusunu, sokaklarda yankılanan bedduaları, tarlalara dikilmiş yüzsüz korkulukları, merdiven başında çocukların ödünü koparan kara gölgeleri anlatıp duruyorum. Arada korsan baskınları geçti, 1565’in bitmeyen gölgesi masanın başköşesine kuruldu. <em>Tork</em> kelimesi kimi zaman doğrudan Türk oldu, kimi zaman Osmanlı, kimi zaman da sadece öfkeyle sıkılmış bir yumruğun ağızdan dökülen ilk hecesi. Bir yerden sonra insanın genzi yanıyor elbet. Yazanın da okuyanın da denize bakan bir pencereyi aralamaya ihtiyacı var.</p>
<p>Bu defa aradan bir aşk hikâyesi çıktı.</p>
<p>Adı <em>Almanzor u Marija.</em></p>
<p>On dokuzuncu yüzyıl Malta edebiyatının kurucu şairlerinden Giovanni Antonio Vassallo’nun bir baladı bu. Merkezinde, yan yana gelmeleri baştan tekinsiz sayılan iki kişi duruyor: Katolik Marija ile Suriye’den geldiği söylenen Müslüman Almanzor. Anlatı onu doğrudan “Türk” sayıyor. Gerçi serinin önceki duraklarından biliyoruz; o kelimeyi bugünün nüfus cüzdanı titizliğiyle okumamak gerek. Eski Maltacada <em>Tork</em>, yerine göre etnik Türk’tür, yerine göre Osmanlı tebaası, bazen Kuzey Afrikalı bir levent, bazen de sadece haçın karşısında duran bir Müslüman. Nihayetinde Almanzor Suriyeli, Müslüman ve Marija’nın ait olduğu dünyanın büsbütün dışında bir yabancı.</p>
<p>Üstelik âşık.</p>
<p>Hikâyenin en sahici tarafı da burada başlıyor. Vassallo bu sevdayı büyük bir meydan okumayla değil, gündelik bir sabah bekleyişiyle başlatır. Almanzor bir sabah Marija ayine giderken onu bir anlığına görebilmek, taş sokakta iki kelime konuşabilmek için yolun kuytusuna siner. Dikkat çekmemek için sırtına bir Hristiyan kisvesi geçirmiştir. Güneşin henüz sokakları ısıtmadığı, adanın o serin sabahında ayakkabı tıkırtılarının birbirine karıştığı bir an… Almanzor, eğreti elbisesiyle gözünü kilise yoluna dikmiş beklemektedir.</p>
<p>Marija köşeyi döner, Almanzor adımlarına yetişip aşkını söyler. Fakat aldığı karşılık bir aşk masalının yumuşaklığına hiç benzemez. Sekizinci yazının başlığındaki o eski sorunun yankısı, bu kez genç bir kadının ağzından duyulur:</p>
<p><em>“Xi trid minni, ja għadu? ja kiefer?”</em><br />
<em>(Şi trit minni, ya adu? ya kifer?)</em><br />
“Benden ne istiyorsun, ey düşman? Ey zalim?”</p>
<p>Almanzor’un o âna kadar ne yaptığına baksanız kayda değer bir kötülük bulamazsınız. Kıza el sürmemiş, kılıç çekmemiş, evine saldırmamıştır. Marija’nın bu ilk tepkisinde ne kadarı sahici bir korku, ne kadarı ailesinden çekinme, ne kadarı da adanın o ezberletilmiş sınırlarıdır, kestirmek zor. Fakat Marija, adamın söylediklerinden önce sırtındaki o emanet elbiseye ve gizlenemeyen yabancılığına cevap verir. <em>Għadu</em> (düşman) ve <em>kiefer </em>(zalim).</p>
<p>İki kelime; ardında ise koca bir adanın kederi ve tortusu. <em>Kiefer</em>, kökü itibarıyla Arapçadaki <em>k-f-r</em> kökünden gelir; dilimizdeki kâfir ve küfür kelimeleriyle aynı kaynaktan beslenir. Baladdaki doğrudan anlamı “zalim”dir; fakat Akdeniz’de tarafların birbirini dinî sınırın ötesine fırlatırken kullandığı o eski damgayı da içinde taşır.</p>
<p>Korsan teknelerinin sabaha karşı sahile bıraktığı dehşet, esir pazarları, çanların yabancı bir yelken görüldüğünde telaşla çalınışı… Bugün Valletta surlarından baktığınızda aşağıda gezi tekneleri ağır ağır köpük çıkarıyor, bir kafede fincanlar şıngırdıyor, arsız martılar masalardan bir şeyler kapmanın derdinde. Marija’nın ağzından çıkan o iki kelime ise bambaşka bir denize bakıyor. O kelimelerin içinde Almanzor’dan çok daha eski adamlar var.</p>
<p>Almanzor dönüp gitmez; Marija da sırtını büsbütün dönmez. Önüne katı bir hudut çizer: Dinini değiştirecek, vaftiz olacak, kilisenin suyundan geçecektir. Ancak ondan sonra konuşabilirler.</p>
<p>On dokuzuncu yüzyılın adasında oturup modern çağın uzlaşmacı hoşgörüsünü aramak beyhude. Almanzor şartı kabul eder. Başına su dökülür ve yeni bir isim alır: <em>Pawlu </em>(Pavlu).</p>
<p>Malta’da rastgele seçilecek en son isimdir bu. Havari Pavlus adanın taşında, toprağında, koy isimlerinde, kilise tavanlarındaki fresklerde her an hazır nazırdır. Suriye’den gelen adam, kilisenin kapısından adını da içeride bırakarak çıkar. Vaftizle düğün aynı gün yapılır, aile razı olur. Balad kendi hesabına mutlu sona ermiştir.</p>
<p>Arnold Cassola, erken dönem Malta şiirinde Müslüman imgesini incelerken bu baladı önemli bir basamak sayar; Türk’ün edebiyatta yavaş yavaş şeytani bir klişe olmaktan çıkıp insani bir çehreye kavuştuğunu, Vassallo’nun da bu dönüşümde öncü bir yerde durduğunu söyler. Haklı bir tarafı var elbet. Burada karşımızdaki figür artık tarlaya dikilmiş içi saman dolu bir korkuluk ya da merdiven karanlığında bekleyen öcü değil. Konuşan, arzulayan, bir kadının yolunu bekleyen ve seçim yapan bir insan.</p>
<p>Yine de metin o kadar kolay bir uzlaşma sunmuyor. Çünkü baladın bize anlattığı olay örgüsünde, Almanzor’a yöneltilen o “zalim” sıfatını doğrulayacak hiçbir davranış gösterilmez. Buna karşılık anlatının ona yakıştırdığı sıfatlar değişir. Önceden <em>għadu </em>(düşman) ve <em>kiefer </em>(zalim) olan adam, vaftizden sonra metnin ifadesiyle “<em>qdusija wera</em>”, yani “kutsallık sergileyen”, dolayısıyla artık cemaat için makbul birine dönüşüverir.</p>
<p>İşte hikâyenin asıl gerilimi burada. Kapı aralanmıştır aralanmasına, lakin eşikten Almanzor olarak geçmesine izin verilmemiştir.</p>
<p>Vassallo’nun kendi metinleri de zaten tek bir çizgide durmaz. Aynı yıl, 1843’te yayımlanan iki ayrı eserine bakmak bile bu zıtlığı görmeye yeter. 1775’teki din adamları ayaklanmasını anlattığı <em>Mannarino </em>şiirinde bambaşka bir vicdan konuşur; Rahip Mannarino’nun ağzından Şövalyelerin esir pazarlarında Müslüman Arapları satmasını eleştirir, insanın insan tarafından köle edilmesine karşı çıkar ve az önce bahsettiğimiz o <em>kefrin </em>(zalimler) sıfatını doğrudan Hristiyan Şövalyelerin üzerine çevirir. Fakat yine 1843 tarihli <em>Is-Sultan La Valette</em> destanına baktığınızda, Türkler yeniden surlara saldıran o mutlak, karanlık düşman kimliğiyle karşımıza çıkar.</p>
<p>İnsan, yazarları zihninde düz bir gelişim çizgisine yerleştirmeyi seviyor: Gençken önyargılıydı, sonra öğrendi, zamanla hoşgörülü oldu. Vassallo ise bu kadar kolay sınıflandırılmıyor. Bir metninde çağının koyu önyargılarını aşarken, başka bir metninde o bildik düşmanlık hafızasına geri dönebiliyor.</p>
<p>Almanzor’un hikâyesini akılda tutan da belki bu zıtlıklar.</p>
<p>Balad düğünle perdesini kapatıyor. Benim aklım ise hikâyenin o ilk sabahında. Marija kiliseye doğru adımlarını sıklaştırıyor, Almanzor sokağın dönemecinde bekliyor. Üzerinde başkasının kıyafeti var, fakat adı henüz Almanzor.</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-almanzor-u-marija/">Malta’daki Türk İzleri: Almanzor u Marija</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-almanzor-u-marija/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malta&#8217;daki Türk İzleri: It-Tork tat-Taraġ, Merdivendeki Türk</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-it-tork-tat-tarag-merdivendeki-turk/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-it-tork-tat-tarag-merdivendeki-turk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2026 17:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elif Ören Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[halk inanışları]]></category>
		<category><![CDATA[It-Tork tat-Taraġ]]></category>
		<category><![CDATA[kölelik tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[malta]]></category>
		<category><![CDATA[Malta mimarisi]]></category>
		<category><![CDATA[maltaca]]></category>
		<category><![CDATA[Türk imgesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=59737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Altıncı yazı. &#8220;Türk gelir seni alır, seni lokuma çevirir!&#8221; Bu dizi beni ziyadesiyle heyecanlandırıyor. Hem tam zamanlı çalışıyorum hem de küçük bir bebeğim var, ama akşam olup ev sessizleşince muhakkak okuyorum, not alıyorum, yazıyorum. Öyle heyecanlanıyorum ki yakın arkadaşlarımı sürekli yeni buluş mesajlarıyla taciz ediyorum. Bir de komşularım var tabii. Hepsi Maltalı, hem de &#8220;ben [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-it-tork-tat-tarag-merdivendeki-turk/">Malta&#8217;daki Türk İzleri: It-Tork tat-Taraġ, Merdivendeki Türk</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Altıncı yazı.</p>
<blockquote class="wp-block-quote"><p>&#8220;Türk gelir seni alır, seni lokuma çevirir!&#8221;</p></blockquote>
<p>Bu dizi beni ziyadesiyle heyecanlandırıyor. Hem tam zamanlı çalışıyorum hem de küçük bir bebeğim var, ama akşam olup ev sessizleşince muhakkak okuyorum, not alıyorum, yazıyorum. Öyle heyecanlanıyorum ki yakın arkadaşlarımı sürekli yeni buluş mesajlarıyla taciz ediyorum.</p>
<p>Bir de komşularım var tabii. Hepsi Maltalı, hem de &#8220;ben bu evde doğdum, babam da, dedem de burada doğdu&#8221; diyenlerden. Hangisini kapının önünde yakalarsam anlatmaya koyuluyorum, sonra öğrendiğim Maltaca ifadeleri deniyorum üzerlerinde. <em><strong>Ħaqq għat-Torok</strong></em> diyorum mesela, gülüyorlar, ben de gülüyorum.</p>
<p>Maltaca şaka da yapabiliyormuşum, <em>mela</em>!</p>
<p>Yan komşum Mary ile konuşuyorduk geçenlerde, dedi ki: &#8220;<em>It-Tork tat-Taraġ&#8217;ı</em> da yazsana. Merdivendeki Türk. Siyah olur, kırk elli santimlik küçük bir heykel. Tam senin araştırmana göre.&#8221;</p>
<p>Zaten bildiğim, çoktan araştırıp notlarıma aldığım bir konuydu.</p>
<p>Eski bir Malta evine girdiğinizi düşünün. Kapı ağırdır, taş serindir, dışarının bembeyaz ışığından içeri girince birkaç saniye hiçbir şey seçemezsiniz. Gözünüz karanlığa alışır.</p>
<p>Ve alışır alışmaz onu görürsünüz.</p>
<p>Merdivenin dibinde duruyor. Daha tek bir basamak bile çıkmadınız. Koyu tenli, kıpırtısız, sırtını korkuluğun en alt taşına dayamış. Mensola deniyor o taşa, ve merdivenin bütün ağırlığı onun üstüne biniyor.</p>
<p><em>Ġużi Gatt&#8217;ın Il-Miklem&#8217;de</em> yayımladığı yazıya göre bu heykellerin göze en çok çarpanları, korkuluğun yapısal bir parçası olan büyük taş olanlarmış. Çoğu zaman da elinde bir fener taşırmış, ya da üstüne fener konacak bir kaide, böylece karanlık merdiven boşluğu biraz aydınlanırmış.</p>
<p>İşe bakın, korkulan şey aynı zamanda yolu aydınlatan şey.</p>
<p>Nereden geldiğine ve neden ona Türk dendiğine bir bakalım.</p>
<p>Gatt&#8217;ın anlattığına göre on sekizinci yüzyılın başında, Venedik yakınlarında <em>Andrea Brustolon</em> adlı bir heykeltıraş zenginlere mobilya yapıyor, masaların ayaklarını koyu tenli insan figürleri biçiminde oyuyor. O yıllar, beyaz adamın Sahra&#8217;nın güneyinden binlerce insanı zincirleyip Amerika&#8217;ya taşıdığı yıllar. Siyah figür önce mobilyanın ahşabına giriyor, sonra taştan alçıdan heykellere geçiyor, ve moda bütün İtalya&#8217;ya, oradan Batı&#8217;ya yayılıyor.</p>
<p>Malta&#8217;ya da geliyor tabii.</p>
<p>Adının nereden geldiğini <em>Gatt </em>tek cümlede söylüyor: Maltalıların siyah, çirkin ya da tuhaf olan herkese &#8220;<em><strong>Tork</strong></em>&#8221; deme huyu varmış.</p>
<p>Yani heykelin Türklerle bir alakası yok. Bir Venedik mobilya modasından doğmuş, Atlantik köle ticaretinin gölgesinde biçimlenmiş, İtalya üzerinden buraya gelmiş. Sonra Maltalı ona bakmış, koyu tenli bulmuş, tuhaf bulmuş, ve elinin altındaki tek kelimeyi yapıştırmış.</p>
<p><em><strong>Tork</strong></em>.</p>
<p>Kelime yine taşıyamayacağı kadar çok insanı sırtına almış.</p>
<p>Beşinci yazıda <em><strong>iswed qisu Tork</strong></em> için konuşmuştuk bunu. Aquilina sözlüğünde ifadeyi kaydediyor ama &#8220;Türk&#8221;ün burada doğru karşılık olmadığını, aslında Berberi denmesi gerektiğini de not ediyor. Anton Attard da İkinci Dünya Savaşı öncesine kadar Kuzey Afrika&#8217;dan gelip yer bademi ve hasır satan Araplara halk arasında &#8220;Türk&#8221; dendiğini yazıyor.</p>
<p>Aynı huy. Bir deyimde, bir seyyar satıcıda, bir merdiven heykelinde.</p>
<p>Ad yapıştıktan sonra kendi hikâyesini de üretmiş üstelik. Anne babalar çocuklara <em>Tork tat-Taraġ&#8217;ın</em> yaramazları beklediğini, onları çuvala atıp mahzene indireceğini söylermiş. Mahzenin kapısı da çoğu zaman merdivenin altındaymış.</p>
<p>Şimdi mimariye bakın. Heykel merdivenin dibinde. Mahzen kapısı merdivenin altında. Tehdit aşağıyı gösteriyor, ve gösterdiği yer gerçekten orada.</p>
<p>Attard&#8217;ın makalesinde de bir korkutma sözü var. Gozolu anne babalar çocuklarını kuyulardan, mahzenlerden uzak tutmak için söylermiş:</p>
<p><em><strong>&#8220;Għax jiġi Tork għalik, jieħdok u jagħmlek lakumja!&#8221; </strong></em></p>
<p><em>Yani &#8220;Türk gelir seni alır, seni lokuma çevirir!&#8221; </em></p>
<p>Bizim çocukluğumuzdaki öcü misali. Yalnız Malta&#8217;nın öcüsünün bir dönem sarığı varmış.</p>
<p>Sarık demişken, orada da bir tuhaflık var.</p>
<p><em>Kliem u Storja</em> heykeli sarıklı diye tarif ediyor. Ama <em>Gatt </em>onu resmetmeye oturduğunda sarık koymuyor: kafası tıraşlı, tepede tek tutam saç, karnı dışarıda, boynunda halka. Yani kadırga kölesi kılığı.</p>
<p>Elimizde kökeni Venedik mobilya modası olan, Türklerle hiçbir ilgisi bulunmayan bir figür var, ve bunu en iyi bilen kişi <em>Gatt</em>, çünkü bizzat kendisi yazıyor. Ama çizdiği şey bir Osmanlı esiri oluyor.</p>
<p>Kelime işini bir kez daha görmüş. Üç yüz yıl sonra, hem de nasıl boşaldığını en iyi bilen elin altında.</p>
<p>Büyük eski evler hâlâ Malta&#8217;da. Merdivenler yerli yerinde, korkulukların oturduğu taşlar da öyle. Ama girdiğim hiçbir evde o köşe dolu değildi.</p>
<p>Ben de karakteristik bir tarihî evde oturuyorum, hem de ikinci kez. Bu yazıyı yazarken kendi merdivenimin dibine indim, korkuluğun oturduğu taşa baktım. Heykel yok elbette. Ama o köşeye bir daha aynı gözle bakamıyorum.</p>
<p>Evinizde varsa, dedenizin ninenizin evinde hatırlıyorsanız, bir antikacıda gördüyseniz, bir müzenin deposunda karşınıza çıktıysa, ya da yalnızca &#8220;Bizim ailede bundan söz edilirdi&#8221; diyebileceğiniz küçücük bir hatıranız bile varsa, yorumlarınızı beklerim.</p>
<p>The post <a href="https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-it-tork-tat-tarag-merdivendeki-turk/">Malta&#8217;daki Türk İzleri: It-Tork tat-Taraġ, Merdivendeki Türk</a> appeared first on <a href="https://www.maltahaber.com">Malta Haber</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/maltadaki-turk-izleri-it-tork-tat-tarag-merdivendeki-turk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
