<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gülçin Özşen Akkuş &#8211; Malta Haber</title>
	<atom:link href="https://www.maltahaber.com/category/z_author_arch/gulcin-ozsen-akkus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.maltahaber.com</link>
	<description>Malta&#039;nın Türkçe Sesi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 18 Jul 2020 22:43:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.maltahaber.com/wp-content/uploads/2020/04/favicon.ico</url>
	<title>Gülçin Özşen Akkuş &#8211; Malta Haber</title>
	<link>https://www.maltahaber.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hayat hakkını verdiğin yerde…</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/hayat-hakkini-verdigin-yerde/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/hayat-hakkini-verdigin-yerde/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ziyahan Albeniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Jul 2020 07:45:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gülçin Özşen Akkuş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=18370</guid>

					<description><![CDATA[En büyük çelişkiniz nedir? Benimki ebeveynlik; gerçekten kendime ait, bizzat benden olan, sakince gelen anneliğim ile, bilinçaltımdan fırlayıp kendini ortalara atıveren telaşlı anneliğimin çelişkisi… Bana kalırsa dünya üstünde en genel geçer ebeveynlik hali, kendinizi hep eleştirdiğiniz anne babanız gibi davranırken yakalayıvermenizdir. Tanıştırayım sizi, bilinçaltınıza merhaba deyin. O tepkisel davranışı yakaladığınızda, bir an durup da düşünseniz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En büyük çelişkiniz nedir?</p>
<p>Benimki ebeveynlik; gerçekten kendime ait, bizzat benden olan, sakince gelen anneliğim ile, bilinçaltımdan fırlayıp kendini ortalara atıveren telaşlı anneliğimin çelişkisi…</p>
<p>Bana kalırsa dünya üstünde en genel geçer ebeveynlik hali, kendinizi hep eleştirdiğiniz anne babanız gibi davranırken yakalayıvermenizdir.<br />
Tanıştırayım sizi, bilinçaltınıza merhaba deyin. O tepkisel davranışı yakaladığınızda, bir an durup da düşünseniz aslında, gerçekten size ait olan tepkinizi bulup gerçekleştirebilirsiniz bile. Ama hiç kolay değil biliyorum. Ben kendi gerçek ebeveynlik yolculuğuma başladığımda kızım çoktan 8 yaşındaydı, şaşırmayınız; bazılarımız hiç girmiyor bile o yola.</p>
<p>Bu genel duruma bir de göçmen olmayı eklersek, ebeveynlik yüzünüze yüzünüze &#8220;gel beni keşfet&#8221; diye bağırabilir. Çünkü ailenizden, akrabalarınızdan, eşinizden-dostunuzdan, hatta komşunuzdan ve de Türkiye&#8217;li olmaktan dolayı ayrıca kaynaşık ilişkilerden payınızı almanızdan dolayı kalabalıklar içinde büyüyen, sıkılmaya fırsat bulamayan evlatlarınız vardır. Oysa bu durumun kolaylaştırıcılığı ile sıkılıp bunalmadan, hatta sorgulamaya gerek bile duymadan ebeveynlik yapan sizin için artık her şey bambaşkadır. Bırakın çocuksuz bir aktivite yapıp kendinizi motive etmeyi, acile bile çoluk çocuk gideceğiniz günler gelmiştir.</p>
<p>Öte yandan karşılaştığınız ve alışık olmadığınız zorluklar, ailenize ve ebeveynliğinize yeni yollar kapılar açar ve sizden yeni bir siz doğurturken sancısını da beraberinde getirir. Ama zaten acıdan uzaklaşabilmenin en emin ve kolay yolu, dosdoğru acının içinden geçip gitmek değil midir?<br />
Malta&#8217;da yaşamaya başladığımızda biz de o hareketli, insan dolu, koşturmacalı, gidip gelmeli, yatıya bile kalmalı hayatımızdan sonra bir an üç başımıza kalınca şaşırdık. Eskiden su altında kalanlar yüzeye bir bir ulaşırken içimizden yeni bir aile evrildi. Sessiz sakin hayat, başta ne olduğunu anlamadan elbette, bizi birbirimize aynaladı ve günlük yaşantımızı epey değiştirdi.</p>
<p>Göçmen olmanın getirdiği bu tür zorluklara rağmen Malta&#8217;da ebeveynlik, artık bir çok yerde bulabileceğiniz bir çok kolaylıkla birlikte tecrübe edilebilir. Burada avantajımız adanın küçük ve her şeyin ulaşılabilir yakınlıkta, bir anlamda elimizin altında olması.</p>
<p>İlk senemizde kızımın yeni dile adaptasyonuna eşlik etmesi ve eskiden okul sonrası oynadığı apartman içi komşuculuğun eksikliğini hissetmemesi için, onu ders yılı içinde ve yazın da bazı aktivitelere teşvik ettim. Devlete bağlı ya da özel, burada çocuklar için bu tip olanaklar gayet yeterli ve maddi olarak da gayet ulaşılabilir. Doğada zaman geçirmek derseniz, her kıyıdan denize girebilmek ve sıklıkla bulabileceğiniz çocuk parkları, piknik alanları, hatta tırmanma, yelkencilik, dalış gibi daha alternatif spor organizasyonları büyük yardımcılarınız. Okul sonrası etüte devam edebilme, yazınsa yaz okuluna gidebilme şansı zaten sembolik rakamlar karşılığı mevcut. Sene içinde özel gün ve bayramlarda düzenlenen, sosyal medya aracılığıyla kolaylıkla takip edilebilecek parti ve daha farklı organizasyonlar ise çok çeşitli. Partileme, Malta&#8217;da çocuklara kadar ulaşmış bir yaşama biçimi olmuş gibi. Hatta inanın bir çocuk hiç bir etkinliğe, kursa katılmasa bile, karantina günlerini hariç tutuyorum, dışarıda sürekli hareketli bir hayatın döndüğü Malta&#8217;da hiç sıkılamayabilir.</p>
<p>Gelgelelim, bence çocukların sıkılma hakları ve hatta ihtiyaçları var. Fakat son 20 yılın çocukları öyle aktif ve hareketli bir dünyaya doğdu ki, sıkılmaya hiç fırsatları olmadığı gibi kötü zannettikleri sıkılmaktan doğacak yaratıcılığa şaşırma hazzını da hiç tadamadılar.<br />
Diğer yandan, bebekli anneler için Malta biçilmiş kaftan. Kendinizi sahil şeridine atın, bebeğini arabasına atmış yürüyüş yapan bir çok anne görürsünüz, içlerinden biri de kesin benimdir. Bizim memleketten aklımızda kalmış hatta genlerimize kadar kodlanmış olan &#8220;bebekle yapılacakların kısıtlı olduğu&#8221; fikri, &#8220;bebekli olunca öyle her yere gidilemez, bebeğin varsa artık evdesin&#8221; algısı, örneğin &#8220;toplum içinde ağlayan bebeğini devrilen gözlerle suçlu hissettirilerek susturmaya çabalayan zor durumdaki anne&#8221; görüntüsü, vs&#8230; bunlar Malta&#8217;da az rastlanan durumlar. Bırakın suçlu hissettirilmeyi, toplu taşımada bebek arabaları için ayrılmış yerler bulursunuz.</p>
<p>Zaten çocuklar omuzlarda yük gibi görülmeyip, çocuklu olma sebebiyle hayattan feragat edilmeyip, onları da hayata katarak var olan düzeni devam ettirince, çocuklar da daha adaptif büyüyor. Batı toplumlarında yaşam tarzı sebebiyle durum daha çok böyleyken, göçmen olmak da bu duruma doğallıkla yardımcı oluyor. Düzenli aile desteği ya da yardım alamayan göçmen ebeveynler ve çocukları hayatlarını karşılıklı uyumlayarak ilerliyorlar.</p>
<p>Parantezimizi açalım; birçok batılı ülkenin aksine Maltalılar arasında geleneksel aile birliği kuvvetli olduğundan, hatta tartışılabilir biçimde boşanma henüz birkaç yıl öncesine kadar yasak ve kürtaj da hala yasak olduğundan dolayı, çocuklu ve hatta bol çocuklu aileler yaygındır.<br />
Ayrıca yine beklenenden farklı olarak çocukların ve bebekli annelerin çevreden yakın ilgi gördüğünü söyleyebilirim. Biz Türkler gibi, sanırım Akdenizlilik ile biraz alakalı bu, Maltalılar&#8217;ın çoğu her hangi bir yerde karşılaştığı çocuklara yakın ve hatta sıcak davranır. Bebek arabasıyla toplu taşıma kullanırken, o arabayı hiç yalnız indirmek zorunda kalmadım sanırım otobüsten. Geçişi yavaşlatıyor diye kaba bakış ya da sözlerle karşılaşmak bir yana, aksine çocuklu annelere her yerde öncelik verilir, kolaylık sağlanır, yardım edilir, etmeyene devrik göz çakıldığına da şahitliğim vardır hatta.</p>
<p>Ben de benzerlerini, oğlumu dünyaya getirdikten sonraki ilk birkaç ayda eve kapanma korkusundan kendimi dışarı dışarı attığım ve emzirme önlüğü ile yakın arkadaş olduğumuz günlerde çok tecrübe ettim. Bir gün, ana caddede beni otomobille alacak arkadaşımı beklerken emzirmek zorunda kalıp da, önünde beklediğim binanın bahçesinin mermerine dayanıp emzirmeye başladığımda yanımdan geçerken beni tebrik etmekle kalamayan yaşlı bir Maltalı kadının, kendi oğlunu nasıl da her fırsatta emzirdiğine ve bu sayede hiç hastalanmadan büyüttüğüne dair hikayesini ayaküstü dinledim. Lütfen bir an durup düşünün; Türkiye&#8217;deki bir ana caddede araç beklerken emzirdiğinizi hayal edin. Ben sokakta, kafede, AVM&#8217;de, parkta, mağazada, otobüs durağında, plajda, her yerde emzirdim; hem de hiç çekinmeme gerek kalmadan, üzerimde tek bir göz hissetmeden. Bu, bize artık lutuf zannettirilen, varlığına şükrettiğim rahatlığın adını bile koyamıyorum, benim için çok değerliydi.</p>
<p>Son olarak, her ne kadar taşındığımdan beri biri siyasi biri mafya konulu olmak üzere 2 sağlam cinayet hatırlasam da, Malta genel anlamda güvenli ve suç oranı düşük bir ülke. Adli olaylar gerçekten az, çocuklara yönelik suçlar yaygın değil. Üzülerek belirtmeliyim ki, Türkiye&#8217;deyken parkta oynayışını gözümü kırpmadan takip ettiğim kızımla, burada parka gittiğimizde ona kitabımı okuyarak bile eşlik edebiliyorum. Bu çok muazzam bir özgürlük. Hayır efenim, kitap okuyabilen anne özgürlüğünden değil, gözü çocuğunun üzerinde değilken bile büyük ihtimalle güvende olacağını bilme özgürlüğünden bahsediyorum… Benim için çok kıymetli!</p>
<p>Hayat; kıymetlerimizi, değerlerimizi yaşayabildiğimiz sürece…</p>
<p>Ve çelişkilerimizden öğrenebildiğimiz kadar…</p>
<p>Gerekirse göçmek, gerekirse yerinde köklenmek, gerekirse keşfe kalkışmak!</p>
<p>Ama neticede hayat, en dolu tarafından hakkını verebildiğimiz kadar…</p>
<p>Sağlıcakla…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/hayat-hakkini-verdigin-yerde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerrat cetvelinden okul algısına</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/kerrat-cetvelinden-okul-algisina/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/kerrat-cetvelinden-okul-algisina/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ziyahan Albeniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2020 08:30:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gülçin Özşen Akkuş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=18191</guid>

					<description><![CDATA[Yurt dışında temel eğitim almak, her çocuk için farklı sonuçlar doğurabilir; kimi için zorlayıcı, kimi için ufuk açıcı olabilir… Sarsıcı, hatta travmatik olabileceği gibi, küçük dokunuşlarla harika bir deneyime de dönüşebilir. Yine de çocuk bile olsa kişinin, yaşadığı her olumsuz görünen deneyimden, kendisi olma yolunda katkı sağladığı yadsınamaz. İşte tam da bu yüzden, çocuklu göçleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yurt dışında temel eğitim almak, her çocuk için farklı sonuçlar doğurabilir; kimi için zorlayıcı, kimi için ufuk açıcı olabilir… Sarsıcı, hatta travmatik olabileceği gibi, küçük dokunuşlarla harika bir deneyime de dönüşebilir. Yine de çocuk bile olsa kişinin, yaşadığı her olumsuz görünen deneyimden, kendisi olma yolunda katkı sağladığı yadsınamaz. İşte tam da bu yüzden, çocuklu göçleri de çok zenginleştirici ve öğretici buluyorum.</p>
<p>Kızım kreşe başladığı günden beri, onun için okul hayatından beklediğim ilk şey; sistemi ezberci bulmam sebebiyle, çok bilgi öğrenmesi değil de öğrenmeyi, sorgulamayı sevmesi, nasıl sorgulayacağını öğrenmesiydi.</p>
<p>Bu fikirlerle Malta&#8217;ya geldiğimizde de ilk ümit ettiğim; oyuncu, canayakın bir öğretmen ve onun kolaylaştırıcılığıyla da yeni ortama ve dile adapte olabilmesiydi. Sonrasının çocuğa has bir şekilde kendiliğinden gelişeceğini düşünüyordum. Mesela bizim kıza pek has ilk durum; ilk sınıfındaki arkadaşlarının çoğu İtalyan olduğu için, İtalyan aksanlı İngilizce konuşmaya başlaması oldu. Sonrasında olayı İtalyan aksanlı Türkçe&#8217;ye taşımasa iyi olurdu gerçi…</p>
<p>Malta&#8217;da eğitim çocuklar için zorlayıcıdan ziyade eğlenceli olabiliyor. Karne yok, okul kapandıktan haftalar sonra eve gelen bir değerlendirme yazısı var. Değerlendirilme, kıyaslanma, yargılanma kaygısı yok, baskı ve rekabet ortamı hissedilmiyor; elbette bazı durumlarda olabilir, ancak Türkiye&#8217;deki sisteme göre bakarsak gerçekten yok. Sınavlar 4. sınıfta başlasa da öğrenci sınava girdiğini bile fark etmeden, kaygı hissetmeden değerlendiriliyor. Bu da ilerleyen yıllardaki sınav algısına olumlu katkıda bulunduğu için başarıyı arttırıyor.</p>
<p>Aslında ben, temel eğitim öğretimde günümüzde verilen ders bilgilerini çok detaylı buluyor, genel kültür seviyesinde öğretilmesinin yeterli olacağını düşünüyorum. Ezber isteyen, öğrencinin kapasitesini de genelde aşan, ona yüksek beklentiler yükleyen gereksiz ve zaten ilk fırsatta unutulacak o bilgilerin yerine ise; hayatın içinde pratik olarak işe yarayacak temel bilgiler verilse ne doğru, ne anlamlı olurdu. Örneğin, sinir sistemimiz ve anatomimiz, ilişkiler ve iletişim, aile ve toplum, insan hakları, hayvan hakları, cinsellik, anne babalık, çalışma hayatı gibi dersler alsaydık hayata gerçekten katkısı olmaz mıydı? Bence bırakın hayata katkısını, yeni bir canlı türü ortaya çıkardı da evrim teorisine bile katkısı olurdu&#8230;</p>
<p>Yok canııııım, elbette Malta&#8217;dan eğitimle ilgili beklentilerimiz bu değildi gelirken, merak etmeyin. Bunlar benim, ütopik diyebileceğiniz (ben diyemiyorum ama dikkat ediniz), şu anki gerçeklikten evet uzak ama hiç de imkansız olmayan, devrim niteliğinde umutlarım. Bilmem kaç yıl sonraya sesleniyorum: Bir gün dünya dönüşür de başka bir yer olursa, <em>&#8220;bir şahsına münhasır yazarımız da vardı, böyle de şeyler hayal ederdi, bunu da yeni mevzuata alalım&#8221;</em> dersiniz belki.</p>
<p>İşin şakası, diyecektim ama hay Allah şaka da değil, bağlacım yarım kaldı… İşin ütopyası (diyelim o halde), peki bugünümüzde uygulanabilir, ayakları yere basacak(!) fikirlere dönersek; eğitimin tatminkar olması neyi gerektirir? Dil eğitimini ve getireceği markayı bir kenara koyarsak, neden yurt dışında okumak bunca kıymetli oldu, neyi bulamadık da arıyoruz hala? (Ya da bu ikisini kenara koyunca soru sizin için anlamını mı yitirdi..?)</p>
<p>İyi eğitim, belli sınavlara iyi hazırlayan, bilgi odaklı bir sistem midir; yoksa uzmanlık eğitimi için bir altyapı, öğrenmeye ve araştırmaya teşvik eden, yetenek odaklı bir sistem mi? Bir gün bir yerde karşılaşılaşılacak muhtemel soruların cevaplarının ezberletilmesi midir; yoksa her ne soru gelirse gelsin, verilecek cevapları bulabilmenin öğretilmesi mi?</p>
<p>Düşünceler kafalarda uçuşadursun; Malta&#8217;da eğitim sisteminin hem devlet hem de hiç de azımsanmayack oranda özel okullardan oluştuğunu söyleyelim. Ben Avrupa zihniyetinde bir sistemin özel okula ihtiyacı olmayacağı önyargısına sahip olduğumdan, gelirken de özel okul derdinden kurtulduk diye sevinmiştim. Çünkü eğitim bir vatandaşlık hakkıydı ve devletin verdiği eğitim o kadar yeterli olmalıydı ki özel okul gereksinimi duyulmamalıydı ya hani! Oysa Malta&#8217;da durumlar farklıymış.</p>
<p>Öncelikle, Maltaca; telafuz olarak Arapça&#8217;ya, kelimelerin uzatılışıyla İtalyanca&#8217;ya benzeyen, sıra rakamlara gelince bir anda İngilizce&#8217;ye dönüveren dil. Ve evet Maltalılar kendi aralarında her zaman Maltaca konuşur. Temel eğitimini almış her Maltalı, ikinci resmi dil olan İngilizce&#8217;yi bilir; eğitimini ilerletmiş olup çok akıcı İngiliz İngilizcesi konuşanından tutun da, yoğun Malta aksanıyla çat pat konuşanına da rastlamışımdır. Yerli halkın Maltaca&#8217;yı korumaya çabaları çok aşikar olmakla beraber, dünya üzerinde dillerini bilen bu kadar azken, köklerini güvende hissetme kaygılarını, simgelerle de olsa direnmelerini de hiç yadırgamadım.</p>
<p>Hâl böyleyken, Maltaca tüm devlet okullarında zorunlu; fakat göçmenler arasında, Malta hariç hiç bir yerde geçerliliği olmayan bu dilin zorunlu tutulmadığı özel okulları tercih eden çok. Onun yerine öğrenci haklı olarak enerjisini geçerli ve işini daha çok görecek bir ikinci dile harcıyor. Öte yandan, göçmen halkın yaygın olduğu bazı bölgelerde devlet ilk okullarında, ana dil İngilizce olarak öğretilirken, Maltaca eğitimi Maltalılar&#8217;a ayrı ve anadil yoğunluğunda, göçmenlere ise yabancı dil olarak daha temel seviyede öğretiliyor. Biz de bu sayede kızımı devlet okuluna vermeye karar verdik, zaten bulunduğumuz şehirdeki devlet okulunda yerliden çok göçmen öğrenci vardı.</p>
<p>Göçmen olarak dil bilmeyen öğrencilerin yoğun olduğu okullarda, ilk ders yılında bu öğrencilere özel bir dil sınıfı açıldığını, bir senelerini yoğunlukla dil öğrenerek geçirdiklerini de bu vesileyle belirtmiş olalım.</p>
<p>Özel okullara rağbetin diğer bir sebebi ise dini eğitim. Sayın okur, Malta koyu Katolik bir ülke. Kapı süslerinde, pencere süslemelerinde bile dinin hakimiyeti gözlemlenirken, sevimli rahibe ablalar beyaz başörtüleriyle günlük hayatta karşınıza çıkabiliyorken bir dolu Kilise okulu olması kaçınılmaz. Gerçi devlet okulları da temel dini eğitim veriyor, ancak unutmadan aktaralım; ders zorunlu değil, bu dersin alternatifi olan etik değerler eğitimi ise hayli güzel, temel eğitime katkısı bol konular içeriyor.</p>
<p>Maltalılar için çok baskın olan, okullarda öğretilen, öğle yemeklerinde duaları okunan dini yaşam, buna rağmen, hiçbir şekilde kimsenin temel özgürlüğünü kısıtlamıyor, bir azınlığı rahatsız edecek seviyede haddini aşmıyor. Medeniyet dediğiniz nedir ki zaten? Ama örneğin bir çok batı ülkesiyle tezat şekilde, plajda üstsüz bulunmak yasaktır ve dolayısıyla yine de dinin baskılayıcı etkisi tartışmaya açıktır. Yeri gelmişken; her ne kadar daha bir kaç ay önce hükümetin bir kaç sefer yabancı çalışanlar hakkında bazı talihsiz söylemleri olduysa da, biz devlet okulunda herhangi bir konuda bir ayrımcılığa maruz kalmadık, kalındığına şahit olmadık, benzeri durumlar işitmedik.</p>
<p>Özel okullar bu şekilde çok tercih edilince, doğal olarak kapasiteyi kaldıramaz hâle gelmiş. Şu an her hangi bir özel okula başvurduğunuzda asla aynı anda kayıt yaptıramaz, ancak bekleme listesinde yerinizi alırsınız. <em>&#8220;Parasıyla değil mi kardeşim&#8221;</em> derseniz de, o işler Türkiye&#8217;de kaldı, unutun, herkes cebinde parasıyla sırada. Biliyorum ilginç geliyor; ama gittiğiniz yerlerde, malesef okullarda bile alıştığınız müşteri odaklı &#8220;çılgınca hizmet etme ruhu&#8221;nu asla bulamayacağınızı da hatırlatmak isterim.</p>
<p>Gördüğüm kadarıyla, biz Türkler, sanırım ülkemizdeki eğitimin son 20 yıldaki değişiminin de etkisiyle oluşan algımız sonucu, buralarda da varsayılan olarak özel okulları tercih eğilimindeyiz. Biz Malta&#8217;da devlet okulunda eğitim konusunda hiçbir pişmanlık henüz yaşamadıysak da; pandemi döneminde tüm özel okullar duruma hızla adapte olup eğitime online devam edebilirken, devlet okullarının işlenmemiş konuları da dahil ederek iletilen günlük ödevlerle ve birkaç kez online sınıf toplantısıyla yetinmesini elbette yetersiz buldum. Ancak şaşırmadım, çünkü Malta&#8217;da zaten bürokatik anlamda tatmin edici bir çaba, bir iş bitiricilik vs. durumu olmadığını bir çok yerde deneyimlemiştim.</p>
<p>Malta&#8217;da temel eğitimde telaşsız, sakince öğreten, extra bilgi yüklemeyen &#8220;okul&#8221; , bu taraflardaki çocukların zihninde sanki bir tık daha sevimli…</p>
<p>Ne diyelim, her şey algı meselesi, hele çocuklukta…</p>
<p>Algıladıklarımız yerine yerleştikçe fikrimiz, duygumuz, davranışımız haline geliyor..</p>
<p>Bize düşen de çocuklarımız için o ilk algıları doğru tarafından seçmekse eğer, çabalamaya ve hatta sadece bunun için bile göç etmeye değmez mi sizce de?..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/kerrat-cetvelinden-okul-algisina/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neresi sıla, neresi gurbet?</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/neresi-sila-neresi-gurbet/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/neresi-sila-neresi-gurbet/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ziyahan Albeniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2020 07:00:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gülçin Özşen Akkuş]]></category>
		<category><![CDATA[cumbalı ev]]></category>
		<category><![CDATA[expat]]></category>
		<category><![CDATA[göçmenlik]]></category>
		<category><![CDATA[kiralık ev]]></category>
		<category><![CDATA[malta]]></category>
		<category><![CDATA[sliema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=18041</guid>

					<description><![CDATA[İnsanı evinde hissettiren şey nedir? Evinizi eviniz yapan? İşte size göçmenlikte kendinize soracağınız ilk sorulardan biri! İtiraf edeyim, ben insanın kendinden, özünden gelen bir şeylere olan ihtiyacının bu kadar da önemli olduğunu, yoksunluğunu yaşayınca fark ettim. Malta&#8217;ya yerleşirken oturacağımız evi sadece fotoğraflarını görüp de kiralamış olsam da, bu beni pek rahatsız etmemişti. Detaylar üzerinde hiç [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanı evinde hissettiren şey nedir? Evinizi eviniz yapan? İşte size göçmenlikte kendinize soracağınız ilk sorulardan biri!</p>
<p>İtiraf edeyim, ben insanın kendinden, özünden gelen bir şeylere olan ihtiyacının bu kadar da önemli olduğunu, yoksunluğunu yaşayınca fark ettim.</p>
<p>Malta&#8217;ya yerleşirken oturacağımız evi sadece fotoğraflarını görüp de kiralamış olsam da, bu beni pek rahatsız etmemişti. Detaylar üzerinde hiç durmamış, temel gereksinimlerimi giderebilecek her yerde  huzurla yaşayabileceğime inanmıştım. Duygusal olarak güvende olma ihtiyacını atlamışım. Çok da köşeleri olmayan benim gibi birinin bile, uzun vadede iyi hissetmek için, eski alışkanlıkların bir kısmını da olsa devam ettirebilmeye, güç almak için tanıdık, güvenli, kendine ait şeylere ihtiyacı varmış anladım.</p>
<p>Eviniz büyük ihtimalle en rahat hissedebileceğiniz, kaslarınızı bütünüyle koşulsuzca gevşetebileceğiniz tek yer. Eviniz kendinizi tam anlamıyla ifade edebildiğiniz belki de tek yer. Eviniz sizi gerçek anlamda yansıtabilecek, hayata gerçek imzanızı atabileceğiniz yer. Eviniz kendinize kavuştuğunuz yer.</p>
<p>Özellikle göçmenlik halinin başlarında, gün içinde size çok uzak, yabancı hatta belki anlamsız gelen ortamlarda  olmanın yorgunluğunu yaşayabilirsiniz. Ve eğer yeni eviniz artık size ait bir yer olduysa, yarattığınız konforlu alanda bir miktar zaman geçirmek bile sizi yeni güne motive edebilir.</p>
<p>Malta&#8217;da göçmen bolluğundan olsa gerek, kiralık evler eşyalıdır. Aslında yeni gelen için hızlı yerleşip adapte olabilmek anlamında büyük avantaj olan bu sistem, bir süre geçince rahatsız edebilir insanı. Benim ilk zamanlar eve yabancı hissetmeme sebep olan nadir şeyler, yazın terleten kışın üşüten ama nedense hâlâ bu adadaki kiralık evlerde pek yaygın olan deri koltuklarla oturma odasının ayna kaplı duvarlarıydı. Hiç de önemsememiştim. Zamanla ve ruhum ister istemez gurbetlik sıkıntılarını tatmaya başladıkça; küçük şeylerin ne kadar rahatlatıcı ya da itici olup insanın ruh halini bile belirleyebileceğini anladım, eşyaların &#8220;kusur&#8221; ları gözüme batmaya başlar oldu.</p>
<p>Kusur derken büyük düşünmeyin, kime-neye göre kusur olur ki; ben sadece alışıldık olmayanı kastediyorum. Örneğin kullanılmış eşya üzerinde yaşamak benim gibi bazılarımızın alışık olduğu şey değil. Benim için ilk gerçek meydan okuma; o koca mobilyaların, Allah bilir ne kadar zaman önce yerine yerleştirilmeden, altını bizzat benim temizleyememiş olmama, ve sonradan da mobilyayı çekersem elimde kalır korkusundan yine temizleyemememe rağmen, &#8220;acaba arkalarında nice tozlar vardır&#8221; diye vahlanarak geçen anlarımın yıllar geçtikçe azalması olmuştur.</p>
<p>Kiracıysanız burada, evle ilgili tüm ihtiyaçları ve hatta tamiratları ev sahipleri yoluyla giderirsiniz. Zaten Akdeniz&#8217;in ortasında öyle &#8220;hoop arayayım tesisatçı damlasın, 1 saate maruzatım giderilsin&#8221; diye bir olay yok. Her ev için elbette genelleyemem fakat tüm hafta sonu susuz, soğukta falan kalmanız mümkün olduğu gibi; ev sahibiniz yurt dışında yaşarken yerine işleriyle ilgilenen bir emlak şirketiyse Pazar mesaisi de yapmayacağından emin olabilirsiniz. Ana sigortanın atmasıyla elektriklerin kesildiği bir hafta sonu, bir dondurucu dolusu donmuş yiyeceği ziyan olmasın diye arkadaşın evine taşıyan aileden bildiriyorum.</p>
<p>Öte yandan, bilirsiniz bizim kültürümüzde her türlü ev eşyasının, dekorasyon modasının ve hatta işlevsel olmayan objelerin bile yeri büyük. Zira evde bol vakit geçiren bir toplumuz, ilişkilerimiz çok kaynaşık, misafir ağırlama kültürü zirvede. Oysa Malta da dahil bir çok ülkede eşyaya o denli önem yüklenmiyor. İnsanlar sosyalleşmek için evi pek kullanmadıkları gibi ailece bile ortak alanlarda bizler kadar vakit geçirmiyorlar. Mutfak alışkanlıkları deseniz, Türk mutfağının 1 öğünde gerektirdiği emek, eşya ve kap kacağı toplasanız sanırım batı ülkelerinde üç günlük toplam yemeği hazır eder, dondurucuya atar, oooh rahat eder ve kalan zamanınızda da oturur kitap falan okursunuz.</p>
<p>Ayrıca kiralık evlerin çoğu burada genelde Türkiye&#8217;de alışık olduğunuz konforu içermeyebilir. Sanırım bu noktada kendi evinde oturanlarla istediği gibi döşeyenleri ve lüks sınıfındaki kiralık evleri tercih edenleri hariç tutmalıyım; ortalama sayılacak kiralık evlerde geniş alanlar, bolca dolaplar, vs. beklemeyiniz… Sonuç olarak banyosunda derli toplu bir dolabın, duş içi rafın olduğu, ya da TV karşısına atılıvermiş tek kanepe yerine oturma grubu bulunan bir ev direkt lüks sınıfına girebilir. Ya da… örneğin havanın çok nemli oluşundan dolayı evlerde çamaşır kurutma makinası bulabilirken, bulaşık makinasına lüks muamelesi yapıldığını görebilirsiniz.</p>
<p>Her ne kadar sadeleşmek çok desteklediğim, göçmenlik vesilesiyle de gerçekleştirmeye başladığım bir şey olsa da; bir Türk ailesi olarak elbette o tek kanepeye sığamayıp, koşa koşa akşamları yayılacağımız ortamı sağlayacak ikincisini satın aldığımız doğrudur. Pişman değilim yine olsa yine yaparım. Nihayetinde yuvada hissetmeye çalışıyorsak bu kadarı hakkımızdır.</p>
<p>İşte o ikinci kanepe, mutfağımdaki Türk tipi çaydanlık, emaye saklama kabı, edindiğim bir kaç kırlentle vazo, aile resimleri falan gibi bir kaç küçük esintimin; benim elimden çıkmadığı çok belli olan, su damacanalarının ve hatta ayakkabılığın kurulduğu, oturma odasının görülmemesi umulan o köşesine karşı direnişi heyecanla devam ediyor. (Burada damacananın hiç de yaygın olmadığını, teslimat için de en az 4 tane almanız gerektiğini yoksa bilmiyor muydunuz?)</p>
<p>Demem o ki, siz azıcık kalıcıysanız, kendi eşyalarınızı alma konusu bir düşünmeye değer.</p>
<p>Yine de iyi düşünün çünkü birçok göç alan ülkede olduğu üzere, muhtemelen evle ilgili zaten yüksek giderleriniz olacak. Burada da, göçmenlerin ve turistlerin yaygın yaşadığı yerlerde malesef fahiş fiyatlı kiralar söz konusu. Bitmedi; arabanız varsa, küçücük Malta&#8217;ya fazla gelen nüfusun sonucu olarak sokaklarda günlük park yeri bulamayacağınızdan, büyük ihtimalle bir garaj da kiralamanız gerekecek. Ev sahipliği buralarda iyi para getiren bir sektöre dönüşmüş gibi, Türkiye&#8217;deki arsayı müteahhite verme durumuna benziyor.</p>
<p>Malta&#8217;da bir çok çeşit konutu değişik koşullarda ve yerlerde kiralayabilirsiniz. Benim bayıldığım iki katlı müstakil cumbalı klasik Malta evleri, ada genelinde en tipik ev olsa da, özellikle göçmen nüfusun yaşadığı ya da daha turistik olan kıyı bölgelerde apartmanlar da yoğunlaşmış durumda. Ancak tarihi mirası bozmamak adına, apartmanlar da eski binalar restore edilerek yapılıyor gördüğüm kadarıyla. Ev keyifçileri için çatı katlarında teraslar ve ya müstakil evlerde küçük de olsa bahçeler de oldukça yaygın.</p>
<p>Benim ilk evim, yazın her gece festivallerin yapılıp havai fişeklerin atıldığı, denize sıfır çok işlek bir caddede olduğundan olsa gerek; ilk yılımız şıp diye geçip gittiğinde çok yorgun hissettik ve aynı şehirde ara sokaklardan ev bakmaya başladık. Bir yandan da, aslında arka bahçesinde çamaşır asarken çok yakınımızdaki büyük kilisenin ritmik çan seslerini dinlemeyi seven ben; ev sahibi şirketin tesisatçısına, banyoya ziyaretleri sıklaşan hamam böceklerinin içeri nasıl girebildiğini tespit ettirmek ve duvarlara dolgu yaptırmakla uğraşırken, diğer taraftan evin içindeki muhtelif deliklerden evi karınca basacağını bilemezdim elbet.</p>
<p>Evet tarihi dokuyu korurken binalar eski kaldığından, eğer düzenli bakım yapılmıyorsa, tesisatından tutun da iç döşemelerine kadar bazı şeyler elinizde kalabiliyor, musluklardan akan paslı sulardan saçlarınız da nasibini alabiliyor mesela.</p>
<p>Yeni evimize geçişle beraber, Malta&#8217;da hamam böceğinden kaçış olmadığını da çok geçmeden anlamış olduk. Zira artık bizim zannettiğimiz evde, bizden önce kendi konfor alanını ilan etmiş olan ve her delikten karşımıza çıkan bir gruptan kurtulmak için kısa aralıklarla dört kez ilaçlama yaptırdık. Sabır eşiğim ve genel olarak kişisel gelişimim konusunda hamam böceklerinin muazzam katkısını asla yadsıyamam.</p>
<p>Zannetmeyin ki göçmenlik halinde ev mevzusu salt olumsuz detaylarla dolu; hayır fakat alışık olmadığınız detaylarla. En size ait olacak yerde -evinizde- bile, size farklı, yabancı, garip gelebilecek, sizi zorlayabilecek, hangi ülkeye giderseniz gidin örneklerini yaşayabileceğiniz…</p>
<p>Evet daha zor; ama yine de yaşadığımız yeri, kendi esintilerimizi katarak bizim için konforlu hale getirmek ve yuvada hissetmek, yine bizden başka kimsenin elinde değil.</p>
<p>Nerede olursanız olun, gerçek bir eviniz varsa gurbette değilsiniz aslında.</p>
<p>Ve evinizde olduğunuz her yer sizin sılanız.</p>
<p>Her neredeyseniz, sılanızı yaratın ve güvenle kalın…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/neresi-sila-neresi-gurbet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göçmek, kalmak ya da karar verebilme fırsatına sahip olmak</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/gocmek-kalmak-ya-da-karar-verebilme-firsatina-sahip-olmak/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/gocmek-kalmak-ya-da-karar-verebilme-firsatina-sahip-olmak/?noamp=mobile#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2020 00:37:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gülçin Özşen Akkuş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=17847</guid>

					<description><![CDATA[Aslında biliyor musunuz, göçmek büyük iş?.. Müthiş bir konfor alanından çıkış. Fena halde bir yeniden başlayış… Tünelin ucunda ne var ne yok bilmeden tam bir maceraya atılış. Hani o yanlış-doğru, iyi-kötü fark etmeksizin güvenli olan, o sizden olan her şeyden uzakta, kendinizi emanet gibi hissedeceğiniz mecralarda el yordamıyla bir yola koyuluş&#8230; Bir yandan da, herkes [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında biliyor musunuz, göçmek büyük iş?.. Müthiş bir konfor alanından çıkış.</p>
<p>Fena halde bir yeniden başlayış…</p>
<p>Tünelin ucunda ne var ne yok bilmeden tam bir maceraya atılış.</p>
<p>Hani o yanlış-doğru, iyi-kötü fark etmeksizin güvenli olan, o sizden olan her şeyden uzakta, kendinizi emanet gibi hissedeceğiniz mecralarda el yordamıyla bir yola koyuluş&#8230;</p>
<p>Bir yandan da, herkes için mümkün ya da önemli olmayabilir bu tür bir farkındalıkla göçmek. Çünkü sene olmuş bilmem kaç (!!),  ama mecburiyetten göç edenler, sanırım hâlâ, kendi isteğiyle göç etme şansını bulmuş olanlardan fazladır. Ve mecburen gidiyorsan eğer, zaten geride bırakacağın bir konfor alanın bile yoktur.</p>
<p>Yaşam kaygısı, ekonomik sebepler vs. ile göç edenler için durum üzücü, bir o kadar da adaletsiz. Zorunlu göç, durumu &#8220;katlanılması gereken&#8221; bir hale getirirse, yaşamanın anlamını bile sorgulatabilir insana.</p>
<p>Fakat isteyerek, hayallerle çıkıldıysa yola, işte o vakit, kaçırılmaması gereken bir tecrübe bence. Ne de olsa, hayatta aradığımız anlam, sonuca çok da odaklanmadan süreci keyifle ve doyumla deneyimlemek değil midir aslında?</p>
<p>Biz de eşimle düşünüp taşınarak, artı-eksi kefeleri tartarak, hatta konu üzerinde bir kaç yıl demlenerek karar verdik yurtdışına yerleşmeye. Hayallerimizi, umutlarımızı yüklendik de geldik. İki seferde 10 bavula sığdırıp hayatımızı, çıktık bu yola.</p>
<p>İstedik ki; toplumsal açıdan daha sade ve rahat, içindeyken kendini pek de belli etmeyen bazı tutsaklık ve sınırlayıcılardan muaf yaşayabilelim, çocuklarımızı kendilerini özgürce ortaya koyabilecekleri, adaletli ortamlarda yetiştirebilelim.</p>
<p>Elbette bazı maddi-manevi standartlarımız vardı ve kaybetmek istemezdik. Bekledik, eşimin tayini çıkana kadar bekledik.</p>
<p>Malta&#8217;ya, sığınmacı ya da öğrenci değilseniz eğer, işinizi önceden ayarlamış olarak gelirsiniz. Adını herkesin bildiği uluslararsı kariyer platformlarının yanı sıra, bir Google amca sohbeti uzaklığında bulabileceğiniz bir kaç web sitesi ile işe girişebilirsiniz. Bunun dışında, Avrupa Birliği ile yapılmış Ankara Anlaşması uyarınca ticari faaliyette bulunmak için vize alabilmek de yasal olarak mümkün, fakat hiç yaygın değil. Ya da başka bir sebeple bir şekilde geldiyseniz zaten, ticari girişimci olmak için koşullar da ağır değil bildiğim kadarıyla.</p>
<p>Aslında ben bu işlerin uzmanı elbette değilken, size teknik bilgiler, bağlantılar vs. ile gelmeyeceğimi tahmin etmişsinizdir. Bu tatlı hikaye, ortaya çıkışını sadece, kendi kişisel deneyim ve izlenimlerimi paylaşma arzuma borçludur, biliniz.?</p>
<p>Kendinize uygun işi ararken, çok bayıldığım (!), aman pek de elzem (!!) olan ülkeler arası ekonomik-hiyerarşik-sınıfsal-ayrımcı ilişkilerden payınızı alarak; ve de tepişen fillerin altında ezilen çimenler olarak(!!!); Avrupa Birliği vatandaşı olmamanızın diyeti olan çalışma iznine ihtiyacınız olacaktır. Bu da demektir ki aynı zamanda, devlet kurumlarıyla emek ve zaman kaybederek çalışma izninizi çıkartmayı, sponsor olmayı göze alacak bir işverene de ihtiyacınız olacaktır.</p>
<p>İşte bu yüzden, bir fark yaratmanız, tercih edilmeniz için gerekli olabilir. Ya da belki sizin profesyonelliğinizi ve iş gücünüzü pazarlama yeteneğiniz, bu olumsuz görünen süreci alaşağı edecektir, kimbilir? ?</p>
<p>Malta&#8217;ya geldikten bir süre sonra, çok da kararlı olmamakla birlikte, kısa süre iş bakma sansı olan bendeniz, yaptığım birkaç başvuruya istinaden gelen her aramada çalışma iznim olup olmadığı sorusuna verdiğim o çok net cevap sonrası, &#8220;size eyi günnerrrr&#8221; tadında bir kapanışla karşılaşmışımdır.</p>
<p>Bu küçük adanın aynı zamanda İngilizce öğrenmek isteyenlerce epey tercih edildiğini bilmeyen sanırım yoktur. Geveze yazarınız şu noktada parantez açmadan edemiyor ki; burada öğrenci olmak gerçekten keyifli, eğlenceli ve ekonomik olsa da, ben olsam imkan varsa dili yerinde öğrenmeyi kesinlikle tercih ederdim.</p>
<p>Tercih etmeyen öğrenci arkadaşlar yine de şanslılar, Malta&#8217;da öğrenci vizesiyle haftada 20 saat çalışma hakkına sahipler. &#8220;Dil öğrenmeye gittiğim ülkede yerleşmek mi??&#8221; diye şaşırdıysanız, bunu deneyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok.</p>
<p>Durum &#8220;yerleşmeyi planladığım ülkede önce dil okuluna başlamak&#8221; şeklinde kolayca uyarlanıveriyor anladığım kadarıyla. Sonuçta Malta&#8217;da her durumda, çalışma izni için olay önce işverene çalışmakgibi görünüyor.</p>
<p>Ah bu arada… Efenim size bir haberim var; Malta çok küçük bir yer, iş hacmi de küçük. Ama dengede, doymuş, stabil bir çalışma ortamı var. Öyle sizin memleketteki gibi büyük rakamlar, hunharca koşturmalar, çok iş-az personeller, sürekli açılan yeni pozisyonlar, dalgalanmalar, sirkülasyonlar, yüksek işsizlik ya da enflasyon oranları, aşırı profesyonel hayatlar, plaza dilleri, hatta Kafdağı&#8217;nda burunlar falan beklemeyiniz. Şöyle anlatayım; burada sadece bir tane gökdelen var, yanlış hatırlamıyorsam ikincisi yolda.</p>
<p>Küçük ölçekli de olsa yere sağlam basabilen bir çalışma hayatıyla, kendi yağında kavrulan, sırtını ABye dayamış yeterli bir ekonomisi mevcut Malta&#8217;nın. Turizm ve online bahis ile hizmet sektörü başı çekse de, üretim deyince bırakın sanayiyi, çiftçilik-seracılık bile çok az yapılıyor. Gıdadan tekstile kadar ürünlerin çoğunun ithal olduğu Malta pazarından bir kaç gün önce satın aldığım el havlusunun, Bursa&#8217;dan, Türkiye&#8217;deki evimden belki sadece 10 km uzaklıktan ithal edilmiş olduğu da doğru olduğu kadar ironiktir.</p>
<p>Fakat böyle dar alanda böyle küçük yerli nüfusla Malta&#8217;nın yeşile ve yerli üretime yeterince alan açamamış olması bana pek şaşırtıcı ve anlaşılmaz gelmiyor. Alan açabildiği ise turizm, göçmenler ve dolayısıyla betonlaşma olmuş. Bana kalırsa, tıpkı AB&#8217;nin ekonomik katkısı gibi, turizm ve offshore bölge oluşu ile ivmelenmiş olan yabancı yatırım ve iş gücünün, Malta ekonomisindeki yeri çok belirgin. Ben bu sebeple, yasal olarak 5 sene çalıştıktan sonra Malta vatandaşlığına başvuru yapmak mümkün olmasına rağmen, pratikte başvuruların çok çok daha uzun yıllar sonra sonuçlandırılması insiyatifini, epey düşündürücü buluyorum.</p>
<p>Kurumsal hayatta adalet arayanlar, bir çok Avrupa ülkesi gibi Malta&#8217;da da bulabilirler diye düşünüyorum. Mesai saatleri bellidir; diğer Avrupa çalışma kültürleri gibi kimsede &#8211; insan olsun şirket olsun &#8211; kendini paralarcasına hizmet etme-ettirme ruhu yoktur. Tabii hala bir Türk şirketinde çalışıyorsanız bilemem.</p>
<p>Onun yerine , coğrafi yakınlıktan mıdır Akdenizli genlerinden midir nedir, bir siesta ruhu kesinlikle vardır. Malta&#8217;da bir çok özel işletmenin saat 13. 00-16.00 arası çalışmadığını söylemeyi atlamış olabilir miyim?</p>
<p>Yaşam standardı açısından, aylık gelirlerin genelde herkesi geçindirecek seviyede olduğu ama kimseyi de zengin etmediği gibi bir izlenimim var. Asayiş hep berkemal, durumlar stabil. Büyük sosyal projelerle öne çıkmış bir politik zihniyeti yoksa da, ya da bir süper ekonomi değilse de; Malta&#8217;nın sokaklarında evsiz bulamazsınız, ya da gelir dağılımında uçurumlar yoktur.</p>
<p>Malta&#8217;daki Türk nüfusuna bakarsak, çoğu kebapçı değil tabii ki ama ilk geldiğimde bu her bir tarafı denizle çevrili küçücük yerde bile bu kadar çok kebapçı görünce afallamadım değil. Zaten hayatımın tamamında da burada 3 yıldır yediğim kadar kebap yemememişimdir.</p>
<p>Ayrıca, Avrupalı Türkiye&#8217;de kebapçılığı baba mesleği, kebabı da ana yöresel yemek sanıyorsa bence yanılmakta gayet haklıdır.</p>
<p>Şaka bir yana, burada da her yerde olduğu gibi Türk arkadaşlar her sektörde, her pozisyonda; garson-patron, öğretmen-öğrenci, bankacı, yazılımcı, inşaatçı, vs…, kurumsal hayatta ve ya kol gücüyle emek veriyor.</p>
<p>Yaşamak için emek; yeni yollar, diyarlar, deneyimler için emek; keşfetmek emek; kendini bulmak, yolunu çizmek emek…</p>
<p>O halde… bugünkü dileğimiz de; herkesin istediği, tercih ettiği her yerde insanca, adilce, özgürce ve yargılanmadan emek verebilme hakkına ulaşabilmesi olsun!</p>
<p>Biz umut edelim de, vermeyenin iki yüzü kara nasılsa <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>Sağlıcakla, hayallerinizle kalınız…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/gocmek-kalmak-ya-da-karar-verebilme-firsatina-sahip-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük bir ülkeye, büyük bir göç</title>
		<link>https://www.maltahaber.com/gulcin-ozsen-akkus-kucuk-bir-ulkeye-buyuk-bir-goc/</link>
					<comments>https://www.maltahaber.com/gulcin-ozsen-akkus-kucuk-bir-ulkeye-buyuk-bir-goc/?noamp=mobile#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2020 09:57:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gülçin Özşen Akkuş]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.maltahaber.com/?p=17772</guid>

					<description><![CDATA[Göçmen olarak hangi ülkeye giderseniz gidin, ilk zamanlarınız sıkıntılı geçecektir. Ses çıkarmadan temkinle yürümeyi tercih edeceğiniz ilk günlerde; adına bir tür kimliksizlik, belki köksüzlük bile diyebileceğimiz o garip şeyi hissedebilir, elinizi kolunuzu nereye koyacağınızı bilemeyebilirsiniz. Zamanla, gittiğiniz yerin olumlu &#8211; olumsuz karakteristik özellikleri kendini belli etmeye başlar. Siz de, çetin ceviz değilseniz tabii ?, çok [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Göçmen olarak hangi ülkeye giderseniz gidin, ilk zamanlarınız sıkıntılı geçecektir. Ses çıkarmadan temkinle yürümeyi tercih edeceğiniz ilk günlerde; adına bir tür kimliksizlik, belki köksüzlük bile diyebileceğimiz o garip şeyi hissedebilir, elinizi kolunuzu nereye koyacağınızı bilemeyebilirsiniz.</p>
<p>Zamanla, gittiğiniz yerin olumlu &#8211; olumsuz karakteristik özellikleri kendini belli etmeye başlar. Siz de, çetin ceviz değilseniz tabii ?, çok da uzun olmayan bir süre sonra, insan evladının enn tipik özelliği olan uyum sağlama ve hayatta kalma işlevlerini çoktan gerçekleştirmiş buluverirsiniz kendinizi.</p>
<p>Malta&#8217;ya göçmen olarak gelmek benim için iyisiyle kötüsüyle dopdolu bir deneyimdi. Eşim bizden önce gitmiş, çalışmaya son hız başlamış, evimizi biz gelmeden tutmuştu. Denize 30 mt uzaklıkta şirin bir daireydi, en turistik kentlerden birinin çok hareketli ve merkezi bir caddesindeydi. Sıkı bir sigara bağımlısı olduğum o zamanlar, balkon manzarasını kötü emellerime az alet etmedim elbet.</p>
<p>İtiraf edeyim koca bir sanayi şehrinin her çeşit kirliliğinden sonra denize uzuuun uzun bakıp gözlerimi dinlendirebilme şansı, bende buldumcuk etkisi yarattı bir süre. Harika bir yere geldiğim için ne de şanslıydım değil mi? Detaylı ev temizliğini saymazsak, ilk haftalar tatildeyim sanrısı bile yaşadım. Denize girmek an meselesiydi, en güzeli kızımı oyalamakta hiç zorlanmıyordum. Birkaç saatlik ev işinin üstüne, Malta&#8217;nın nemli sıcağıyla kavrulmuş halde caddenin karşısına geçip, cısss sesini duyarak denize atlayıp birkaç saat dinlenebilmek Şam&#8217;da kayısıydı.</p>
<p>Maltada sahil şeridinde oturuyorsanız kapınızın önünden denize girersiniz, çünkü kimse plaj aramaz burada; denize kıyısı olan her yerden, şehrin göbeğinden bile denize girilir.</p>
<p>Ah, bir de Malta&#8217;da kimse evini bir Türk gibi temizlemeyebilir! Genellemeleri, ötekileştirmeleri sevdiğimden değil; 3 yıl sonunda hoşgörü &#8211; empati, şefkatten yana ne varsa deneyip yanılıp ikna olduğumdan konuşuyorum. Yeni gireceğiniz bir evde detaylı bir temizliği belki zaten göze almışsınızdır. Gel gelelim, benim ikinci evimde yaşadığım gibi, gardırob üstünden dökülecek topaklanmış toz yağmuru ya da mutfak mobilyasının altını kendi mahallesi zannedip yuva yapmış, hatta sizi haraca bağlamak üzereyken bulacağınız hamam böceği ailesi sizin için alışıldık olmayabilir.</p>
<p>Sözün özü, ilk bir kaç haftamız tanışma ve adaptasyonla geçerken günlerimizi, derin derin temizlikler ve eşimin işi dışında, deniz, gezinti ve keşiflerle doldurmaya çalıştık. Her adımda plaj, restoran, bar ve eğlence yerleriyle dolu bu küçük ve sıkışık ülkede ev dışında vakit geçirmek şimdilik kolaydı. İlk haftamızda utanmadık turist gibi sightseeing turuna bile katıldık.</p>
<p>En gezilesi yerlerden başkent Valetta, karakteristik mimarisi ve Malta tarihinden izleriyle gerçekten göz alıcı. Sadece Valetta değil, Maltanın genelinde de &#8211; diğer Avrupa ülkeleri gibi &#8211; tarihi değerlerin korunması çok önemseniyor ki, bizim betonlaşmış şehirlerimizden alıştığımız yepyeni binalarla hiç de sık karşılaşmazsınız, fakat her iki sokaktan birinde bir restorasyon görebilirsiniz. Yeri gelmişken, Maltanın neredeyse tüm mimarisi eski tip meşhur sarı Malta taşından ibaret olup, cumbalı şirin evlerle dolu tini mini sokakları ve elbette ihtişamlı kiliseleri seyirliktir.</p>
<p>Derken biz böyle geze dolaşa, daha doğrusu mecburen Malta Identity, yani göçmen ofisiyle de tanıştık. İlk tecrübemiz o kadar da kötü değildi. Çok kalabalık olduğu, önünde saatlerce beklendiği bilinen ofisin kapısına sabah 6.30da dikildik. İlk sıralardan içeri girmek istiyorduk, zira eşimin pek yoğun olan işinden uzun süre ayrı kalması ailemiz için görülmemiş şeydi, hatta olacak şey miydi ya hu? Sonuçta uykusuz ama öğlene kadar kart başvurularımızı yapmış pek muhteşem insanlardık. Ancak bu pek sevgili devlet kurumuyla ilgili maceralarımız tabiiii ki henüz bitmemiş olup (!) , bu satırların çıkmasına vesile olanın da bizzat kendisi oldığunu söylemeden edemiyorum şu an ben!..</p>
<p>Bir başka sevgili kuruma geçelim; kızım için okula kayıtta gecikmemek adına daha Türkiye&#8217;deyken Eğitim Bakanlığı&#8217;na yazmış ve başvuru için atılacak adımları öğrenmiştik. Hemen yola koyulunca kısa zamanda kaydı yapıldı. Avrupa vatandaşı olmadığımız için bizden alınan ilk dönemlik eğitim ücreti, oturum kartlarımız çıktığında adımıza çek yazılarak iade edildi. Çekin yanlış düzenlenmiş olması, bozdurmaya başvurduğumda geri iadesi, tekrar bakanlığa yapılan başvurum, yeniden beklenen bir 2 ay daha, vs şirin ayrıntılar bunlar..?<br />
Her iki kurumda da işlerin yavaş ve bazen zorlayarak ilerlemesi, bürokrasinin bir çok noktada hala manuel yürütülmesi, bizi şaşırtmış ve şimdiden hayal kırıklığına bile uğratmıştı.</p>
<p>Bizim için büyük değişikliklerden biri otomobilsiz oluşumuzdu. Memlekette ağır taşımamak için arka sokaktaki markete bile araçla giden biz, özel aracın eksikliğini sadece toplu taşımanın yetersizliğini fark ettiğimizde duyacaktık. Küçük bir yerde her ihtiyacını yürüyerek görebilmek, günlük hayatta araç ihtiyacı duymamak, ve düzenli yürüyüşü hayatımıza katabilmek bizim için inanılmaz bir avantaj ve özgürlüktü.<br />
Bir özgürlükle daha tanıştık; alım gücü kuvvetli bir para cinsinden gelir sahibi olmak. Her ne kadar ilk günlerde ben, her deneyimsiz Türk göçmen gibi, domatesi bile alırken fiyatını TLye çevirmeye kalksam da; 3 gün vahlanmanın ardından becerip de zihnimi ele geçirdim ve kazandığımız para cinsinden harcadığımızı idrak ettim de duruma adapte olup dondurma bile yedim. ?</p>
<p>Tıpkı dondurmada olduğu gibi, Malta yemek kültüründe de İtalyanın etkisi çok belirgin olup tavşan eti de çok yaygındır. Çok fazla yöresel çeşitlilik mevcut değilse de, Malta&#8217;ya özgü en bilinen tat yağlı ve gevrek bir börek olan patizzidir. Türkiye&#8217;de simit neyse Malta&#8217;da pastizzi odur, her köşe başında bulursunuz.</p>
<p>Bir ama koymak zorundayım buraya, beni çok hayal kırıklığına uğratan bir konuydu çünkü; o güzelim sokaklara yakışmayan çöp yığınları ve köpek kakaları! Malta&#8217;nın her bölgesi değil, ancak bizim de bulunduğumuz, hem göçmenlerin hem turistlerin yoğun olduğu kuzey tarafında sokakların durumu buydu malesef. İnsanlar toplama günlerinde kapı önlerine ev çöplerini bırakırlardı. Evcil hayvanların sahipleri tarafından temizlenmemiş dışkıları eşlikçi olurdu. Hal böyle olunca, ilk günlerde kafamdaki Avrupa algısını bile sorgulamıştım.</p>
<p>Konu hala nöronlarımca popülerliğini yitirmiş de değil.<br />
Ben bir çok ilkimi Maltada yaşadım. Geldiğimde ununu elemiş eleğimi asmıştım oysa ki. Çoktan eğitim hayatını tamamlamış, 10 sene kurumsal sektörden nasibini de almış, kariyer falan dinlemeyip gözü dönmüş ve istifasını vermiş 36 yaşında bir anne olmama rağmen üstelik..<br />
Şimdi bakıyorum da.. göçmenlik hali insanı güvenli alanından hızla uzaklaştırırken; hiç de hafife alınmayacak, dönüştürücü derslerle dolu, insana neler yapabileceğini gösteren muazzam bir deneyim!</p>
<p>Malta&#8217;da göçmen olmakla ilgili değişik konulardaki nacizane deneyimlerimiz ise arkası yarın tadında burada bizi buluşturmaya devam edebilir dilerseniz..</p>
<p>Sevgiyle ve meraklı kalın ?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.maltahaber.com/gulcin-ozsen-akkus-kucuk-bir-ulkeye-buyuk-bir-goc/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
